30 Aralık 2014 Salı

[Aysonu] Bu Ay Ne Okudum? | Aralık 2014


Her ay kendime bir sonraki ay daha çok kitap okuyacağımı söyleyip başaramamanın nasıl bir duygu olduğunu merak ediyorsanız bana sormanız yeterli; ne de olsa sanırım blogla uğraşmaya başladığımdan beri benzer bir durumda sürünüyorum. Güya, Aralık, benim geçtiğimiz aylardaki durgunluğumu "telafi" edeceğim ay olacaktı, şöyle güzelinden bir 15 kitap falan okuyacaktım. Nerede!

Bahanelerimi de sıralayıp okuduğum kitaplara geçmek istiyorum:
1) Bir Şans Daha ve Halüsinasyon olmak üzere iki farklı kitabın blog turunu yaptık.
2) Locke Lamora'nın Yalanları bitmek bilmeyen ve bitmesini de istemeyeceğiniz derecede güzel bir kitaptı. Okumam sanırım bir buçuk haftamı aldı.
3) Bazı günler sadece hiç kitap okuyasım yoktu...

Aralık'ta neler okumuşum, bakalım bakalım! :D

2. Locke Lamora'nın Yalanları - Scott Lynch - 5/5 YILDIZLI**
3. Ruh Hırsızı - Rachel Vincent - 2/5
4. İki Hayat Arasında - Jessica Shirvington - 5/5
5. Halüsinasyon - Alein Kentigerna - 4/5
6. Başlayanlar - Lissa Price - 4/5
7. Sonlayanlar - Lissa Price - 4/5
8. Hiçliğin Kıyısında - J.A. Redmerski - 5/5
9. Fırtına - Julie Cross - 3/5

Ve ne okumaktayım?

1. İntikamın Sırrı - Öykü Odabaş Kanneci
2. Çıtırlar Farkında Değil - Boris Vian

Aslında bu ikinci kitabı tam olarak "okuyorum" sayılmaz; başladım fakat hala devam etmedim... Neden bilmiyorum. Aslında sevmiştim okuduğum kadarı. Amaan, neyse. Okunur bir ara. Zaten elimdeki tüm kitapları "eninde sonunda" okuyacağım... umarım?

Bir de, şimdi dönüp bakıyorum da listeyi bitirdikten sonra, aslında hiç kötü durumda değilmişim ya. Gerçi ben son dört kitabı neredeyse son 1,5 haftada falan okudum. :D Yeni yılda daha başarılı aylık raporlar dileğiyle! :P

Fırtına (Tempest, #1) - Julie Cross | Yorum

Adı: Fırtına
Orijinal Adı: Tempest
Yazarı: Julie Cross
Yayınevi: Pegasus Yayınları
Sayfa Sayısı: 368
Goodreads Puanı: 3.72
Seri: Tempest #1

Günümüzde: Jackson ve Holly birbirine sırılsıklam âşık.
Gelecekte: Holly, Jackson'ın kollarında can verecek.
Geçmişte: Jackson kaderi değiştirmeli.
Sene 2009. On dokuz yaşındaki Jackson Meyer üniversiteli sıradan bir gençtir… Zamanda yolculuk yapabilmesi dışında. Ama bu yolculuklar filmlerdeki gibi değildir. Zaman sıçrayışlarından sonra şimdiki zamanda hiçbir şey değişmez, uzay-zaman sürekliliği sorunları da olmaz. Sıçrayışlar eğlencelidir ve kimseye zarar vermemektedir.
Ta ki yabancıların Jackson ve kız arkadaşı Holly'nin odasına daldığı ve Jackson'la mücadele ederlerken genç kızın ölümcül bir yara aldığı güne kadar. Panikleyen Jackson iki yıl geçmişe, 2007'ye sıçrar ancak bu seferki yolculuğu öncekilere benzemez. 2007'de mahsur kalmıştır ve geleceğe dönememektedir. Üstelik 2009'da Holly'yi vuran kişiler de Jackson'ı aramak üzere geçmişe giderler ve bu "Zamanın Düşmanları"nın güçlü, genç zaman yolcusunu kendi saflarına çekmek için yapmayacakları şey yoktur. Ya onu yanlarına çekecek… ya da öldüreceklerdir. Jackson, Holly'yi, hatta tüm dünyayı kurtarmak için ne kadar ileri gitmeyi göze alacaktır?

Bu kitapla çok önceleri, daha yurtdışında ilk çıktığında tanışmış fakat sonralarında bir ekopyasını bulmayı başaramadığım için okumamıştım; eh, üzerinden zaman geçtikçe de okumadığım 239849324 kitaptan biri olarak tarihin tozlu sayfalarındaki yerini almıştı. :P Sonra Pegasus'tan çıktığını öğrendiğimde ilk işim - düzeltme: fuardaki ilk işim - gidip almak oldu, çünkü çok merak ediyordum! Zaten ben okumaya başlamadan önce Filiz bana çok seveceğimi söylemişti, ben de artık en sonunda bunun gazıyla ve içimde büyüyen merakla kitabı okudum.

Başlarken aslında pek bir beklentim yoktu, yazar ne tür bir kurgu sunabilir diyerekten kendimi her şeye açık tutmuştum. "Öyle olacak," ya da "Bu tarz bir şeyler okuyacağım," gibi bir sınırlama getirmemiştim algıma. İyi ki de getirmemişim, çünkü bir şeyler kursaymışım kafamda hiçbir şekilde tutmazmış. Kitabı bitirdikten saatler sonrasında bile düşünüyorum fakat yerine oturmayan o kadar çok şey, cevaplanmamış o kadar çok soru var ki, kendimi daha fazlasını merak ederken buluyorum. 

Şöyle ki, yazar hikayeyi oldukça dağınık kurmuş ve ben dağınıklığı pek seven birisi değilimdir, en azından bir şeyleri anlamaya çalışıyorsam. İlk önce ana olayları bilmek, işleyişi öğrenmek, sonra detaylara dalış yapmayı tercih ederim. Bu kitap bana tam tersi bir yolculuk sundu. Zaman yolculuğuyla ilgili bilinen detayları alacağım, birleştirip kafamda bir mantık çerçevesine oturtacağım derken canım çıktı ve hala da net bir şeyler yok elimde. Kitabın bu yanı bana pek hitap etmiyordu anlayacağınız. Yazar bu zaman yolculuklarını daha bir anlamlı yapsaymış belki daha çok sevebilirdim çünkü o zaman kitabı anlardım. Bu haliyle kitabı okudum okumasına da, öğrendiğim yer yeni bilgiyle aklımdan "Yazar bunu bilerek mi yapmış, yoksa gerçekten de kurgularken büyük sıkıntılar mı çekmiş?" diye geçirmeden edemedim.

Serinin devamını okumayı başardığımda - Pegasus yakın bir gelecekte, ben bu kitaptaki olayları unutmadan çıkartırsa eğer - aklıma oturacağını umuyorum tüm olan bitenin, çünkü CIA, zamanda yolculuklar, başlangıç kalelerin değişmesi, Zamanın Düşmanları, genetik deneyler, falan filan derken birçok aksiyon yaşandı; fakat bu aksiyonlardan sonra hiçbir şey durulmadı. Hani genelde seri kitapları bile olsa kitabın bir sonu vardır ya, bu kitabın da bir sonu vardı, bu inkar edilemez fakat bir seri kitabı için bile tam bir sondu denemez. Yani diğer kitapların daha sağlam olacağı konusundaki umuduma tutunuyorum.

Bütün bunlar dışındaysa, kitabın orijinal bir kurgusu olduğunu kabul etmem gerekir fakat dengelenememiş gibiydi: Jackson ve Holly'nin aşkı, bütün bu zaman yolculuğu olayının çözülmeye çalışılması, CIA ajanları ve bilinmeyen gerçeklerin ortaya çıkması derken yazarın bazı şeylere bazı anlarda gereğinden fazla odaklandığı hissine kapıldım. Ne tam bir aksiyon yaşandı ne de tam bir aşk romanıydı; arada derede bir şeydi benim için yani. 

Çeviride beni öyle aman aman rahatsız eden bir şey yoktu ve oldukça akıcıydı; başladığım gibi bitirdim diyebileceğim kadar hızlı okuduğum ve okurken de eğlendiğim - yoksa o kadar hızlı okuyamazdım - bir romandı. Hani bazı şeyleri tam olarak kavrayamamış olmama rağmen gerçekten eğlendim ve öğrendiğim her yeni şeyde, yazarın okuyucuya sunduğu yer yeni olayda, biraz daha içine girdiğimi hissettim. 

Ayrıca kapağı ve kitabın hardcover bir şekilde basılmış olması da işleri değiştiriyor - baskısına bayıldım! Normalde hardcover basılmış kitaplardan kaçınırım çünkü 30tl gibi süperli fiyatları oluyor fakat fuardan aldığım için (ve fuardan gerçekten çok kitap aldım) çok da suçlu hissetmiyorum. Pegasus yavaş yavaş bu tür kitapları böyle basmaya başladığı için korksam da yapacak bir şey yok; meraklandık mı alıp okuyoruz işte...

25 Aralık 2014 Perşembe

Kitap Senaryoları | Mimlendim #10


Pollyanna'nın Kitaplığı beni mimlemiş! Ona bu mim için tekrardan teşekkür ediyor ve aşağıdaki yedi soruyu yanıtlamaya başlıyorum. Doğrusu oldukça sıkıldığım, hiçbir işimin olmadığı (yalan) bir gündü ve az çok blogla ilgilenmek bile moralimi düzeltiyor, o yüzden bakalım bakalım. :D

1. Bütün kitaplarından kurtulman gerekiyor. Sadece belirli türlerden (Fantastik, Kurgu olmayan ve senin seçtiğin bir tür) birer tane kitap kalabilir. Hangi kitaplar kalırdı?
Ya hep ya hiç! Eğer tüm kitaplarımı atacaksam hepsini atarım. Ne o öyle? Bir anne evlatları arasından seçebilir mi? Ya da bir abla kardeşlerini ayırabilir mi? Bir kitapkurdu nasıl kitaplar arasında ayrımcılık yapsın? Bir de türlere falan girmiş. Irkçılık bu, itiraz ediyorum sayın yargıç!

2. Kitapçıdasın ve senden küçük birinin annesine okumayı sevmediğini söylediğini duyuyorsun. Ama annesi onun bir kitap alması konusunda ısrar ediyor. Yanlarına gidiyorsun ve okumayı fazla sevmeyenler için uygun olduğunu düşündüğün bir kitabı öneriyorsun. Bu hangi kitap?
Ya ben bunu daha önce kuzenim için yaptım ama pek işe yaramamıştı... Önerim Narnia'ydı, çünkü hem daha küçük yaştakilere odaklı hem de macera üzerine macera. Küçükken her gece babam bana Narnia'dan bir bölüm okurdu, ben de öyle yatardım falan, yani anısı da var. Sonrasında severek de tekrardan okumuştum yani. Kuzenim garip benim de biraz. :P

3. Kendini iyi hissetmiyorsun ve toparlanmaya ihtiyacın var. İyi bir ruh hâline girmek için hangi kitabı okursun?
Herhangi bir kitap olabilir. O sırada okumakta olduğum kitap her ne ise ona devam ederdim, çünkü mutsuz olduğumda pek fark etmiyor ne okuduğum. Daha küçük yaşlarımdayken de ne zaman üzülsem gider kitap okurdum, başka hayatlara odaklanmak da beni kendi üzüntümden uzaklaştırırdı. 

4. Küçüklüğüne zaman yolculuğu yapıyorsun. O zamanki hangi kitaba kendini kaptırırdın?
Alacakaranlık! Ben okumayı o seriyle sevdim, çok net hatırlıyorum. Beşinci sınıfa gidiyordum ve bir sınıf arkadaşım - adı Arda'ydı - derse Alacakaranlık'ın ilk filmini getirmişti, izliyorduk. Sonrasında bu neymiş diye merak edip kitabı olduğunu öğrenmiş ve seriye başlamıştım. Bir bakmışım günde iki kitaba kadar çıkabilen bir kitapkurdu olmuşum! :D

5. Arkadaşın sana 4 günlük bir tatil sürprizi yapıyor ve bavul hazırlaman için sadece 1 saatin var. Yolda okumak için hangi kitabı alırdın?
Okumadıklarımdan en yakınımda ne varsa. Mesela şu an yapılacak olsa bu, gelecekteki tur kitaplarımızı alabilirdim; ya da Hiçliğin Kıyısında'yı. Hala okuyamadım onu ve herkes çok beğenmiş, meraktan çatlayacağım sanırım. 

6. Evin soyuldu! Endişelenme, her şey yerinde ancak kitaplığın yağmalanmış. En çok hangi kitabının güvende olmasını isterdin?
Sizi birinci soruya yönlendireyim: NASIL SEÇEYİM KİTAPLARIM ARASINDAN BEN?

7. Arkadaşın kitabını ödünç alıyor ve berbat bir hâlde geri getiriyor. Hangisini yapardın? 
a) Fark etmemiş gibi davranırdın. 
b) Aynısından sana almasını isterdin. 
c) Gizlice onun bir kitabına da aynısını yapardın.
Kendi şıkkımı eklemeyi seçiyorum: d) İlk önce ona bağırıp çağırır, sonrasında ona bir daha kitap ödünç vermeyeceğimi söyler, ardından "Sana güvenmiştim!" şeklinde başlayan bir duygu sömürüsü yapar ardından b şıkkına geçerim. Başkasının kitabına zarar verecek kadar kötü olmadığım gibi görmezden gelebilecek kadar sakin bir yapıya sahip değilim. Biri kitabıma kötü davranacak ve görmezden geleceğim? Ben onları nasıl koruyorum bir bilginiz var mı :D (Herkes büyük ihtimalle o derecede koruyor ama olsun. :P) Mesela geçen Baran'a henüz okumamış olduğum bir kitabımı ödünç verecektim ve çocuğa kitaba iyi bakmasını 29324234 kere söyledim sanırım...

Etiketlediklerim: İki Kapak Arası, Olimpos Günceleri (tek tek herkesi yazmaya üşendim) ve Hayal Perest'in Zaman Yolculuğu
Bekliyorum kızlar ve Niyazi! :D

22 Aralık 2014 Pazartesi

Kitabın ana odağı Damgacı adı verilen bir seri katil olduğundan, turumuzun bu noktasında tüm takipçilerin içindeki seri katilleri ortaya çıkartma kararı aldık! Tabii elbette sizleri sokağa salıp seri cinayetler işlemenize izin veremeyeceğimize göre, dedik en iyisi biz bu sorunu bir anketle çözelim ve araştırmaya başladık... Araştırdık, soruşturduk ve yaparken eğlendiğimiz, aynı zamanda sizlerin de eğleneceğini umduğumuz iki şirin anket toparladık. (Yani ben yaptım.)

Anket 1: Hangi Seri Katille Beynin Aynı Çalışıyor?
Apollon & Nyks: Cathrine Tramell
Seni doğadaki bir unsura benzetecek olsak, o Yusufçuk olurdu. Çünkü yusufçuk misali erkeği istediğin kadar kullanır, sonra karnın acıkınca yersin. Tam bir dişisin yani. Ama daha da tehlikelisi, dişiliğinin dibine kadar farkındasın. Cazibenden erimemek mümkün değil. İnsanları manipüle etmeyi de çok iyi biliyorsun. Çünkü insan psikolojisinden anlıyor, ilk bakışta onların zayıf noktalarını görebiliyorsun. Son olarak, sevmelerin anlıktır ve fakat akıl alır; ama bir terk edersen, o terk ediş evlat acısı olur çıkmaz içeriden!
Athena: Keyser Söze
Sen tam bir suç dahisisin. Planların hep tıkır tıkır işler. Geri kalan herkes ise birer piyondur. İnsafsızsın öncelikle. Bir amaç doğrultusunda bir şeyin yapılması gerekiyorsa o şeyin iyi mi, yoksa kötü mü olduğunu düşünecek vaktin yoktur, anında yaparsın. Bu uğurda etrafındakilere zarar veriyor olmaksa senin pek umurunda olmaz. Son olarak kamufle olmayı o kadar iyi beceriyorsun ki, dünyanın tüm dedektifleri birleşse kelepçeyi bileğinden geçiremez, ey korkulu rüya!
Afrodit: Dexter
Evet canisin, evet katliamlardan katliam beğenirsin ve evet sosyopatsın. Fakat böyle olmanda çok geçerli sebeplerin var. Bir kere kokuşmuş kanunlara inanmıyorsun, bunun için kendi kanunlarını işletiyorsun. Adaletin Demokles'in kılıcı gibidir yani, hainin-sapığın-kötünün başına iner, hiç şüphesiz, ki kendilerini masada buldukları vakidir. Ayrıca oldukça ayrıntıcı birisin. Gözünden hiçbir detay kaçmaz. Kılı kırk yarmak, senin için üretilmiş bir deyim kısaca. Ahh bir tane lazım senden buralara, çünkü masaya yatırılacak adam çok!
Demeter: Light Yagami
Sen oldukça kindar bir insansın. Sana yapılan yanlışları asla unutmaz, bir kenara "yazar"sın. Ancak deftere yazdığın kişiler, o defterde olmayı sonuna kadar hak eden kişilerdir. Bu dünyayı daha iyi bir yer haline getirmeye çalışıyorsun kısaca. Yoksa psikopat değilsin asla. Kötüleri öldürmekten zevk almansa başka bir konu. Kötüleri öldürmekten kim zevk almaz ki zaten. Lefter gibi insansın son olarak: Versinler sana isimleri, yazarsın anında deftere :)
Artemis: Jigsaw
Puzzle gibi insansın vesselam. Aklından geçenleri okumak dünyanın en zor şeyi. Sırrın, gizemin de çoktur. Bu yüzden herkesin merakını cezbedersin. Ayrıca oyuncu bir insansın, hayatı bir oyun olarak görüyorsun. Ancak çocuk oyunu değil bu sendeki, "hayat oyunu". İşte bu yüzdendir "I want to play a game" demelerin. Az ama öz konuşursun son olarak. Dinleyen kulaklaraysa büyük nasihatların vardır, bay/bayan elektrikli testere!

Olimposluların anket sonuçlarını gördüğünüze göre, sıra size geldi! Anketi yapın, çıkan karakterin bir ekran alıntısıyla beraber bizlerle paylaşın ve ardından şu soruyu aklınıza gelen en yaratıcı şekilde yanıtlayın: Bir seri katil olsaydınız öldürme metodunuz ne olurdu?

Mesela kitaptaki katilimiz vücutlarına kadın isimleri ve "Mesquita" yazıyor, 118 numarasını dağlıyor ve onlara öldürmeden önce işkence ediyor. En yaratıcı iki kişinin sonuçlarını ve öldürme metodlarını sayfada paylaşarak geleceğin korkulu seri katillerini şimdiden ifşa etmek istiyorum. :D Sonuçlarınızı ve metodlarınızı bana yorumlardan ya da Olimpos Günceleri'nin mesaj kutusundan iletebilirsiniz! En yaratıcı olan kazansın! :D

ANKETE GİTMEK İÇİN TIKLAYIN.

Anket 2: Yoksa potansiyel bir seri katil misiniz?

Bu mini test, uygulayan kişinin seri katile dönüşecek psikolojik kapasitede olup olmadığını belirlemek amacıyla hazırlanmış. Bu testin uygulandığı ilk seri katillerden Charles Manson dahil, her seri katil aynı cevabı vermiş. Charles Manson, Ted Bundy, Jeffrey Dahmer... 

SORU: 
Annesinin cenaze töreninde bulunan bir kadın son derece üzgündür. Derken hiç tanımadığı çok yakışıklı bir adamla tanışır ve ilk görüşte aşık olur. Annesinin ölümüne rağmen kadının keyfi yerindedir. Saatlerce konuşurlar ancak cenazeden sonra adam ortadan kaybolur ve kadın bir daha ondan hiç haber alamaz. İki hafta sonra kadın, kız kardeşini öldürür. Neden? 

A. Çünkü adamın kız kardeşinin sevgilisi olduğu ortaya çıkar. 
B. Adam aslında kadının kılık değiştirmiş kız kardeşidir. 
C. Kadın, adamın bir aile dostu olma ihtimalinden yola çıkarak, tekrar bir cenazede karşılaşma umuduyla kız kardeşini öldürmüştür. 
D. Kız kardeş aşk acısıyla ortaya çıkan öfkenin kurbanı olmuştur. 

CEVAPLAR: 
Eğer A, B veya D şıklarından birini seçtiyseniz seri katil olma potansiyeli taşımıyorsunuz. Tamamen aklı selim olduğunuzun bilinciyle rahatlayabilir ve hiçbir şey için endişelenmeden huzurla hayatınıza devam edebilirsiniz. 

Eğer soruyu hemen cevaplayıp sonra cevap anahtarını görünce cevabınızı değiştirdiyseniz ya gerçekte ne olduğunuzu görmekten korkuyorsunuz ya da havalı olmaya çalışıyorsunuz. 

C şıkkını seçtiyseniz, bu bir seri katille aynı şekilde düşündüğünüzü gösteriyor. Bu sorunun sorulduğu tüm seri katiller adamın bir aile dostu olabileceğini ve ikinci bir cenaze törenine katılabileceğini düşündü. Eğer adamı tekrar görebilmek için kız kardeşinizi öldürmeyi düşünüyorsanız, sandığınız kadar aklı başında biri değilsiniz.

Şimdi bu üstteki mini anketi neredeyse her yerde gördüm ve doğrusu çok komik buldum, o yüzden paylaşıyorum. Yani ne kadar doğrudur, ne kadar tutarlıdır bilinmez ama... yine de sorayım, siz hangi şıkkı seçtiniz? Ben bunu yapabilecek kadar şanslı değildim çünkü gözlerim hemen yanıtlara kaydı, umarım sizde öyle olmamıştır. Diğer Olimposlulara elbette ki cevapları göstermeden sordum soruyu ve işte yanıtları! (Doğrusu korkmadım değil, ben ne gibi insanlarla birlikte çalışıyorum öyle?!)

Demeter: C
Nyks: C
Afrodit: B
Artemis: C
Apollon: C

Tabii ben Olimposlularla durur muyum? Durmam tabii! Birkaç blogger arkadaşcığıma da sordum bu soruyu ve bunlar da onların yanıtları;

Eren: B
Beyza: C
Filiz: C

Evet arkadaşlar, bu kadar çok C yanıtından sonra gidip bir daha bu insanların arasına girmeyesi geliyor insanın ama tabii bu pek mümkün değil, sonra peşime düşerler falan, hiç risk almamak lazım, değil mi? (Gerçi Filiz'in teorisi çok kitap okuyor olmamız, bu yüzden bizde kurgu bol ve tabii ki de bu bolluk bizi en "ilginç" duran yanıta yönlendiriyor. Bence sadece beni kaybetmemek için diyor bunları ama neyse. :P)

Eğer katılmadıysanız Rafflecopter çekilişimize katılmayı unutmayın!

Adı: Halüsinasyon
Yazarı: Alein Kentigerna
Yayınevi: Panama Yayıncılık
Sayfa Sayısı: 420
Goodreads Puanı: -
Seri: -

Doğradığı her kurbanın üzerine başka bir kadının ismini dağlayan bir sapık... Katilin saplantı haline getirdiği 118 rakamının gizemi...
Polisle, kedinin fareyle oynadığı gibi oynayan kan içici bir avcı. Onun peşine düşen, kendi ruhsal sıkıntıları içinde boğulup kalmış kırk dört yaşında bir profil uzmanı.
Aklın sınırlarını zorlayan bir hayal gücü, kalbin temposunu bozacak bir gerilim ve hemen yanı başınızda soluğunu hissedeceğiniz güçlü karakterler. Elinizdeki kitap pimi çekilip beyninizin labirentlerine bırakılmış bir bomba etkisi yaratacak!
Soluğunuzu kesecek, zihninizi allak bullak edecek, sarsıcı, gerçekçi bir psikolojik-gerilim kurgu.
Bildiğiniz her şeyi unutun ve aklın sınırlarını zorlayacak bu gizemli hikâyenin kapılarından geçin; kitabı bitirdiğinizde hayat çok farklı olacak.
Çünkü zihninizde açtığı tahribatı kolay kolay tamir edemeyeceksiniz!
Hiç düşmeyen bir tempo!
Tedirgin edici bir gerilim!
Baş döndürücü ve karmaşık bir gizem!
Tahmin edilmesi imkânsız bir son!

Doğrusu yorumuma nereden, nasıl başlayayım pek emin olamıyorum. Aklımda çok daha detaylı bir yorum vardı, fakat kitabın konusu ve olay örgüsünden söz etmeye başladığım noktada geri kalan her şey çorap söküğü gibi geleceği için oralara pek girmemeyi tercih ediyorum. Ben pek polisiye seven birisi değilimdir çünkü soğuk dil ve alabildiğince detay, özellikle polislerin veya ajanların bir parçası olduğu birimlerle ilgili, beni pek çekmiyor. Bu da benim bu kitaba büyük bir ön yargıyla başlamama neden oldu tabii; fakat yazarın diline ve oldukça fazla detaya alışmayı başardığım noktada, kitabı elimden bırakmak istemedim çünkü o kadar zekice kurgulanmıştı ki, devamında ne olacağını merakla beklemekten başka bir şey gelmedi elimden.
"Toplum dediğin bu işte, yaşadığı çukurun içine sıçan bir hayvan sürüsü. Devletse sıçma saatlerini bile ayarlayan bir kurum. Tanrı da insanların sıçma şekillerine göre günah ya da sevap yazan bir bekçi. Bu kadar basit işte, senin gibi ceket kravat giyenlerin dünyamızı uygarlıkta getirdikleri son nokta bu!" - syf. 356
Bu, kitabın yazarı Alein Kentigerna'nın okuduğum ilk romanıydı ve gelecekte diğer romanlarına da bakmayı planlıyorum doğrusu, çünkü etkilendim. Gerçekten etkilendim. Kitap oldukça basit başladı, sıradan bir profil uzmanı, FBI ajanları ve bir seri katil davasıyla açılışı yapan yazar, olayları ve sırları, bilinmeyeni oldukça dozunda arttırarak hem heyecanı hem de merakı kademe kademe arttırdı. Sunduğu her yeni bilgi parçasıyla okuyucuyu biraz daha kışkırttı, sayfaları çevirmeye biraz daha ittirdi beni. Ve öyle bir nokta geldi ki, her şey çözülerek yerli yerine oturacaktı. Kitaptaki geriye dönüşler, farklı zamanlar, geçmişten ve günümüzden kesitler, hepsi gerçekten çok başarılı bir şekilde yerleştirilmişti. Bir bölümde bir durumdan veya olaydan bahsedildiyse, en fazla iki ya da üç bölüm sonrasında o olayı öğreniyorduk ve elde ettiğimiz bilgi ışığında aklımızda daha fazla soru canlanıyordu; öğrendiğimiz neredeyse hiçbir şey, kitabın ta en sonuna dek pek tatmin edici değildi çünkü her zaman eksik bir parça bulunuyordu.
"Peki bana insanlığımı da geri verecek misin? Etrafımdaki kuşatmadan beni kurtarabilecek misin? Kuşatılmış olduğumu hissediyorum. Bu dünyaya ne için geldiğimi ne için yaşadığımı düşünüyorum ve verebileceğim tek bir cevap var. Tüketmek! Televizyonda izlediğim reklamlar, filmler, bana hep çılgınca tüketmemi söylüyor, ürettiğim şeyin işe yarayıp yaramadığının, verdiğim emeğin hiçbir önemi yok, gözlerim kapalı bir şekilde tüketmemi istiyorlar benden. Ve harcayacak param olmadığında, tüketecek bir şey bulamadığımda kendimi tüketiyorum, ilişkilerimi tüketiyorum. İnsanlığımdan azalıyorum, tükettikçe azalıyorum ve bunun farkında değilim. Filmlerde izlediğim, gerçek hayatta asla karşıma çıkmayacak kadınlara aşık oluyorum, onlarla sevişmek, onlarla aşk yaşamak istiyorum ve karşıma çıkan kadınlarda bilinçaltıma yerleşen o muhteşem film yıldızı kadınları bulamayınca karşımdakinden hızla soğuyorum. Kimseyi anlamadan, dinlemeden yargılayıp kendimden uzaklaştırıyorum. Her şeyden nefret ediyorum, bütün devletlerden, kurumlardan, insanlardan, toplumdan, dinlerden, her şeyden... Hepinizden!" - syf. 242
Üç bölümden oluşan kitap açılışı Mike'ın, yani FBI ajanı olan profil uzmanının hikayesiyle yapıyor, sonrasında Miguel'in hikayesiyle devam ediyor ve en son (aynı zamanda en kısa) bölümde de 118 sayısının gizemini ve önemini açıklayarak kitabın sonunu getiriyordu. Kitap beklentilerimi birçok noktada aşarken, doğrusu sonu beni pek tatmin etmedi, ağzımda biraz acı bir tat bıraktı. Sanki yazar, iki, hatta iki buçuk bölümde anlatmış olduğu tüm o hikayeye bir son yazamamış hissiyatı bıraktı bende, sanki kolay yolu seçerek kaçmış gibiydi, benim için büyük bir hayal kırıklığıydı yani. Ben zeki kurgulanmış kitapları çok severim ve bu kitap o kadar iyiydi ki! Tek sorun sonuydu. Hatta tam sonu da değil, son birkaç sayfası sadece. O noktaya gelene kadar ama... o kadar iyiydi, o kadar detaylı, o kadar gerçekçiydi ki, bir an ben bile dünyadaki yerimi sorguladım.
"Gürültü ve huzur, rekabet ve paylaşım, iyi ve kötü... Aynı kentin içinde, aynı mahallede, hatta aynı evi içinde büyümüş insanlar nasıl bu kadar birbirinden zıt olabiliyor, nasıl dünyayı bu kadar farklı yorumlayabiliyorlar," diye düşündü. "Kimileri yaşadığı hayattan bir şeyler almaya çalışıyor, kimileri ise hayata bir şeyler katmak... Kimisi vahşi bir hayvan gibi insanları öldürüyor, kimileri de insanların hayatlarını kurtarabilmek için ömrünü tüketiyor." - syf. 149
Karakterlerin yaşadıkları, hissettikleri, kişilikleri ve davranışları gerçekten tutarlıydı ve kitapta bahsi geçen kuruluşlarla ilgili oldukça derin, keskin detaylara yer verilmişti. Kitap, benim şu noktada gerçek mi değil mi bilmediğim fakat okurken yeterince gerçek görünen istatistiksel verilerle desteklenmiş, en son noktaya kadar gerçek olabilecek bir hikayeyi okuduğum hissi uyandırmıştı bende. Hayatımda ilk defa bir otopsi okudum ve aynı şekilde ilk defa bir seri katilin karakter ve davranış analiziyle ilgili tahminlerin nasıl yapıldığı hakkında biraz fikrim oldu. Kitabın ne kadarı gerçek ne kadarı değil bilmesem de, doğrusu bana çok şey kattığını hissettiğim bir polisiye macerası oldu. Keşke sonu tam bir kapanışla bitseydi, keşke yazar öyle bir çıkış noktası kullanmasaydı. O kadar güzeldi ki her şey!
"Benim sevdiğim kimse yok!" diye kükredi Miguel. Gözleri alev alev nefret kusuyordu. "Kimse de beni sevmedi. Beraber olduğum kadınlar bile, hepsi de etimin peşindeler. Onlar için et yığınıyım ben, sevilmeyecek aşık olunmayacak, sadece sevişilip kenara atılacak bir adamım. Yalnızca bir seks aracıyım! Bir vibratörden farksızım!" - syf. 243
Mike'in katilin peşinden koşması ve sonradan gelişen her şey o kadar istikrarlı ve planlıydı ki, içten içe yazarın bu denli başarılı bir şekilde kurgulamayı nasıl yapmış olabileceğini sorgulamadan edemedim. Sonrasında Afrodit'le kafa kafaya verip yazarın aslında eski bir FBI ajanı olup olamayacağını konuştuğumuzu bilirim, o derece başarılı yazılmış bu kurgu. Benim gibi polisiyeden uzak duran bir okuyucuya bile sevdirebildiyse kendisini zaten ortada bir durum vardır, bir başarı vardır bence.
"Her cinayetin bir nedeni vardır," dedi Michael. "Ve her katilin içinde bir masumiyet vardır!" - syf. 353
Okumaya başladığımı Instagram hesabımda belirtmiş, altında da kitapla ilgili oldukça olumlu görüşler almıştım; o noktada ön yargım sürmekteydi ve kitabı pek merak da etmiyordum, bir tek o yorumlar ve Demeter'in bitmek bilmeyen "Ben ... sayfadayım, valla okusan çok seversin, işler çok ilginçleşiyor," ısrarlarıyla ön yargımı bir kenara bırakarak okumaya başlamıştım ve iyi ki de okumuşum doğrusu! Normal şartlar altında elimi sürmeyeceğim fakat şu noktada kitaplığımda bulunduğu için çok mutlu olduğum bir kitap. 

Alıntılar aslında benim işim değil, onları Artemis'te göreceksiniz, fakat okurken kendim için altını çizdiğim ve işaretlediğim yerleri de sizlerle paylaşmamış olmak istemediğimden paragraflar arasında serpiştirdim birkaç tane. Eğer altını çizdiğim yerlerin tamamını merak ediyorsanız, yeni yeni kullanmaya başlamış olduğum 1000kitap profilime gidip oradan görebilirsiniz. 

Sonuç olarak okumaktan hiçbir şekilde pişman olmadığım ve okurken oldukça zevk aldığım, beklentilerimi hayli hayli aşan, gerçekten başarılı bir kitaptı Halüsinasyon ve polisiye severlere kesinlikle öneriyorum. Hem belki sonu size, bana dokunduğu kadar dokunmayabilir bile. Ben sadece yediremedim kitabın o şekilde sonlanmasını kendime. Neyse sakinim. :D

Ön Okuma


Rafflecopter çekilişimize katılmayı unutmayın!
a Rafflecopter giveaway

21 Aralık 2014 Pazar

Kış Okuma Şenliği 2014 | Liste

Ve Kış Okuma Şenliği başlasın! Güz'de istediğim kadar iyi bir performans gösterememiş olsam da bu sefer puanımı yüksek tutma konusunda çok azimliyim! Bu dönem benim için yoğun bir dönem olacak fakat okulun olduğu hangi dönem yoğun değil ki? O yüzden yine kötü bir puan alırsam üzülmemeye çalışmayı planlıyorum fakat bakalım. En azından Güz'deki puanımı yükselteyim, bu bile yeter. Bu seferki kategoriler daha uymuş bana, elimde olanları sıkıştırdığım gibi hep merak edip bir türlü okuma fırsatım olmayanları da sokuşturdum aralara. Bakalım hangileri okunacak, hangileri değişecek, hangilerine el bile sürmeyeceğim. :p 

Eğer içinizde Kış Şenliği'ne katılan varsa ve eğer listelerinizi bir yerlerde paylaşmışsanız, yoruma linkini bırakır mısınız? Hem bende boş olanları bir şekilde doldurmak, hem de kim ne okuyor merakımı gidermek istiyorum. :D Bir de, bu şenlikte biraz gaza getirdim, umuyorum ki Demeter ve Afrodit de katılacak bu sefer :D Bakalım bakalıım. *-*

1. Kategori (10 puan): Altın Kitaplar Yayınevi'nden bir kitap. 
Üç / Sarah Lotz / Altın Kitaplar Yayınevi / 472 Sayfa

2. Kategori (10 puan): Bir çizgi roman veya foto roman.
----------------------------

3. Kategori (10 puan): Fantastik kurgu/bilim kurgu/distopya/steampunk vb. türde bir kitap.
Rüzgarın Adı / Patrick Rothfuss / İthaki Yayınları / 736 Sayfa

4. Kategori (10 puan): Adında bir akrabalık ilişkisi geçen bir kitap.
Duman ve Kemiğin Kızı / Laini Taylor / Artemis Yayınları / 444 Sayfa

5. Kategori (10 puan): Bir şiir kitabı.
Ah'lar Ağacı / Didem Madak / Metis Yayınları / 73 Sayfa

6. Kategori (10 puan): Yasaklanmış bir kitap.
1984 / George Orwell / Can Yayınları / 352 Sayfa
1949 tarihli politik alegorik roman 1950'de Josef Stalin tarafından SSCB'de yasaklandı. Stalin romanda hicvedilenin kendi iktidarı olduğunu düşünmüştü. İngiltere ve ABD’de de ise komünizm, Antisemitizm ve cinsellik temalı yasaklara maruz kalmıştı. Kitap 1962'deki Küba Füze Krizi sırasında neredeyse ABD ve İngiltere'de de yasaklanıyordu.
Kaynak: Wikipedia

7. Kategori (10 puan): Tarihi kurgu türünde bir roman.
----------------------------

8. Kategori (10 puan): İsminde kış mevsimini çağrıştıran bir kelime geçen veya olayların karda kışta geçtiği bir kitap.
----------------------------

9. Kategori (10 puan): Bir yazarın tavsiye ettiği bir kitap.
----------------------------

10. Kategori (10 puan): Yayınlanmış tek bir romanı olan bir yazarın "o" romanı.
İntikamın Sırrı / Öykü Odabaş Kanneci / Postiga Yayınları / 464 Sayfa

11. Kategori (10 puan): Mektuplardan veya anılardan oluşan bir kitap.
----------------------------

12. Kategori (10 puan): İlkokulu bitirdiğiniz yıl ilk baskısını yapmış bir kitap.
Başlayanlar / Lissa Price / Dex / 348 Sayfa

13. Kategori (10 puan): Beyaz perdeye aktarılmış bir kitap. 
Kayıp Kız / Gillian Flynn / Artemis Yayınları / 600 Sayfa

14. Kategori (10 puan): 20. yüzyılda Nobel Edebiyat Ödülü kazanmış bir yazardan bir kitap.
Sineklerin Tanrısı / William Golding / İş Bankası Kültür Yayınları / 262 Sayfa

15. Kategori (10 puan): Goodreads'in "Ölmeden Önce Okunması Gereken 1001 Kitap" listesinden bir kitap.
Hobbit / J.R.R. Tolkien / İthaki Yayınları / 312 Sayfa

16. Kategori (10 puan): Bir aşk romanı.
Hiçliğin Kıyısında / J.A. Redmerski / Ephesus Yayınları / 472 Sayfa

17. Kategori (10 puan): Size veya aynı evde yaşadığınız kişilere ait olmayan bir kitap.
----------------------------

18. Kategori (Her kitap 10 puan, 2 kitabı da okuyana ekstradan 20 puan, toplam 40 puan): Bir Türk, bir yabancı yazardan birer öykü kitabı.
----------------------------
----------------------------

19. Kategori (Her bir kitap 10 puan, tüm kitaplar okunursa ekstradan 30 puan, toplamda 70 puan): Şimdiye kadar hiç kitabını okumadığınız dört yazardan birer kitap. Yazarların ikisi Türk, ikisi yabancı, ikisi kadın, ikisi erkek olmalı.
Fırtına / Julie Cross / Pegasus Yayınları / 368 Sayfa [Yabancı Kadın]
19. Departman / Will Hill / Dex / 504 Sayfa [Yabancı Erkek]
Hissiz / Lemariz Müjde Albayrak / Postiga Yayınları / 528 Sayfa [Türk Kadın]
Masumiyet Müzesi / Orhan Pamuk / İletişim Yayıncılık / 592 Sayfa [Türk Erkek]

20. Kategori (Her bir kitap 10 puan, tüm kitaplar okunursa ekstradan 40 puan, toplam 60 puan): Pulitzer veya Man Booker veya Goncourt veya Nebula veya Hugo ödülü kazanmış veya bu ödüller için finalist olmuş üç kitap.
----------------------------
----------------------------
----------------------------

21. Kategori (Her bir kitap 10 puan, tüm kitaplar okunursa ekstradan 30 puan, toplamda 70 puan): Dünya edebiyatından dört kitap. Kitapların biri Latin Amerika, biri Afrika, biri Asya ve biri Avrupa edebiyatından olmalı. Türk edebiyatı kapsam dışı.
Yüzyıllık Yalnızlık / Gabriel Garcia Marquez / Can Yayınları / 464 Sayfa [Latin Amerika]
Günlerin Köpüğü / Boris Vian / E Yayınları / 256 Sayfa [Avrupa]
---------------------------- [Afrika]
Konuk Kaplan / P'u Sung-Ling / Dost Kitabevi / 92 Sayfa [Asya]

22. Kategori (Her bir kitap 10 puan, tüm kitaplar okunursa ekstradan 40 puan, toplamda 70 puan): Türk bir yazardan bir üçleme veya aynı seriye ait üç kitap.
----------------------------
----------------------------
----------------------------

19 Aralık 2014 Cuma

Güz Okuma Şenliği 2014 | Final

Bu sefer şenlikteki pasifliğime bahaneler üretmeyi bile denemeyeceğim... ona bile yüzüm yok artık. :P Hani "hırsız" meslek sayılıyorsa ve "beyaz perdeye aktarılmış" kısmına diziler de giriyorsa üç, o ikisi yoksa bir kitap okudum bu ay şenlik için. Bunun hiçbir özrü olamaz artık, o derecedeyim. Neyse ya, kış şenliği var, onda daha etkin olmaya çalışacağım kesinlikle! :D

4. Kategori (10 puan): Adında bir meslek geçen bir kitap.
Ruh Hırsızı / Rachel Vincent / Pegasus Yayınları / 312 Sayfa

7. Kategori (10 puan): Türk bir yazardan bir öykü kitabı.
Geniş Zamanlar / Ayşe Kulin / Remzi Kitabevi / 134 Sayfa

8. Kategori (10 puan): Fantastik kurgu/bilim kurgu/distopya/steampunk vb. türde bir kitap.
Mezarla Randevu / Jeaniene Frost / Artemis Yayınları / 448 Sayfa

10. Kategori (10 puan): Beyaz perdeye aktarılmış bir kitap.
The 100 / Kass Morgan / GO! Kitap / 300 Sayfa

16. Kategori (10 puan): Polisiye/gerilim/korku vb. türde bir kitap.
Son 18 Saniye / Goerge D. Shuman / April Yayınları / 318 Sayfa

17. Kategori (10 puan): Bir aşk romanı.
Aşkın Ömrü Üç Yıldır - Frédéric Beigbeder / Doğan Kitap / 170 Sayfa

18. Kategori (10 puan): 2014 yılında çıkmış bir kitap (Yabancı kitaplar için Türkiye’de ilk baskısını 2014’te yapması da kabulümüzdür).
Endgame: Çağrı / James Frey / Pena Yayınları / 522 Sayfa

21. Kategori (Her bir kitap 10 puan, tüm kitaplar okunursa ekstradan 20 puan, toplamda 60 puan): Şimdiye kadar hiç kitabını okumadığınız dört yazardan birer kitap. Yazarların ikisi Türk, ikisi yabancı, ikisi kadın, ikisi erkek olmalı.
Kayıp Ruh Yitik Beden / Ayla Koca (Türk/Kadın) / 250 Sayfa
Bir Cinsel Sapığın Gizli Hayatı / J. Alexander Bokin (Yabancı/Erkek) / Yirmidört Yayınları / 128 Sayfa
Emblem of Eternity / Angela Corbett (Yabancı/Kadın) / Pendrell Publishing / 320 Sayfa

22. Kategori (Her bir kitap 10 puan, tüm kitaplar okunursa ekstradan 40 puan, toplamda 70 puan): İsminde aynı kelimenin geçtiği üç kitap.
Sonsuz Aşk / P.C. Cast / Sonsuz Kitap / 248 Sayfa
Dikkat! Aşk Çıkabilir / Asude / Ephesus Yayınları / 528 Sayfa
İlk Bakışta Aşkın İstatiksel Olasılığı / Jennifer E. Smith / Artemis Yayınları / 250 Sayfa

13 kitap okuduğum için 13*10 = 130 puan
Toplam 3.928 sayfa okuduğum için 39 puan
22. kategoriyi tamamladığım için ekstra 40 puan
Toplam = 209 puan

Fruit Mim! | Mimlendim #9

Derslerim, turlar, yetiştirmeye çalıştığım işler derken yine çok dolu olduğum bir dönemdeyken blogda pek aktif olamasam da, sağ olsun Zeze beni mimleyerek en azından bana bir yazı yazmak için yeterli bahaneyi vermiş oldu, bunun için de ona teşekkürlerimi sunuyorum!

Mim çok basit işliyor; öncelikle bir meyve seçiyoruz, sonra da alttaki soruları buna göre yanıtlıyoruz. Zeze "ananas" seçmiş, ben de en sevdiğim meyvelerden olan "karpuz"u seçiyorum. :D

1) Sevdiğin 4 kitabın adını seçtiğin meyveyle değiştir. 
İki Karpuz Arasında / İki Hayat Arasında
Locke Lamora'nın Karpuzları / Locke Lamora'nın Yalanları
Siyah Karpuz / Siyah Buz
Karpuzla Randevu / Mezarla Randevu
Bunu akşama kadar yapabilirim...

2) Sevdiğin bir filmin adını seçtiğin meyveyle değiştir.
Alaycı Karpuz / Alaycı Kuş
Çaktırmayın hala izlemedim filmi. :P

3) Bir şarkının sözlerini seçtiğin meyveyle değiştir.
Bunun için gidip Türkçe şarkı bulmaya o kadar üşendim ki, kısa bir mim olmasına rağmen uğraşmak istemediğime karar verdim; dövmeyin beni. *-* Üşeniyorum sadece. *-*

4) Sevdiğin 4 diziyi seçtiğin meyveyle değiştir. 
The Karpuz / The 100
Game of Karpuz / Game of Thrones
Avrupa Karpuzu / Avrupa Yakası
Karpuz Annem / Sihirli Annem

Ya kimi etiketlesem yapmıyor, ama ben yine de etkiletleyeceğim.


16 Aralık 2014 Salı

Adı: İki Hayat Arasında
Orijinal Adı: Between the Lives
Yazarı: Jessica Shirvington
Yayınevi: Yabancı Yayınları
Sayfa Sayısı: 320
Goodreads Puanı: 4.19
Seri: -
Puanım: 5/5

Mükemmel hayat mı?
Yoksa mükemmel aşk mı?
Sen seç. Sabine herkes gibi değildi. Kendini bildi bileli, iki hayatı vardı. Her yirmi dört saate bir Değişim geçiriyor ve her günü iki kere yaşıyordu. Mükemmel Hayat. Wellesley'de, Sabine istediği her şeye sahipti: cazibeli arkadaşlar, şık kıyafetler, başarılı bir okul yaşamı, herkesin birlikte olmak istediği bir sevgili ve göz kamaştırıcı bir gelecek... Mükemmel Aşk.
Roxbury'de Sabine'in bambaşka bir hayatı vardı: maddi zorluklar çeken bir aile, serseri arkadaşlar ve sırrı ortaya çıktığında başına gelen korkunç olaylar… Ama sonra Ethan'la tanıştı. Yakışıklı ve ilgi çekiciydi; üstelik Sabine, daha önce hiç kimse için böyle şeyler hissetmemişti.
Tüm istediği tek bir hayat yaşamak olan Sabine, bu nihayet mümkün gibi göründüğünde, amacına ulaşmak için bir dizi tehlikeli deney yapmaya başlamıştı. Ama kendisine inanan tek adamı ve geri kalan her şeyi riske atmayı göze alabilecek miydi?

Kitap orijinal olarak alınacaklarımda değildi fakat şimdi düşününce, iyi ki almışım demeden edemiyorum. Yani okumasam çok bir kaybım olmazdı fakat okuduğum için mutluyum ve yine olsa yine okurum, gerçekten sevdim. Bu da fuarda aldığım kitaplardandı ve Filiz'in "Hakkında herkes çok iyi şeyler söyledi," tarzı bir yorumda bulunmasıyla listeme girmişti. Onun bana önereceği kitaplara güveniyorum çünkü kitaplar hakkında o kadar çok konuştuk ki, artık neyi severim neyi sevmem bence yeterince iyi biliyor. :D

Kitabın başları benim için biraz durgundu. Hikayesine girmeyi pek başaramamıştım çünkü yazar açıklamaları çok üstünkörü yapmıştı ve detayların eksikliği tıpkı Ruh Hırsızı'nda olduğu gibi bunda da zorlayacak gibi duruyordu beni; fakat okumaya devam ettim çünkü giriş bölümünden beni meraklandırmayı iyi başarmıştı. Ayrıca, bunu belirtmek istiyorum çünkü gerçekten hoşuma giden bir detay: Kitabın baskısını çok sevdim. Hani kapağıdır falandır, filandır değil; tamamen dışındaki karton kapağın karton kısmından bahsediyorum. Ne kenarları yıprandı ne de buruştu, ayrıca garip bir şekilde, dokununca hoş bir his yaratıyor içimde. Sevdim yani. :D

Olaylara tam olarak girdiğimi ve meraklanmaya başladığımı anladığım zaman 100. sayfadaydım ve o sırada kitabı okumaya devam edemeyecek olmak beni çok üzüyordu, çünkü her şey git gide meraklı bir hal almaya başlamıştı ve devamını kesinlikle öğrenmeliymiş gibi hissediyordum. Neyse ki bekleyişim çok üzün sürmedi de kitabı bir çırpıda bitirecek zamanı buldum. Olaylar dediğim gibi biraz durağan başladı, kafa karışıklığı ve ne olup bittiğini tam oturtamamış olmak beni biraz rahatsız etti falan ama, ne zaman kitabın içine girdim o zaman işler değişti. Karakterin iki hayatının birbirinden zıt yaratılmış olması ve içerdiği insanlar, beklentiler ve diğer şeylere baktığımda en sevdiğim karakterlerin hep Sabine'in tercih etmediği diğer hayatındaki insanlardan olduğunu görümüş olmak biraz garip gelmişti en başta, ama sonra bir noktada yazarın iki hayata da vazgeçilemeyecek bir şeyler eklemek istemiş olduğunu tahmin ettim.

Yazarın kitabı nasıl sonlandıracağını gerçekten merak etmiştim çünkü olaylar hem merak uyandırıcı hem de "normal" denebilecek bir şekilde ilerliyordu, bu da kızın iki hayatı olmasından kaynaklanan bir çelişki sayılabilir. Bir hayatında çok sıradışı şeyler olurken öbüründe mezuniyetini planlıyor ve annesiyle kahve falan içiyordu. Kitapta geçiyor muydu emin değilim ama paralel evrenlerin kullanıldığını, ve başarıyla kullanıldığını düşünüyorum. Kitabın en ilginç yanı zaten karakterin iki evren arasında gidip geliyor oluşuydu.

Bir de Ethan var tabii. Kitap iki dünya arasında gidip geldiği için aslında Ethan karakterini öyle fazla tanıma şansımız olmuyor, çünkü kız iki kere aynı günü farklı yerlerde farklı ailelerde tamamen farklı şekillerde yaşıyor, bu da kitapta kat edilen süreyi oldukça kısıtlıyor. Zaten 300 sayfa bir şey, seri de değil, o yüzden her iki hayattaki karakterleri oldukça az görüyoruz denebilir ve doğrusu yazarın kitabı, benim hem içten içe istediğim hem de yapacağını tahmin edemediğim bir şekilde bitirişi içime oturdu, çünkü bilmiyorum... Sanki orada kalıp devamında neler olacağını görebilecek olsam, kalmayı seçerdim gibi geliyor.

Oldukça kısa bir sürede bitirmiş olsam da sanırım karakterlerine bağlandım. Neden bilmiyorum. Belki de o çelişkiler ve sıkıntılar dolu ikili yaşamını sürdürürken Sabine'in duygularını anlamaya çalışıyor olmamdandı bu, belki de onun arayışını az çok kendimle bağdaştırmış olmamdan. Her ne ise, gerçekten benimsediğim bir yaşam ve karakterler oldu bu kitaptakiler. Ethan'ın ona inanıyor oluşu da ayrı hoştu, fakat zaten biz kızların hep takıldığı nokta erkek karakter değil midir? :P
"... Bu dünyada sen olmazsan paylaştığımız her anın hatırası kaybolacak. Sadece başkaları bizi gördüğü için varız. Varlığımın bir parçası..." yutkundu, "... önemli bir parçası, sadece sen burada onu gördüğün için var." - syf. 255
Kitap oldukça başarılı bir şekilde tam yerinde bitmiş de olsa, sonuna ulaştığımda "Keşke bitmeseydi," dedim. Eğer birkaç yüz sayfa daha yazılmış olsaydı bu kitaptan okurdum ve sıkılacağımı da sanmıyorum. Ortalama bir kitap beklentisiyle başlamış olduğumdan, karşılaştığım şey beni oldukça sevindirdi ve eğlendirdi. Doğrusu, bu tür bir kitabı okuyup sevebilecek herkese okumasını öneririm; ben, kısaca söylemek gerekirse, çok sevdim. Sonunda olanları tam olarak tahmin edememiş olmak da gerçekten hoşuma gitti ve kitabın bitişi içimi oldukça ısıttı.

15 Aralık 2014 Pazartesi

Adı: Ruh Hırsızı
Orijinal Adı: My Soul to Take
Yazarı: Rachel Vincent
Yayınevi: Pegasus Yayınları
Sayfa Sayısı: 312
Goodreads Puanı: 3.91

İNSANLARIN RUHUNU ÇALAN KARANLIK BİR GÜÇ… 
Kaylee ölüleri görmüyor, ama…
Çevresinde ölmek üzere olan biri varsa bunu hissediyor. Ve bu öngörü esnasında kontrol edemediği bir güç, çığlık atmasına neden oluyor. Hem de kulakları sağır edecek bir çığlık.
TÜM KÖTÜLÜKLERE MEYDAN OKUYAN, ENGEL TANIMAZ BİR AŞK!
Kaylee'nin tek isteği okulun en havalı çocuğuyla olmanın keyfini çıkarmaktır ama Nash onun çığlıklarının ardındaki gizemi bildiğinden, sıradan bir ilişki onlar için sadece hayaldir. Okul arkadaşları gizemli bir şekilde ölmeye başladığındaysa, sıradaki kurbanın kim olduğunu sadece Kaylee bilecektir.
Ancak onları kurtarması imkânsız gibi görünmektedir çünkü bir ruhu kurtarmanın bedeli, bir diğerini kaybetmektir...
Fuardan aldığım bir başka kitaptı bu ve doğrusu, Türkçe'ye çevrilmesinden önce karşıma bir şekilde çıkan, az çok merak ettiren kendisini, sonra da unutulan bir kitaptı. Sonra fuarda bunu ve serinin Türkiye'de çıkmış olan diğer kitabı olan Ruh Kapanı'nı satın aldım; şimdi de okuyorum işte sırayla. Öyle aşırı merak ettiğim bir kitap değildi, daha çok zaman geçsin, biraz da eğleneyim kafasında aldığım bir kitaptı yani. Ve aldığıma değdi mi, yoksa hiç okumasam daha mı iyiydi, pek karar verebilmiş sayılmam.

Şöyle ki kitabı okurken eğlendiğim oldu. Zaten başladığım gibi bitirdim denebilir. Boş vaktim vardı, kitap okumak istiyordum ve okudum; en fazla üç saat sürdü yani kitabı bitirmem. Başlarda sürekli yüzümü buruşturuyordum çünkü (belki bundan önce okuduğum kitabın "mükemmel" denebilecek kadar iyi olmasından, belki de bu kitabın gerçekten böyle olmasından) bana bayat gelmişti. Bu tür kitaplara alışkın olmama rağmen, bu denli bayat gelmesi beni şaşırttı çünkü genelde pek rahatsız olmam okurken. Okudukça ve olaylara girdikçe, beni rahatsız eden birkaç şey ortadan kalktıysa da yenileri eklendiğinden tam olarak sevemedim bu kitabı, fakat bir noktada kendimi kaptırarak okuduğum için de sevmedim de değil. Kararsızım derken çok ciddiydim; çok ortalama bir kitaptı benim için ve sevdim mi yoksa sevmedim mi, net bir şey diyemiyorum sanırım. 

Nash'in ilk başlarda Kaylee'ye çok yakın davranması insanda "Ne oluyoruz be?" tepkisi yaratıyor çünkü zaten Nash'in "okulun popi çıcıkları" arasında olduğunu biliyoruz. (Çocuk değil, dikkat çekmek istiyorum: çıcık.) Ve Kaylee de kendisini pek popüler olarak tanımlamıyor, o yüzden Nash neden Kaylee'ye birden ilgi göstermeye başladı ki? diye düşünürken, olaylar başlıyor ve bir süre sonra bize bir açıklama veriliyor, fakat bize verilen açıklamayı yeterince tatmin edici bulamadım ben. Yani az çok anlayabiliyorum yazarın düşünce yapısını ama bence biraz daha sağlamlaştırmayı deneyebilirdi nedenlerini.
"Eastlake Lisesi'ni evren olarak düşünürsek, ben kesinlikle Emma Gezegeni'nin yörüngesinde dönüp onun gölgesinde kaldığı halde mutlu olan bir uydu olurdum. Nash Hudson'sa göz kamaştıracak kadar parlak, dokunulamayacak kadar sıcak, kendi solar sisteminin merkezinde duran bir yıldız olurdu. Dans pistinde tüm bunları unutmuştum. Işığı doğrudan beni aydınlatıyordu ve sıcaktı." - syf. 12
Aynı şekilde bir "Ölüm Meleği" olayı var ki bana gerçekten saçma gelmişti. Kimin öleceğini belirleyen listeler oluşunu anlarım, fakat bu listelerin bölgelere hatta binalara bölünmesini ve bu listelerin bir Şef'in bilgisayarında tutulmasını anlamam. Ya da ölüm meleklerinin "işe alınıyor" oluşunu. Ya da işe alınırken "testlerden" geçmelerini. Bu kısım o kadar saçma geldi ki bana. Zaten Kaylee bu durumun "çok bürokratik" geldiği yorumunda bulunuyor, fakat bu yazarın, kitaba koymuş olduğu ölüm meleği sisteminin saçma oluşunu değiştirmiyor bence. Ne demek ölüm melekleri kimlerin öleceğini bilgisayarlara kaydediyorlar? Ne de-mek? Bence burada çok daha yaratıcı ve biraz daha paranormal işlere gidilebilirdi.

Olaylar benim zevkime göre biraz fazla hızlı gelişti. Daha ne olduğunu anlayamadan Nash ve Kaylee öpüşüyorlardı, genç kızlar ölüyordu ve bütün bu paranormal durumlar ortaya fırlatılmış gibiydi. Kitabın sonu da tahmin edilemez bir şekilde geldi fakat tıpkı ölüm meleği durumunda olduğu gibi, sonu da beni pek tatmin etmedi. Sanki yazar, kitaptaki olayı bir an önce sonlandırabilmek için araya bir çırpıda yazılmış bir son eklemişti; böylece ikinci kitaba geçebilecekti, çünkü elinde yarım bir olay kalmamış olacaktı. Olaylar ana karakterden çok uzaktı bence, buna rağmen kız resmen içlerine girebilmek için çabaladı durdu; onun bu çabasını oldukça yersiz buldum.

Ayrıca yazarın bu paranormal durumları yaratışı da fazla amatör geldi bana. Bir Alt Dünya'dan bahsedildi, fakat hakkında pek bir şey söylenmedi. Yapılan tanımlar, verilen bilgiler çok yetersiz geldi bana. Yazar birkaç şey yaratmış, onları da yarım bırakmış hissi yarattı. Kendimi kitaptaki birçok şeyde daha fazla detay ararken buldum yani. 

Şimdi dönüp bakıyorum da yazdıklarıma, kitapla ilgili pek olumlu bir şey dememişim ya ben. Ama okurken az da olsa eğlendim, merak da ettim, sonuna geldiğimde ağzımda bir tatminsizlik tadı bırakmış olması ise büyük bir hayal kırıklığı. Rachel Vincent'ın Serseri serisini okumuştum yıllar önce (ki onları da tekrardan okumam gerekiyor) ve o kitaplar daha bir sağlamdı sanki, fakat şimdi gidip baktım da Serseri'yi Ruh Hırsızı'ndan önce yazmış. Belki de o kitaplar düşündüğüm kadar iyi değildi, bilemedim şimdi. 

Bu yorumu daha fazla uzatma gereği duymuyorum, diyecek pek bir şeyim kalmadı. Serinin ikinci kitabını da okuyacağım çünkü aldım, ama gelecekte Pegasus devamını çevirme kararı alırsa okur muyum pek bilemiyorum. Bundan daha iyi kitaplar kesinlikle bulabilirsiniz. Ha, belki bunlar bana çok batmıştır ve siz seversiniz bilemem, ama bana oldukça yetersiz geldi kitap ve almadıysanız pek almanızı tavsiye etmiyorum. Belki birinden ödünç alınıp okunabilir, ama o kadar.

14 Aralık 2014 Pazar

Adı: Locke Lamora'nın Yalanları
Orijinal Adı: The Lies of Locke Lamora
Yazarı: Scott Lynch
Yayınevi: İthaki Yayınları
Sayfa Sayısı: 584
Goodreads Puanı: 4.27
PİLLİ KÜTÜPHANE'NİN YORUMU İÇİN TIKLAYIN.

"Boğazında kanayan bir kesik olsa ve bir hekim o kesiği dikmeye çalışsa Lamora iğney­le ipliği çalar ve kahkahalar atarak geberip gider. Çocuk… çok fazla çalıyor."
Camorr şehri, tarihi boyunca pek çok soysuzluğa, yolsuzluğa, uğursuzluğa, hırsızlığa tanıklık etmiş, büyülü atmosferinde her birini tek tek sindirebilmiştir; Camorr'un Belası'nın ismi şehrin nemli duvarlarında yankılanana dek… Camorr'un Belası'nın yenilmez bir silahşor, usta bir hırsız, duvarlardan geçebilen bir hayalet ve fakirlerin dostu olduğu söylenir. İşte o efsanevi "Bela" narin yapılı, gözü kara ve becerikli Locke Lamora'dır. Locke kimsenin beceremediği bir ustalıkla zenginleri soymasına rağmen, bir başka efsanedeki büyük okçunun aksine çaldıklarından fakirlere tek bir kuruş bile koklatmaz. Locke'un tüm kazancı kendisi ve isimlerinin hakkını fazlasıyla veren hırsızlar çetesi Centilmen Piçler içindir.
Onların sahip olduğu tek ev olan ve her türlü dümen, hile ve numaralarını gerçekleştirdikleri kadim Camorr şehrinin kaprisli ve renkli yeraltı dünyası, içten içe çürümekte ve gizli bir savaş yüzünden parçalanmaktadır. Tek ayak üzerinde onlarca yalan söyleyen Locke ve çetesi, bu büyülü dünyada bu kez tek ayaklarını bile yere basamadan içerisine düştükleri ölüm oyunundan kurtulmak zorundadır. Yarattığı dünya ve kuvvetli kalemi sayesinde Patrick Rothfuss, Brandon Sanderson gibi isimlerle adı sık sık anılan Scott Lynch, çarpıcı romanı Locke Lamora'nın Yalanları'ında bir macera kitabının sürükleyiciliğini, bir fantastik kitabın yaratıcılığıyla birleştirip üzerine George R. R. Martin'in okuyucuyu beklemediği yerden vurmayı başaran anlatımını katıp, bizlere eşsiz bir hayal dünyası sunuyor.

Bu kitaba kaç puan vereceğime ilk elli sayfadan karar vermiştim.
Yorumuma bunu belirterek başlamak istiyorum, yoksa hiç başlayamayacağım. Kitabı bitirmemin üzerinden sanırım iki, hatta belki üç gün geçmiş olmasına rağmen, normalde kitapları bitirdiği an yorumunu yazmaya girişen ben, ancak oturdum bilgisayar başına - ki bu ilk defa oluyor. Yorum yazmadığım zamanlarda bile bu kadar etkilendiğim bir başka kitap hatırlayamıyorum ben. Ciddi anlamda, açık ara farkla, uzun süredir okuduğum en iyi kitap olduğunu söyleyebilirim.
"Seni zavallı, tatlı ahmak. Gönlünü fena kaptırmışsın. Eh, ne diyebilirim ki Locke. Siki tutmuşsun." Felice hafifçe güldü. "En azından bu sefer tutan ben değilim." - syf. 286
Kitapla tanışmamın öyle özel bir hikayesi yok. Bir gün gördüm, ertesi gün beğendim, fuarda aldığım ilk kitaplardandı. Zaten fuarda sürekli Müptela standındaydım ve orada biraz İthaki, biraz da Yabancı'dan kitaplar vardı; yani Locke Lamora'nın Yalanları bir bakıma sürekli gözümün önündeydi - kaçırmak imkansızdı. Sonra hiç hesapta yokken bir de bu kitabı Filiz'e aldırdım *havalı güneş gözlüklü emoji* Pişman mıyım? Elbette hayır!

Bu kitapla ilgili öyle güçlü duygulara sahibim ki, nereden başlasam, nasıl anlarsam, ne denli detaya girsem de yine de spoiler vermesem diye düşünüp duruyorum; doğrusu pek başarılı da olamıyorum bu konuda. Kitabın olay örgüsüyle ilgili birkaç şey söylesem sanki tüm kitap çözülecekmiş gibi fakat aynı zamanda o kadar detaylı, o kadar karışık, o kadar iç içe ki, birkaç ipliğin açılması hiçbir şeyi etkilemezmiş gibi geliyor. Kitabın kurgusunda ve olayların işleyişine aşık olduğumu söylememe gerek yoktur sanırım, ama ben yine de söyleyeceğim: Kitabın kurgusuna ve olayların işleyişine aşık oldum. Hayatımda bu kadar iyi kurgulanmış, nerede neyi anlatması gerektiğini bu kadar iyi bilen bir başka kitap daha görmedim ben. Gerçekten, çok ciddiyim.
"... Sen ve ben gidip ne bulursak yağmalayacağız!"
"Bak bu kulağa tehlikeli geliyor," dedi Jean.
"Başkaları için öyle olabilir. Centilmen Piçler içinse, eh, bu bizim işimiz."
"Bizim mi?"
"Bizim." - syf. 267
Kitabın zaten "epik fantastik" olması nedeniyle gelen bir karmaşıklık durumu var; sonuçta yeni bir dünya yaratıyorsunuz ve dünyanın dilleri, gelenek görenekleri, falanı filanı hepsi sizin yaratıcı kafanızdan çıkıyor. Bütün bunları birbirini tamamlayan bir bütün yapmak da, kenardan köşeden dökülen bir yıkıntı yapmak da sizin elinizde. Ben şu ana kadar bu kadar bütün olan bir başka kitap daha okumadım. Tabii bunun nedeni daha önce hiç (ve burada vurgulamak istiyorum: hiç) epik fantastik roman okumadığımdan kaynaklanan bir "büyülenme" durumu da olabilir; fakat inkar edilemez, zekice kurgulanmış kitapları ve aynı şekilde zeki ana karakterleri (ve tabii bir noktaya kadar zeki yan karakterleri ve neyi nasıl yaptığını anlamadığınız düşmanları) seviyorsanız bu kitap tam size göre.
"... Neden son yarım saattir gelip geçen herkes güğümüme para atıp bana Videnza'da yaşananlar için üzgün olduğunu söylüyor?"
"Videnza'da yaşananlar için üzgünler de ondan," dedi Galdo.
"Taverna falan yakmadık, Velinimet üzerine yemin ederim," dedi Locke.
"Peki öyleyse," dedi Zincir. - syf. 231
Kitabın çevirisine de bayıldım; hatta o kadar ki, hayatımda ilk defa oturup bir çevirmenin adını araştırdım ve bu kitaptan sonra okuyacağım bir diğer epik fantastik olan Rüzgarın Adı'nın çevirmeninin de Cihan Karamancı olduğunu görünce gerçekten sevindim. Benim bir huyum vardır, normalde çeviri roman okurken aklımdan kitabın orijinalinde söylenmiş olabilecek cümleleri geçiririm ve genelde pek de zorlanmam; mesela şu sıralarda okumakta olduğum en yeni kitap, "Hadi ama," ile başlıyor. Bu kitapta bu tür tahminleri yapabildiğim yer sayısı bir elin parmaklarını geçmez. Zaten genelde buna çalışmadım çünkü kitap o kadar akıcı, o kadar meraklandırıcı, o kadar heyecanlıydı ki devamını okuma isteğine karşı koyamadığımdan diline o denli yaklaşacak iradem de yoktu. Ama, bu çevirinin gerçekten iyi olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Gerek kavramlar olsun, gerek yazarın alabildiğine karışık betimlemeleri, gerekse günlük dil, çevirmenin gerçekten bir harika yarattığı ortada. Bir dili çevirirken büyük ihtimalle en çok zorlanacağımız yeri küfürleridir, ve bu kitaptaki küfürler o kadar doğal geldi ki bana, hiç oturup "acaba bu küfrün İngilizce karşılığı ne olabilir" diye düşünmedim, sonradan alıntılara bakarken asshole'un götoş diye çevrildiğini fark edince de ayrı eğlendim.

Şimdi gelelim karakterlere! Hangi birinden başlasam bilemiyorum. Gerçekten bilemiyorum. Belki George R.R. Martin'le yarışamaz, fakat Scott Lynch de karakterlerini öteki dünyaya yollarken tereddüt etmeyenlerden ve doğrusu birçok kere bu ölümler beni hiç beklemediğim anlarda yakaladılar... Ama tabii ki de kim öldü kim kaldı söylemeyeceğim. Tüm karakterlere pek girmek istemediğim için (çünkü girersem gerçekten çıkamam işin içinden) sadece ana karakter olan Locke Lamora'dan bahsedeceğim, o bile yeterli olur bence:
"... Yaptığımız işte o kadar iyiyiz ki, herif Camorr'un Belası'ndan kızıyla evlenmesini istiyor. Gülünç denebilecek kadar iyi bir izlenime sahibiz." - syf. 210
Locke Lamora: Hayatımda ben bu kadar zeki, bu kadar sinsi ve aynı zamanda bu kadar... nasıl denir, duygusal? bir karakter daha görmedim. Sevdiklerine, değer verdiklerine tam bir sadakatle bağlanan, küçükken oldukça büyük hatalar yapmış olmasına rağmen geçmişin pişmanlığının kendisini durdurmasına izin vermeyen, hem ölümcül derecede zeki hem de teke tek kavgada bir o kadar beceriksiz... Ya ben bu karakteri cidden çok seviyorum. Hani, öyle böyle değil. Gerçekten çok seviyorum. Tüm kitap boyunca, yaptığı planları hayretle okuduğum, kurduğu yalandan dünyalarda kendimce açıklar arayıp pek başarılı olamadığım bir karakterdi. Sanırım yakın zamanlarda bu denli seveceğim bir başka karakterle daha karşılaşamayacağım. Bu tür karakterler sık gelmiyor karşımıza.
"Vurmaya devam et," diye geveledi Locke. Sen vurmaya devam et. Buna bütün gün katlanabilirim. Sen bana... vurmaya devam et... Jean gelene kadar!" - syf. 349
Kitapta okurken içten içe hoşuma giden kısımların altını çizdim, sonra en son bitirdiğimde altını çizdiğim yerleri işaretleyeyim derken fark ettim ki, aslında çok paylaşılası, spoiler açısından meh yerler; fakat kitapla ilgili pek fanart olmadığı için ve kitap sadece kitap olduğu için (film/dizi olmadı) pek görsel bulamadım, görsel bulamayınca da yaptığım alıntı resimleri ciddi anlamda çok saçma oldu, ben de "bununla mı uğraşacağım" diyerek direkt buraya yazma kararı aldım. Zaten kimsenin o görselleri alıp bir yerlere koyacağı yoktu, eğer öyle bir planı olan vardıysa da özür dilerim, ama benden o üstün çaba çıkmadı, çıkamadı. :D (Ben de o yüzden alıntıları paragrafların arasına serpiştirdim *güneş gözlüklü havalı emoji x2*
"Biraz para da lazım olacak."
"Eh, olmasa şaşardım. Neye ihtiyacın varsa hazine odasından al ve hesap defterine kaydet. Ama o parayı çar çur edersen..."
"Biliyorum. Kurşun külçeler, çığlıklar, ölüm."
"Onun gibi bir şey. Biraz ufak tefeksin ama herhalde Jessaline senin cesedinden de birkaç şey öğrenebilir." - syf. 221
Bir de, şimdi bu kitap tam olarak yeni sayılmasa da pek de eski değil, o yüzden serinin ikinci kitabı ne zaman çıkacak en ufak bir fikrim yok ve bunun beni ne kadar üzdüğünü ne kadar söylesem yeterli olmayacaktır. Zaten arkadaşlarım biliyor (hem internet üzerinden iletişim kurduğum, hem de okulda her gün yüz yüze görüştüğüm insanlar; bu ikinci kategorinin ana karakteri ise Baran. Kendisi epik fantastik kitapları çok sever, hatta Zaman Çarkı serisinin büyük bir hayranıdır, çocukla ne zaman karşılaşsam bu kitabı kesinlikle ve kesinlikle okuması gerektiğini söylüyorum) ne kadar sevdiğimi bunu; sürekli gidip yanlarına "Locke Lamora'nın Yalanları çoo...ook güzeeel," diyor ve sonra gidiyorum. Artık Locke'u duyan "Evet evet, biliyoruz Ezgi," deyip sözümü kesiyor, o derece.

Daha ne diyebilirim bilmiyorum. Kitabı daha ne denli sevdiğimi anlatacak bir ifade bulamıyorum sanırım. Aslında kitap hakkında saatlerce konuşabilirim fakat spoiler vermeden ancak bu kadar anlatabiliyorum sevdiğim yanlarını. Okurken ciddi anlamda birçok yerde, Locke'un kafasından çıkan fikirler karşısında Filiz'le oturup karşılıklı "Yok artık," tepkileri verdik.
"Öte yandan sen," dedi adam, dönüp Jean'ın alnını serf fakat dostane bir eda ile dürterek, "sen kılıçla adam öldürmeyi öğreneceksin." - syf. 298
Ha, aklıma gelmişken: Kitap öyle iki günde bitebilecek bir kitap değil. Ben bu türe yabancı olduğumdan hatta, yaklaşık bir haftada bitti. Dili ağır, yani öyle Türk edebiyatının eski örneklerine benzer bir ağırlık değil, fakat Scott Lynch'in yarattığı dünya o kadar canlı ki, ister istemez içine girmeye çabalarken biraz zorlanıyorsunuz. Kitaba tam olarak girmeyi başardığımda aşağı yukarı bir 50-100 sayfa okumam gerekmişti sanırım. Bir de, kitabı o kadar sevmiştim ki, ilk günler kitaba pek dokunmadım çünkü bir an önce okunup bitmesinden korkuyordum. Korkum gerçekten yersizmiş, bunu sonradan öğrendim, çünkü okuyup bir an önce sonunu öğrenmek istediğim anlarda kitap bitmedi. Gerçekten bitmedi. Eren biliyor (kitapla ilgili en çok ona yakındım sanırım) kaç gün uğraştığımı bitirmek için.

Şimdi de bitti ve ben yorumu günler sonrasında yazıyorum, hala kitabın etkisinden çıkamadım. Bunun üzerine bir 600 sayfa daha olsa okurum, valla okurum. Ha, kaç gün sürer bilinmez ama beni boğacağını sanmıyorum. Kitabı bitirdiğimden beri doğru düzgün başka bir kitap okuyamıyorum, elime ne aldıysam damağımda bayat bir tat bıraktı; acı içindeyim dostlar. Hof bu kitabı gerçekten çok sevdim ben ya. Hani öyle böyle değil. Bir de, anladığım üzere, öyle çok dikkat çekmiş bir kitap değil ve bu beni hayrete düşürüyor. Bu kadar iyi bir kitap nasıl ilgi görmez? Anlayamıyorum.

Dipnot: Çıktıktan sonra, bana bu serinin devam kitaplarını alıp hediye falan etmek isteyen olursa, açığım ben haberi olabilir :)) :D Gerçi tahminen, eğer okulda olmazsam, gider çıktığı gün satın alırım; internet siparişi ile uğraşacak sabrımın olduğunu sanmıyorum konu bu seri olunca. Okuyun, okutun! GERÇEKTEN GÜZEL.

Aslında bu kitaba "Yıldızlı 100" ya da "Pekiyi" verecektim, fakat şu an onun için yeni bir görsel hazırlamaya üşendim, sonra halleder eklerim yazıya. O derece beğendim. Yani hala anlamayan olduysa diye son bir tekrar. :D

12 Aralık 2014 Cuma

Yeni Kitap Kokusu #6

Kitaplarının yarısı evde, yarısı okulda olan biri olarak elime geçen yeni kitapların hepsini zamanında duyurma konusunda büyük sıkıntılar çekiyorum. Zira, daha erken gelmiş olması gereken kitapların kargoları haftalarca gecikebiliyor ya da beklemediğim kargolar beklemediğim anlarda gelebiliyor; bu da tabii ne geldi ne gelmedi, neler eksik hesabını yapmayı iyice zorlaştırıyor benim adıma... Bir de yatılı okuduğum ve okulum resmen "hiçliğin ortasında" olduğu için, kargolar biraz daha gecikiyor ki, gel de delirme yani.

(Not: Şu satırları yazarken ne yeni ne değil benim de en ufak bir fikrim yok, hiçbir zaman pek olmuyor, o yüzden bana çok sürpriz olacaklar.) Bu arada, bunlar bana ya hediye edilen ya da çekilişlerden gelen kitaplar, yani fuardan beri beş parasız takılıyorum hala. Bu ne demek? Bana yılbaşı hediyesi olarak kitap almak isteyen varsa seve seve kabulümdür demek :)) (Bu :)) ifadesi ne kadar da tiksinç bir ifadeymiş öyle ya. Altını da çizeyim, görsünler. Zuha. Şu an kendimi blog görmüş bebe gibi hissettiğim doğrudur.)

#1: Hissiz - Lemariz Müjde Albayrak
Aşkın en derinden, inkâr edildiği yerden ortaya çıkışı! Kendilerini ve birbirlerine duyduğu aşkı çığlık çığlığa ve sessizce inkâr etseler de, aşkları ortalığı yakıp kavuruyor!
Alexander, hissiz, acımasız, yakışıklı, güçlü ve zengin… Daha küçücük bir çocukken öğrendi bütün bu özelliklere sahip olabilmeyi. O hislerini acımasızca rafa kaldırmış, kendi sonuna doğru ilerliyordu. Ama bilmediği, her sonun bir başlangıca gebe olduğuydu. Heaven karşısına çıktığında bütün inançları ters yüz olurken, kendi sonu birdenbire başlangıcı olduğunda ne yapacağını elbette bilemezdi.
Heaven; masum, saf ve kırılgan bir papatya… Cennetten gelen bu sessiz melek, tüm korkularını kendine zırh yaparak kökleri ile tutunduğu topraklarında, Alexander'ın fırtınasına karşı direnirken, bir aşk ateşi yakmak için geldiğinde asla tek bir yananının olmayacağını bilemezdi. Var olmadığını zannettiği kalbi boğulurcasına çırpınırken soluksuz kalarak tekrarladı: "Hissetmiyorum, hissetmiyorum, hissetmiyorum…"

#2: Sahra - Burcu Demet
Umutsuz ve başkalarına çözülmez bağlarla bağlı bir aşk onlarınki… 
Mirza ve Sahra, imkânsız ve çok büyük bir aşkın birbirini inkâr eden iki fatihi. 
Sevgi yok, aşk yok Sahra'nın dünyasında… Yanılsamalar dünyasındaki, aptalca hayaller onlar sadece. Umutsa… şekil değiştiriyor kalbinde. Beğenilmek yeter ona. Mirza, onun büyüdüğünü görsün, yeter. Onunla birkaç saat… sadece birkaç saat. Başka dileği yok. 
Beni sevdiğini düşündüğüm herkesin beni terk ettiği dünyamda, sevilmek istemiyorum ben artık… Hoyrat ellerime her alışımda kırılan, camdan narin bir oyuncak sevgi. 
Sevgi, hayatımdan koparılarak çıkarılan insanlar demek benim için, sevgi terk edilişin ilk işareti. 
"Seni seviyorum…" söyleyenin vedası bana. 
"Başlangıcı, sonu sadece ben olayım. Sadece benim tenime karışsın teni… Sadece benim olsun Sahra'm. Tüm gizemlerini bana açsın, ruhunda girmediğim tek kapalı oda kalmasın istiyorum." 
"Artık ilk adımları atıldı geceyi teslim alan dansın… 
Çalılıkların arasından çıktım çoktan. Özenli bir çabayla kurulmuş kapanımın tam ortasında Sahra... Kozasından sıyrıldığında kelebeğin güzelliğinin de ötesi olduğunu kefşediyor gözlerim. Bana açılan sayfanın okunmuş olduğu gerçeği ilk defa canımı yakıyor hayatımda."

#3: Tutku Çemberi - Paula Quinn
O her kadının hayaliydi… Esmer, yakışıklı ve 'Tutkulu' lakabına sahip Lord Brand Risande, baştan çıkarıcılığın vücut bulmuş haliydi.
Ama savaş alanı ve yatak odasındaki hünerinin altında çok acı bir sır vardı: kalbini mühürleyen ihanet. Herkese korku salan bu şövalye, savaşta kazand
ığı toprakların başına geçmek üzere yola çıktığında en heybetli düşmanıyla karşı karşıya geleceğinin farkında bile değildi.
...Fakat yalnızca bir kadının kaderiydi. Leydi Brynnafar Dumont halkını korumak için her şeyi yapmaya kararlıydı… Buna babasını yenen vahşiyi baştan çıkarmak da dahil. Soğukkanlı bir canavar beklerken, onun yüzüne bile bakmayan son derece çekici bir erkekle karşılaşacaktı. Tüm masumiyetine rağmen, mücadeleye değecek tek savaşta Lord Brand'i yenmek için tüm cazibesini kullanmak zorundaydı...
Aşk savaşında...

#4: Biri Sır Mı Dedi? - Victoria Dahl
Gel deyince gelmeyen, git deyince gitmeyen, laftan anlamayan bir erkek hayal edin. 
Nasıl? 
Hayal etmeniz çok kolay oldu değil mi?
Molly'nin başı tam da böyle bir erkekle derttedir. Bir zamanlar tavlamak için çok uğraştığı Cameron, ilişkilerinin bitişini bir türlü kabullenememiştir. Ondan kurtulmak için, halasından miras kalan eve yerleşmek üzere doğduğu kasabaya geri döner. Burada da onu başka bir erkek modeli beklemektedir. Çocukluk aşkı Ben, daha önce hiç karşılaşmadığı türden bir adamdır ve Molly'nin erkekler konusundaki ezberini bozmuştur. 
Kendini yeni bir dünyanın içinde bulan Molly'nin belalısı laf anlamaz Cameron ise onu adım adım izlemektedir.
Molly'nin herkesten gizlediği sırrını, hiç olmaması gereken bir yerde, bütünüyle yanlış bir şekilde ortalığa sermek üzeredir.

Kesin unuttuğum bir kitap var, ama ne yapalım artık... Bir dahaki sefere unutulan zavallı kitapçık, çünkü şu an seni hatırlayamıyorum. (Özrümü de dilediğime göre, aslında tam olarak özür değil ama çaktırmayın, bir soru: Bu dört kitaptan birini okuyan var mı? Varsa nasıllar? Şu an için elimde zilyon tane "okunacak" kitap var fakat daha erken başlamamı gerektirecek kadar iyi olan varsa, belki öne alabilirim *-*)

Gerçi son iki kitaptan pek umutlu değilim ama bakalım. Kitap kitaptır. Okuyup göreceğim. :D Zaten "Biri Sır Mı Dedi?" okunup yeni sahibine gitmeyi bekliyor. Söz verdim, okuduktan sonra onu Damla'ya göndereceğim. Aslında sadece o yüzden bile o kitabı erkene almam lazım ama işte, bir türlü kendimi onu okumaya ikna edemiyorum şu sıralar... Pf.

2 Aralık 2014 Salı


Herkese merhaba! İkinci turumuzun ilk gününden, hatta açılış yazısından selamlar. Açılışı geçen turumuzda Apollon yapmıştı, bunda ben üstleneyim dedim! Başlıkta çok açık ve net bir şekilde yazıyor ama olsun, ben yine de söylemek istiyorum: bugün sizlere yazarımızı, tur kitabımızı ve yazarın diğer kitaplarını tanıtacağım! Aynı zamanda yazının en sonundan, Rafflecopter çekilişimize katılabileceksiniz.


MÜJDE AKLANOĞLU KİMDİR?

Yazarımız kendini, Milliyet'e verdiği bir röportajda şu satırlarla anlatmış:
Ben 1986 İstanbul doğumlu, Memleketi Çorum’u sadece bayramlarda, düğünlerde gören, metropolün bunaltıcı yapısına sıkışmış bir yurttaşım! Evli, iki çocuk annesi, İTÜ Tekstil Teknolojileri ve Tasarım Fakültesi mezunuyum. Yazarım, ev kadınıyım, doktorum, bakıcıyım, temizlikçiyim, rehberim, bazen çatlak bazen zekiyim, çok şeyim… Çünkü ben anneyim! Çok yazan ama heyecanlanınca iki lafı bir araya getiremeyen, IQ’mun yüksek olduğunu söyleyen doktora, kare bir jetonum olduğunu itiraf eden sıradan, standart bir İnsanoğluyum... 

Bir Şans Daha (Şans, #1) - Müjde Aklanoğlu
Adı: Bir Şans Daha
Yazarı: Müjde Aklanoğlu
Yayınevi: Parola Yayınları
Sayfa Sayısı: 720
Goodreads Puanı: -
Seri: Şans #1

Hayatta her zaman herkesin ikinci bir şansı olmalı derler! Ya hatayı yapanı affetmek istemezsen! Onun hatası senin sonunun başlangıcı olursa, dönüşü olmayan yollara, çıkışı olmayan sokaklara dönerse?..

Çok sevsen ve aldatılsan, sevmekten vazgeçer misin? Ya da, her şeyi bırakıp onu affeder misin? Peki, ya kader?..

Sen istemesen de, onu tekrar hayatına soksa ve seni imkânsız sınavlarla sınasa!.. Sen ne yaparsın? İkinci bir şans verir misin? Yoksa yok sayar, geçer misin? O, hayatının kararını vermek zorunda. Kendisi için değil, kendinden olan için. Peki, ya kalbi? Kalbi bunu affedebilir mi? Sevgi her şeye yeter mi? Çok sevdi ve aldatıldı. Hem de en mutlu olduğu anda…

Sizce İkinci Bir Şansı, herkes hak eder mi?

Yazarın diğer kitapları: 
Kör Talih (Talih, #1)
Bana Sevmeyi Anlat (Bana Sevmeyi Anlat, #1)
Yemin Bozdum Yolunda (Bana Sevmeyi Anlat, #2)

a Rafflecopter giveaway
http://athenaninguncesi.blogspot.com.tr/ Kunai