31 Ocak 2015 Cumartesi

[Aysonu] Bu Ay Ne Okudum? | Ocak 2015










Geçen seneden kalma "Bu Ay Ne Okudum?" gönderilerine bakarak kendime yaklaşık bir hedef belirlemiştim ve eğer bu ay olduğu gibi ilerlersem, okuma hedefimi çok rahatlıkla tamamlayabilirmişim gibi duruyor. Ben ayda 15 kitap okuyan insanlardan olmadığımı fark etmiş oldum aynı zamanda bu şekilde ve böylece kendime aşılabilir hedefler koydum. :D 

İşte bu ay okuduğum kitaplar:
1. To All the Boys I've Loved Before - Jennifer Han - 5/5
2. Fallen Too Far - Abbi Glines - 1/5
3. Never Too Far - Abbi Glines - 2/5
4. Forever Too Far - Abbi Glines - 1/5
5. Tersyüz - Amy Harmon - 4/5
6. Aşka Var Mısın? - Natasha Boyd - 4/5
7. Karanlık Zihinler - Alexandra Bracken - 5/5
8. Duman ve Kemiğin Kızı - Laini Taylor - 4/5
9. Kan ve Yıldız Işığı Günleri - Laini Taylor - 4/5
10. F.A.I.T.H. A Dorm. A Delinquent. A Girl. - JoPRBooks - N/A

Neler okuyorum:
1. Bütün Şiirleri - Edgar Allan Poe
2. Gölge ve Kemik - Leigh Bardugo
3. Günahlar ve İğneler - Karina Halle

30 Ocak 2015 Cuma

Adı: Hiçliğin Kıyısında
Orijinal Adı: The Edge of Never
Yazarı: J.A. Redmerski
Yayınevi: Ephesus Yayınları
Sayfa Sayısı: 472
Goodreads Puanı: 4.33
Seri: The Edge of Never #1
PİLLİ KÜTÜPHANE'NİN YORUMU İÇİN TIK TIK.

Yirmi yaşındaki Camryn, alışılmışın dışında bir yaşam tarzı düşlemektedir. Fakat başına gelen trajediler bu yaşamı kendisinden zorla çekip alınca, ilk bulduğu otobüse atlayarak varış noktasını bilmediği bir yolculuğa çıkar. Çıktığı bu kendini yeniden keşfetme yolculuğunda, kendisi gibi nereye gideceğini bilmeyen, Andrew Parrish adında biriyle tanışır. Fakat Andrewun da bazı karanlık sırları vardır…
Andrew yolculukları esnasında Camryn'e kimseye bağlı kalmadan, içinden geldiği gibi yaşama, en derin ve kuytu arzularına teslim olma sanatını öğretir. Ancak Andrewun ondan gizlediği sır yolun sonunda kendisini beklemektedir. Bu sır ikiliyi bir araya getirebilecek midir, yoksa onları sonsuza dek birbirlerinden ayrılmaya mı mahkûm edecektir?

Doğrusunu söylemek gerekirse, bu kitap hakkındaki düşüncelerimi ve hislerimi söylemeye nereden başlayabilirim gerçekten çok büyük bir boşluğa düşüyorum. Hani, cidden. Yine fuardan aldığım ve tamamen Filiz'in, "Bunu kesinlikle almalısın!" ısrarıyla edindiğim bir kitaptı. O sırada yanlış hatırlamıyorsam zaten Kitap Oburları bu kitaba tur yapıyordu ve her zamanki gibi görsellerine içim gitmişti. *-* Oradan bir merak vardı zaten, sonra bir de Filiz al deyince, eh, bana da almak düşmüştü. Yani bu harika kitapla tanışmam böyle oldu.

"Harika," diyorum; çünkü gerçekten öyle. Şu ana kadar doğru düzgün kimsenin yorumunu okumadım (ya da izlemedim) fakat duyduğum kadarıyla herkesin gerçekten beğendiği bir kitap ve beğenmekte o kadar haklılar ki. Kitap baştan sona o kadar güzel ki... Camryn ile Andrew'un yavaş yavaş ilerleyen ilişkisi olsun, gittikleri veya gitmedikleri yerler olsun, yaşananlar olsun, kitabın sonu olsun... Kitapta "güzel" bulmadığım tek bir şey yok benim.

Yazar, hem karakter oluşturmayı hem de bu karakterleri yakınlaştırmasını gerçekten biliyor. Ne Camryn ne de Andrew öyle kusursuz insanlar; ikisinin de onları içten içe yiyip bitiren sorunları, korkuları, istekleri, umutları, yani onları insan yapan özellikleri var. Camryn mesela eski ilişkileri nedeniyle yeni bir ilişkiden kaçan bir kız, Andrew ise babasının hastalığının getirebileceği ölümle yüzleşmeye çalışıyor. Ve zaman ilerledikçe, bu ikisi beraber anılar yarattıkça, aslında ne kadar da "birbirleri için" yaratılmışlar, çok net anlıyoruz. Ben bu ikiliyi ne ayrı ne de başkalarıyla beraber gerçekten düşünemiyorum.

Kitabı o kadar hızlı okudum ki, bittiğinde "Ne? Nasıl bitebilir! Daha yeni başlamıştım ama ben," triplerine girmem işten bile değildi. İlk kitabın sonu öyle büyük sol gösterip sağ vurdu ki, anlatamam. Zaten Eren de demişti, "Kitabı sakın fırlatma," diye. Fırlatmadım tabii, ben kitaplarımı fırlatmam-,-, ama fırlatsam yeriydi. Bir insan bu kadar etkileyici bir romanı, nasıl bu kadar gündelik durumlardan çıkartabilir? Tamam, karakterlerin sorunları hiç de "gündelik" sayılamayacak sorunlar, fakat romandaki olayların ilerleyişi o kadar olası, o kadar gerçekçiydi ki, sanki Chevelle ile sokağımdan geçseler, hiç yadırgamazmışım gibi gelmişti bana.

Bu kitabın bir başka güzelliği ise, hani yazarlar kitapları kendileri için önemli kişilere ithaf ederler ya, J.A. Redmerski bu kitabı "Âşıklara, hayalperestlere ve henüz ikisini de gerçekten yaşamamış olanlara..." ithaf etmiş. Kitap hakkında pek bir bilgim yokken, daha ithaf kısmını okurken bile içine çekilmiştim; çünkü içten içe biliyordum ki bu kitap beni mahvedecek. Ve etti de. Ölüp ölüp dirildim ben bu kitabı okurken. Anlamıyorum, dönüp duran sorunlara rağmen, bir ilişki, bir aşk, bu kadar mı güzel olabilir?

Ya şimdi bakıyorum da, kitapla ilgili niteliksel pek bir şey diyememişim galiba. O da kitapta eleştirebileceğim hiçbir şey bulamamış olmam. Gerçekten. Ama şunu belirteyim, ben kolay kolay tek kitabını okuduğum bir yazarın diğer kitaplarını hiç düşünmeden alacak bir insan değilimdir ve söylemem gerekir ki, bu kadının diğer romanları çevrilsin, saniyesinde düşünmez gider satın alırım. Kadın kurmayı, kurgulamayı ve aktarmayı biliyor.

İçinde cinsellik de olduğundan yaşı çok da küçük olanlara önermiyorum ama okurken rahatsız hissetmem diyenler ve bir aşk hikayesi, sıkmayan, cıvıtmayan, iki insanın birbiri karşısında tamamen savunmasız kalabilecek kadar güven duydukları bir aşk hikayesi okumak isteyenler kesinlikle bu kitabı okumalılar.

Kitapta hem Camryn hem de Andrew'un anlattığı kısımları görüyoruz ve ben normalde, anlatıcısı değişen romanları pek sevmem çünkü bütünlüğü bozduklarını ve dikkati dağıttıklarını düşünürüm fakat bu kitapta bunu yaşamadım. İkisinin anlattığı bölümlerin de ayrı güzelliği vardı ve ne Camryn'de ne de Andrew'da sıkıldım; kimin anlattığı benim için pek fark etmiyordu çünkü ikisi de o kadar sağlam karakterlerdi ki, asla sıkılmıyordunuz. Andrew'un Camryn'e daha "rahat" yaşaması için ettiği yardımlar olsun, birbirlerine itiraf ettikleri durumlar olsun, sadece birbirlerinin yanında olmaları olsun... ilişkileri, arada çıkan pürüzlere rağmen, o kadar güzeldi ki, içim gitti doğrusu.

Buradan Ephesus'a sesleniyorum. İkinci kitap bir an önce gelsin yoksa bu kız burada kitabı beklerken ölüp gidiverecek. Ciddi ciddi The Edge of Always, yeni yeni oluşmaya başlayan "Merakla beklediğim kitaplar," listemde ilk 5'te şu an. Bekletmeyin, bunu bize yapmayın.


28 Ocak 2015 Çarşamba


Adı: Kıyak Para
Orijinal Adı: Supernotes
Yazarı: Luigi Carletti & Ajan Kasper
Yayınevi: Hyperion Kitap
Sayfa Sayısı: 387
Goodreads Puanı: -
Seri: -

Tanıtım

"Cehennem diye bir yer gerçekten var ve ben,bunu bizzat yaşadım."
Eski bir polis olan ve daha sonra İtalyan gizli servisi için çalışmaya başlayan Ajan Kasper,hikayesini anlatmaya böyle başlıyor.Bu inanılmaz hikayenin konusu Supernotes:Gerçeğinden ayırt edilemeyecek kadar ince bir işçilikle basılmış,sahte dolar banknotları.
Kasper 2008 yılında servisten saf dışı edilerek Kamboçya'da tutuklanıtor ve köhne bir hapishaneye barakalara ve toplama kampı benzeri bir hastaneye kapatılıyor.En sonunda da gerçek bir toplama kampı olan Prey Sar'a gönderiliyor.Ortaya çıkardığı şey öylesine önemli ki birileri Kasper'ı silmek istiyor;Milyonlarca dolarlık Supernotes hakkındaki gerçekler,dudak uçuklatacak türden ve Kasper'a yardım edecek kimse yok.
Kasper'ın Luigi Carletti ile birlikte bir araya getirdiği tanıklık,delil ve tespitle,gerçekten etkileyici.Bir ajanın gerçek hikayesini okurken tüyleriniz dike diken olacak.

Ön Okuma


24 Ocak 2015 Cumartesi

Kitap Tag | Mimlendim #18

Sevgili 1 Kitap Meselesi beni bu etkinlikte mimlemiş! Tam da bitirdiğim kitabın yorumunu yazmak üzere bloga girdiğimde gördüm, dedim ilk etkinlik, sonra yorum. :P Zaten tatil de başlamışken, sık sık buralarda yorum yazma şansım olacak. (Çünkü kitap/bilgisayar ikilisiyle beraber yaşayacağım.) O yüzden yorum bekleyebilir diyor, sorulara geçiyorum ^^

1- Kitap okumak için evde belli bir yerin var mı?
Yani... Yok gibi, ama genelde yatağımda okurum. Başka yerde okumam gerekirse de okurum da, odam zaten küçük olduğu için ve odamdan çıkmadığım için yatağım sanırım. :D Okuldayken de çoğu yerde okuyabilirim, gerek yatakhanedeki koltuk, gerek yatağım, gerek etütteki yerim veya kütüphane önü koltukları :D

2- Ayraç mı yoksa rastgele bir kağıt parçası mı?
Yakın zamana kadar sayfaları kıvırıyordum, sonra dedim ki Ezgi elinde 29384934 ayraç var kullan birini. Sonra kullanmaya başladım. Gerçi ayracım olmadığında kağıt parçaları destek olmadı değil fakat tercihim ayraçtan yana *-*

3- Kitap okumayı belirli bir zamanda mı durdurursun yoksa belirli bir bölümde ya da bölüm başında mı durdurursun? 
Yok ya ne zaman yorulursam o zaman bırakıyorum, bölüm sonu/başı ya da belli bir bölüm sayım falan yok. Yani işim yoksa ve yorulmamışsam, oturup 6 saat boyunca aralıksız kitap okuyabilirim. (Ki Karanlık Zihinler'de biraz öyle olmuş olabilir :D)

4- Okurken yemek yemek mi bir şeyler içmek mi? 
İçmek, çünkü yerken ellerim kirlenirse kitap da kirlenir ve bunu istemem -,- Ayrıca bir şeyler içmek demişken, keşke taze sıkılmış portakal suyu olsa da gömsem...

5- Kitap okurken televizyon seyretmek mi müzik dinlemek mi?
Müzik dinlemek çünkü zaten çok televizyon izleyen biri değilimdir, yani bu bir seçim bile değil :D Bana kalsa mutlak sessizliği tercih ederim ama genelde müzikle kitap okumak hoşuma gider. Sadece bazen şarkının sözlerine odaklanmaktan kitaba odaklanamadığım oluyor. (Hele İngilizce'yse kitap, yandım valla.)

6- Tek seferde bir kitap mı yoksa birden fazla kitap mı?
Tercihim tek kitap çünkü iki kitabı aynı anda okusam bile genelde birini bitirip diğerinin artık hangi sayfasında kaldıysam oradan devam ediyorum; yine tek kitap gibi oluyor :D

7- Okurken evde mi yoksa her yerde mi okumayı tercih edersin?
Ev okul aynı olduğu için benim için, her türlü mekanda kitap okuyabilirim ışık olduğu sürece sanırım*-*

8- Kitabın, kafanın içinde yüksek sesle okunması mı yoksa sessizce okunması mı?
Sessiz. Okurken içimden kelimeleri tekrar ettiğim noktada ilerleyemiyorum, bir sayfayı bir dakikada okuyacaksam beş dakikaya uzuyor süre...

9- Önündeki sayfaları okur musun yoksa sayfaları atlar mısın?
Sayfa atladığım zaman kitabı bitirmemiş gibi hissediyorum yani kitap ne kadar sıkıcı olursa olsun, atlayarak okuyamam.

10- Ciltli kitap mı karton kitap mı?
Ya millet ciltli kitap diye ölüyor da, ben sevemiyorum bir türlü ciltli. Bir kere, okurken tutması daha zor ve ciltin etrafındaki kağıt çok kolay yırtılıyor. Ayrıca daha pahalı ve kitaplıkta irili ufaklı tonlarca kitap olmasına yol açıyor. Ve kalın oldukları için çantaya falan zor sığdırıyorum. Yani sağlam karton kitap :D Sağlam olacak ama *-*

11- Kitap yazıyor musun?
Yazıyorum ama hiç sonlandıramıyorum, benden yazar olacaksa bile daha önümde uzun bir yol var :D


21 Ocak 2015 Çarşamba

Adı: Duman ve Kemiğin Kızı
Orijinal Adı: Daughter of Smoke and Bone
Yazar: Laini Taylor
Yayınevi: Artemis Yayınları
Sayfa Sayısı: 444
Goodreads Puanı: 4.06
Format: Paperback
Bir zamanlar, şeytanın ininde yerde tüylerle oynayan küçük ve masum bir kızdı. O, artık masum değil...
Bir varmış bir yokmuş, bir Melek’le şeytan birbirlerine aşık olmuş... 
Ve hikayenin sonu hiç iyi bitmemiş!..

Hem Kış Okuma Şenliği listemde olduğu için hem de her fırsatta Eren bu kitabı okumam gerektiğini (veya insanların okuması gerektiğini) söylediği için en sonunda okuyup bitirdim! Başlamadan önce de çok merak ediyordum doğrusu ve bu merak tüm kitap boyunca hiç sönmeden devam etti. Normalde bir kitabı okurken o kadar merak etmezsiniz fakat bu kitap hem oldukça özgün hem de bir noktaya kadar kafa karıştırıcıydı, o yüzden merak asla sönüp gitmedi.

Bu kitapta dikkatimi ilk çeken şey Kazimir'di (ve ya ona seslendikleri şekilde Kaz). Kendisi ana karakterin eski sevgilisi ve genel olarak sevilmeyen bir karakter, çapkın bir sokak sanatçısı, çıkarcı biri. Ben garip bir şekilde onu çok sevdim ama çok da garip değil bu sanırım, çünkü bu tür "çoğunluk tarafından sevilmeyen" karakterleri sevmek gibi bir huyum var :D Oldukça kendini beğenmiş ve cüretkar, aynı zamanda yalancı ve bir pislik... Nesini sevdiysem artık.

Karou - yani ana karakterimiz - favori karakterim oldu elbette! Mavi saçları olsun, sıradışı dünyası ve sanatsal yeteneği, ya da sadece güçlü kişiliği, bu karakterde sevmediğim tek bir özellik olmadı. Brimstone, İssa, Twiga ve Yasri'yi okurken hayalimde canlandırmaya çalışsam da pek başaramadım ama onların da yeri kalbimde ayrı. Kimeraları daha önce birkaç animede görmüştüm, onun dışında bir kitapta ilk defa karşıma çıktılar ve doğrusu bu dünyanın Kimeralarını çok sevdim! Gerçi bu kitapta sevmediğim sayılı şey vardı.

Kitabın benim için en sevilesi yanı ise Amerika'da geçmiyor oluşuydu. Resmen derin bir nefes aldım bunu fark ettiğimde. (Gerçi isimler biraz ele vermişti ilk başta ama olsun.) Prag'a dair izlenimlerim - sağ olsun Kafka ve dil anlatım dersi - çok iyi olmasa da bu kitap... bu kitap ayrıydı ya. Uzun süredir okuduğum en özgün kitap olabilir hatta. Karou iki dünya arasında bölünmüş bir karakter ve tam olarak "ev" diye nitelendirebileceği bir yeri yok - kendini tamamen ait hissettiği bir yer - ve okurken bunu hissettiğim yerler oldu. Kitap boyunca Karou hiçbir yerde tam olarak "kendinde" hissetmedi... Nasıl anlatırım bilemiyorum ama okurken çok net hissettiğim bir şeydi :D

Sevemediğim tek bir şey, yazarın uzun uzun geçmişi ve Madrigal'i anlattığı kısımlar oldu. Detaya girmeyeceğim çünkü spoiler vermek istemiyorum fakat bu sayfalar boyunca kaç sayfa geçtiğini ve Karou'yu okumaya dönmeme kaç sayfa kaldığını hesaplayıp durdum - sıkıcı oldukları için değil, fakat o kısım bana çok... sıradan geldi. Tüm kitap o kadar sıradışı ilerliyor, o kadar beni benden alıyordu ki, o kısımlar beni üzdü, hayal kırıklığına uğrattı. "Daha iyisi yapılabilirdi," dedim. Ha bu kısmı çok sevenler de vardı, hatta Eren bana "Kitabın en can alıcı noktası buydu," demişti geçen konuşurken falan ama yok ya. Bana göre değildi :P

Son sayfayı okuduktan sonra ise böyle bir kalakaldım. İçime bir şeyler oturdu falan. İşin kötü yanı da, devamını deli gibi merak etmeme ve kitabın elimde olmasına rağmen şimdi iki kitabı arka arkaya okursam yorumlarını yazamam - ki yazmak istiyordum - diye okuyamadım... OKUYAMAMAK, hem de çok merak ediyorken en büyük işkence sanırım. Kitaba dört verdim - o son söylediğim şey nedeniyle - ama çok kolaylıkla beş alabilirdi. Uzun süredir gördüğüm en özgün kurgu :D
(Ve birazdan çalışmam gereken biyoloji sınavının notları yerine ikinci kitaba gömüleceğim sanırım.)

Kendi Kitabını Yarat | Mimlendim #17

Etrafta yapanları gördüğüm ve "Of keşke biri de beni etiketlese de yapsam," diye düşündüğüm, birkaç gün önce de Kitap İklimi tarafından etiketlendiğim etkinliğe hoş geldiniz! :P Doğrusu genelde böyle düşündüğümde beni etiketleyen çıkmaz, o yüzden Pınar'a buradan kucak dolusu sevgi ve bir sepet sanal kurabiye yolluyorum. Afiyet olsun! (Gerçekten yiyemeyecek olsan da... :P)

1- Bir kitap yazmaya karar verdiniz. Türü ne olurdu?
Hep distopya yazmak istemişimdir, özellikle Türk distopyası hiç okumadığım için ama tahminen güzel olmazdı o yüzden paranormal diyelim ^^

2) Bu kitabı bir serinin başlangıcı mı yoksa bağımsız bir roman şeklinde mi yazardınız?
Bağımsız roman olurdu çünkü seri yazabileceğimi hiç, hiç sanmıyorum :D Gerçi şu ana kadar hiçbir şeyin sonunu getiremedim ya... neysee aman :D

3) Kitabınızın baş karakterinin yada karakterlerinin isimlerini ne/neler koyardınız?
Aklımda bir kurgu zaten olduğu için direkt söyleyebilirim :D Gerçi sadece kızınkini hatırlıyorum :( O da Alix Maribelle'di. Aklımda dönen 502934 kurgudan biri işte :D

4) Her yazarın etkinlendiği başka yazar yada yazarlar mutlaka vardır. Peki sizinkiler hangileri?
Yok. Valla yok. Hiçbir yazarı o denli sevmiyorum *-*

5) Kitabınızın nerede geçiyor olmasınız isterdiniz? (Hangi ülke,şehir,köy vs). Ya da kitabınız kurgusal bir dünyayı anlatıyorsa orası nasıl bir yer olurdu?
Kurgusal dünya yaratmak profesyonellerin işi valla :D Ben Fransa veya İngiltere'de geçirirdim sanırım kitabı. Türkiye de olabilir ama burası zor ülke ya :D Hele paranormal kitap için, iyice zor :D

6) Kitabınızı ilk olarak kime imzalayıp verirdiniz?
O kadar çok insan var ki ilki bulmak imkansız gibi... En ufak bir fikrim yok. Annem diyip kurtulasım var işin içinden :D

7) Gelelim en önemli soruya, kitabınızın ismi ne olurdu?
Hmm. Ben kitabın adını ilk bulamam asla ya. Böyle yazarken bir detay olacak, o detayı alıp isim yapacağım, yoksa güzel bir şeyler çıkmaz benden :D O yüzden yazmadan bilemem :P

8) Sizce kitabınızı en güzel şekilde anlatan 3 kelime ne olurdu? 
Acemi, sıkıcı, gereksiz :P Ya ne bileyim nasıl anlatılacağını :D Yazmamışım, kimse okumamış, nasıl sıfatlandıralım -,-

Afrodit'in Güncesi'nden İpek'i etiketliyorum ve aklıma yapmamış olabilecek başkası gelmediği için "İsteyen herkes yapsın!" diyorum. Olimposluların hiçbiri yapmamıştır da, zaten kimse mimlerimi yapmıyor, etiketlemiyorum ben de hepsini -,- İpek de şu an açık ondan etiketledim :D 

Hakkımda 20 Gerçek | Mimlendim #16

Hayal Perest'in Zaman Yolculuğu beni "20 Facts About Me"ye etiketlemiş, ben de İngilizce değil Türkçe durmasını istediğim için bunu  "Hakkımda 20 Gerçek" diye değiştirdim, onun dışında zaten üzerinde çok oynanabilecek bir etkinlik değildi yani :D
  1. Yaş hesaplaması yapmakta çok zorlandığım için biriyle tanıştığımda yaşımı değil, doğum yılımı söylemeyi tercih ederim. (Okuduğum sınıf işe yaramıyor çünkü bir yıl hazırlık okudum.)
  2. Bir yıl hazırlık okudum. :D Yani bu da bir gerçek sonuçta. İngilizce'ydi ve zorunluydu.
  3. Bir kardeşim var, benden 8 yaş küçük ve çok tatlı.
  4. Bazen aylarca tek kitaba dokunmadığım olabiliyor. Bazen de haftada 5 kitaba kadar çıkabiliyorum.
  5. Bildiğim oyunların videolarını izlemeyi çok seviyorum. Oyunlarla çok ilgili ve alakalı olmasam da, zamanında oyun dergisi almışlığım var. (Sonra oyun oynamanın benim edinmemem gereken pahalı bir hobi olduğuna karar verdim, orası ayrı.)
  6. Doğma büyüme İstanbulluyum.
  7. Yatılı okulda okuyorum. (Okul Kocaeli'nde.)
  8. Hep Tuber olmak istemişimdir ama bunun için gereken kamerasallığın ve komikliğin çeyreği bile yok bende, o yüzden hiç kalkışmadım. Ama bir gün inanıyorum, Booktuber olmak adına adım atacağım!! :D *arkadan cesaretlendirici müzik*
  9. Avrupa'yı gezmek istiyorum.
  10. Dil öğrenmeyi çok severim fakat Fransızca dersine neredeyse hiç çalışmam. (Üşengeçlik kahrolsun.)
  11. Arkadaş edinmeyi severim.
  12. İstanbul'dayken genel olarak odamda takılırım; bırakın şehri gezmeyi ya da dolaşmayı salona bile gitmem.
  13. 6 yaşımdan beri gözlük kullanıyorum fakat henüz "kör" derecesinde değilim.
  14. Hep bir ikiz istemişimdir. Olmadı abi. Hatta küçükken annemlere "Bana abi yapın," dermişim. Öyle işlemediğini öğrenmem bayağı uzun zaman almıştı...
  15. İngilizce kitap okumayı severim fakat eğer Türkçe'sini okuyabileceksem ve eğer çeviri rezalet değilse, Türkçe'yi tercih ederim.
  16. Mantı en sevdiğim yemektir.
  17. Kahve ve çay sevmem, pek de tüketmem.
  18. Dizi ve film izleyemem; en iyi ve sevilen dizileri bile sıkılıp bırakma özelliğine sahibim. Filmlerde de çoğunlukla uyuyakalırım.
  19. Yaz çocuğuyum ama yüzmeyi veya denize gitmeyi pek sevmem.
  20. İnsanlara yardım etmeyi, sıkıcı bulunan ıvır zıvır düzenleme işlerini (eğer düzenlediğim eşyalar benim değilse) çok severim. Eğer kendi eşyalarımı düzenlemem gerekiyorsa üşengeçlikten ölürüm.
  21. EKSTRA: Bazen direkt "var olmaya" üşeniyorum.
Etiketlediklerim: Artemis'in Güncesi'nden Damla ve Pilli Kütüphane'den Filiz.
Ama elbette ki isteyen herkes yapabilir, hatta yapıp link falan da atabilir hoş olur. :D

Kış Okuma Şenliği 2014 | Birinci Ay

Bu sefer şenlikte biraz daha iyi iş çıkarttığımı (ya da çıkartacağımı) düşünüyorum çünkü listemi daha bir iyi ayarladığıma inanıyorum. Gerçi ben daha ne olduğunu anlayamadan ilk ay bitti ya, sanırım yine çok kötü bitecek şenlik benim için :D Bu ay az kitap okudum ama gelecek aylarda umarım telafi edebilirim ^^ (Bu ay şu ana kadar toplam 8 kitap okudum gibi görünüyor da işte, listeden okumayınca böyle oldu :D)

1. Kategori (10 puan): Altın Kitaplar Yayınevi'nden bir kitap. 
Üç / Sarah Lotz / Altın Kitaplar Yayınevi / 472 Sayfa

2. Kategori (10 puan): Bir çizgi roman veya foto roman.
----------------------------

3. Kategori (10 puan): Fantastik kurgu/bilim kurgu/distopya/steampunk vb. türde bir kitap.
Rüzgarın Adı / Patrick Rothfuss / İthaki Yayınları / 736 Sayfa

4. Kategori (10 puan): Adında bir akrabalık ilişkisi geçen bir kitap.
Duman ve Kemiğin Kızı / Laini Taylor / Artemis Yayınları / 444 Sayfa

5. Kategori (10 puan): Bir şiir kitabı.
Bütün Şiirleri / Edgar Allan Poe / İthaki Yayınları / - Sayfa

6. Kategori (10 puan): Yasaklanmış bir kitap.
1984 / George Orwell / Can Yayınları / 352 Sayfa
1949 tarihli politik alegorik roman 1950'de Josef Stalin tarafından SSCB'de yasaklandı. Stalin romanda hicvedilenin kendi iktidarı olduğunu düşünmüştü. İngiltere ve ABD’de de ise komünizm, Antisemitizm ve cinsellik temalı yasaklara maruz kalmıştı. Kitap 1962'deki Küba Füze Krizi sırasında neredeyse ABD ve İngiltere'de de yasaklanıyordu.
Kaynak: Wikipedia

7. Kategori (10 puan): Tarihi kurgu türünde bir roman.
----------------------------

8. Kategori (10 puan): İsminde kış mevsimini çağrıştıran bir kelime geçen veya olayların karda kışta geçtiği bir kitap.
----------------------------

9. Kategori (10 puan): Bir yazarın tavsiye ettiği bir kitap.
----------------------------

10. Kategori (10 puan): Yayınlanmış tek bir romanı olan bir yazarın "o" romanı.
İntikamın Sırrı / Öykü Odabaş Kanneci / Postiga Yayınları / 464 Sayfa

11. Kategori (10 puan): Mektuplardan veya anılardan oluşan bir kitap.
----------------------------

12. Kategori (10 puan): İlkokulu bitirdiğiniz yıl ilk baskısını yapmış bir kitap.
Başlayanlar / Lissa Price / Dex / 348 Sayfa

13. Kategori (10 puan): Beyaz perdeye aktarılmış bir kitap. 
Kayıp Kız / Gillian Flynn / Artemis Yayınları / 600 Sayfa

14. Kategori (10 puan): 20. yüzyılda Nobel Edebiyat Ödülü kazanmış bir yazardan bir kitap.
Sineklerin Tanrısı / William Golding / İş Bankası Kültür Yayınları / 262 Sayfa

15. Kategori (10 puan): Goodreads'in "Ölmeden Önce Okunması Gereken 1001 Kitap" listesinden bir kitap.
Hobbit / J.R.R. Tolkien / İthaki Yayınları / 312 Sayfa

16. Kategori (10 puan): Bir aşk romanı.
Hiçliğin Kıyısında / J.A. Redmerski / Ephesus Yayınları / 472 Sayfa

17. Kategori (10 puan): Size veya aynı evde yaşadığınız kişilere ait olmayan bir kitap.
----------------------------

18. Kategori (Her kitap 10 puan, 2 kitabı da okuyana ekstradan 20 puan, toplam 40 puan): Bir Türk, bir yabancı yazardan birer öykü kitabı.
----------------------------
----------------------------

19. Kategori (Her bir kitap 10 puan, tüm kitaplar okunursa ekstradan 30 puan, toplamda 70 puan): Şimdiye kadar hiç kitabını okumadığınız dört yazardan birer kitap. Yazarların ikisi Türk, ikisi yabancı, ikisi kadın, ikisi erkek olmalı.
Fırtına / Julie Cross / Pegasus Yayınları / 368 Sayfa [Yabancı Kadın]
19. Departman / Will Hill / Dex / 504 Sayfa [Yabancı Erkek]
Hissiz / Lemariz Müjde Albayrak / Postiga Yayınları / 528 Sayfa [Türk Kadın]
Masumiyet Müzesi / Orhan Pamuk / İletişim Yayıncılık / 592 Sayfa [Türk Erkek]

20. Kategori (Her bir kitap 10 puan, tüm kitaplar okunursa ekstradan 40 puan, toplam 60 puan): Pulitzer veya Man Booker veya Goncourt veya Nebula veya Hugo ödülü kazanmış veya bu ödüller için finalist olmuş üç kitap. 
----------------------------
----------------------------
----------------------------

21. Kategori (Her bir kitap 10 puan, tüm kitaplar okunursa ekstradan 30 puan, toplamda 70 puan): Dünya edebiyatından dört kitap. Kitapların biri Latin Amerika, biri Afrika, biri Asya ve biri Avrupa edebiyatından olmalı. Türk edebiyatı kapsam dışı.
Yüzyıllık Yalnızlık / Gabriel Garcia Marquez / Can Yayınları / 464 Sayfa [Latin Amerika]
Günlerin Köpüğü / Boris Vian / E Yayınları / 256 Sayfa [Avrupa]
---------------------------- [Afrika]
Konuk Kaplan / P'u Sung-Ling / Dost Kitabevi / 92 Sayfa [Asya]

22. Kategori (Her bir kitap 10 puan, tüm kitaplar okunursa ekstradan 40 puan, toplamda 70 puan): Türk bir yazardan bir üçleme veya aynı seriye ait üç kitap.
----------------------------
----------------------------
----------------------------

Puan Hesaplama:
Toplam 4 kitap okuduğum için 4*10: 40
Toplam 1.632 sayfa olduğum için 16 puan
Hiç kategori tamamlamadığım için ekstra 0 puan
Toplam 40+16: 56 puan

19 Ocak 2015 Pazartesi

Adı: Karanlık Zihinler
Orijinal Adı: The Darkest Minds
Yazarı: Alexandra Bracken
Yayınevi: Parodi Yayınları
Sayfa Sayısı: 576
Goodreads Puanı: 4.31
Format: Paperback
Puanım: 5/5
 
Adım Ruby.
Hepinizden farklıyım.
Aklınızın derinliklerinde gezinebilir, 
Anılarınızı hiç yaşamamışsınız gibi silebilirim.
Henüz on yaşındayken Thurmond'daki bu rehabilitasyon kampına gönderildim. Hem de kendi ailem tarafından...
Burada her adımımız izleniyor, nefes alış verişlerimiz bile.
Yalnız değilim.
Maviler... Yeşiller... Turuncular...
Sarılar ve Kırmızılar...
Karanlık Zihinler...
Ve yaşamak için saklanmak zorunda kalanlar
Ve kaçanlar...

Normalde kitabı dün akşam bitirdim fakat bitirdikten sonra öyle bir ruh haline girdim ki, "Okumaz olaydım!" diye çığırıyordum etrafta. Tabii insanların garip bakışlarına maruz kalınca çığırma işine Facebook'tan devam ettim ve birkaç kişinin mesaj kutularını doldurmuş olabilirim... Bu mesajlarda ana tema "Ölüyorum,"du bir de... Kitabı bitirdiğim sahneyi canlandırmak istiyorum: Ezgi kitabı kapatır, bir an öylece kalakalmıştır. Ne yapacağını, ne diyeceğini, hatta ne düşüneceğini bile bilmemektedir. Ardından içinde büyümeye başlayan bir bunalmışlık duygusuyla oturduğu yerden kalkar, odasına gider. Elindeki kitap diğer kitapların arasındaki yerini aldıktan sonra raflardan okumadığı bir başka kitabı çıkartır, birkaç sayfa okumayı dener ama odaklanamıyordur. Kitabı çantasına tıktıktan sonra oflar. Bunalma hissi git gide büyümektedir. Ben şimdi ikinci kitabı nasıl bekleyeceğim? sorusu Ezgi'nin zihnini işgal etmiştir ve yakın zamanda gidecek gibi görünmüyordur; bıraksalar ağlayacak gibi hissetmektedir genç kız.

Neyse bu kadar dramatize etmek yeter. :D Ama evet, kısaca anlatmak gerekirse kitabı bitirdiğim andan itibaren ikinci kitabı düşünmeye başladım bile! O kadar etkiliydi. Bir de, neredeyse 600 sayfalık kitabı sadece sanırım.. bir ya da iki günde bitirmiş olmanın da etkisi var bunun üzerinde. Aslında ilk başladığımda kitapta 40 sayfa okuyup bırakmıştım "Hiç akıcı değil," diyerek... sonra ertesi gün bir oturuşta 300 sayfa okudum ve ne kadar yanıldığımı anladım. O kadar yanılmamıştım sanırım daha önce :D

Kitabın tanıtımı pek bir şey anlatmıyor, o yüzden gidip bir de İngilizce tanıtımını falan okudum ben, ama sonra anladım ki İngilizce tanıtımı yanıltıcı olabiliyor. Neyse çok konuştum yine *-* Gelelim yoruma!

Gayet başarılı bulduğum bir roman oldu. Gerek karakterleri, gerek olay örgüsü, gerekse konu bazında incelendiğinde sevmediğim veya "yerinde" bulmadığım gerçekten hiçbir şey yoktu. Karakterlerden Ruby zaten başlı başlına bir olaydı ama bunu söyleyemem, çünkü o zaman spoiler yemiş olursunuz. Hof ne zor işmiş ya. Kitapta her şey birbirine o kadar bağlı ki, birazcık bir noktadan çıtlatsam hemen spoiler oluyor çünkü aksiyon gerçekten erken başlayıp son sayfaya kadar bitmiyor. Böyle bir kitaba nasıl yorum yazabilirsiniz ki?

Karakterleri gayet yerinde buldum ama, çünkü Ruby oldukça güçlü ve aklı başında bir kızdı mesela. Güvensizlikleri olmasına ve bunların kendisini engellemesine izin verse bile mantığın sesini duyabiliyordu; ayrıca çoğu kız karakterimizin aksine önüne çıkan ilk yakışıklı erkeğin ardından da salya akıtmıyordu ki bu büyük bir artı bence. (Bu noktaya daha sonra değineceğim.) Bir diğer karakter olan Liam'a gelirsek de, İngilizce tanıtımda "cesur lider" olarak tanımlanmıştı ve geçmişinde bunu doğrulayacak olaylar da vardı, fakat düşündüğüm anlamda bir "lider" olmadı - ki bu da güzel bir değişiklikti bence. Doğrusu bu çocuğu oldukça sevdim çünkü tatlıydı, düşünceliydi ve güçlü durması gerektiğine gerçekten inanıyordu. Ayrıca durumun düzelebileceğine de belli bir inancı vardı. Chubs ise tamamen ayrı bir olaydı ve ta ilk baştan sevdiğim bir karakter oldu. Suzume ise bütün o Amerikan çocukların arasında tatlı bir Japon'du ve Ruby ile olan ilişkisi içimi ısıtıyordu.

Olay örgüsü öyle bir işlenmişti ki en sakin anlarda bile bir aksiyon hali vardı; bütün o duygu bir şekilde yansıtılmıştı. Tahminen kitabın sonunda kendimi bu kadar boşlukta hissetme sebeplerimden biri de buydu, çünkü yazar duyguyu bence oldukça başarılı bir şekilde aktarmayı başarmıştı ve bu da beni bayağı etkiliyordu yani :D 

O bahsedeceğim noktaya gelirsek de, kitaptaki aşk seviyesi o kadar yerindeydi ki! Yazar aksiyonla ve olaylarla ilgi çekememekten korkarak aşkın dozunu maksimuma çıkartmamış ve bu gerçekten çok beğendiğim bir noktaydı, çünkü bu tür kitaplarda karakterlerin aşık olmaktan daha önemli öncelikleri olmalı bence ve Karanlık Zihinler'de bunu gördüm. Ve beğendim. Aşk yoktu demiyorum, vardı, fakat o kadar ince ve yerindeydi ki, hiçbir şekilde sırıtmadı. Hatta "yoktu" bile denebilir bir noktada, o derece :D (Bu iyi bir şey, aşk olmadığı halde sıkılmıyorsunuz ki aslında var... Anlatamıyorum galiba hof neyse :D)

Sanırım diyecek başka bir şeyim yok ya. Sadece gerçekten çok sevdim ve zaten bir çırpıda bitirdim, ikincisi yarın çıksa alır iki güne yine bitiririm o derece. (Ki şu sıralar hiçbir şekilde param yok. Gider bulurum bir yerlerden, ancak öyle alınır o kitaplar hep.) Umarım yayınevi hızlı bir şekilde çevirir ve çıkartır yoksa eriyip gidebilirim bile beklerken :D Okumadıysanız kesinlikle alın okuyun, okutun. Bayıldım!

17 Ocak 2015 Cumartesi

 
Adı: Aşka Var Mısın?
Orijinal Adı: Eversea
Yazarı: Natasha Boyd
Yayınevi: Yabancı Yayınları
Sayfa Sayısı: 362
Goodreads Puanı: 4.18
Seri: Eversea #1
Format: Paperback
 “Eğer geleceğimde olacağını bilseydim, tamamen farklı bir yaşam seçerdim.” 
...kokusunu derin derin içime çektim. Sonra ağzımı kulağına yaklaştırdım. “Eğer farklı bir yaşam seçseydin, beni hiçbir zaman bulamazdın.”
Sorumlulukları ve kendine olan güvensizliğiyle boğuşan, güneyli bir genç kız... 
Her şeyini kaybedebileceği son skandalından kaçan, Hollywood’un en gözde megastarı...
Onları sonsuza dek değiştirecek, tesadüfi bir karşılaşma, imkânsız bir birliktelik ve masalsı bir aşk hikâyesi...
Uzunca bir süre sonra "Sanırım bir tek ben okumadım," diye düşündükten sonra bir şekilde satın aldığım ve okunacaklar listemde hızlı bir şekilde ilk sıralara yerleşen bu kitaba bu sabah başladım ve yaklaşık bir yarım saat önce de sonlandırdım. Bu kadar hızlı bir şekilde tüketmiş olmam bence zaten kitap hakkında yeterince şey söylüyor ama "Yetmez!" diyerek biraz da ben konuşmak istedim. Yabancı Yayınları'ndan okuyup yeterince yüksek bir puan verdiğim üçüncü kitap olmasıyla da, beni bu yayınevine karşı bir sempati beslemeye ittiğini söylemeden de geçmek istemedim - sanırım yeni favorilerim arasına girecek bir isim daha yakalamış oluyorum bu sayede! Neyse, kitaba geçeyim.

Bu kitabı almaya dair pek bir düşüncemin olmadığı zamanlarda bir gündü, can sıkıntısıyla YouTube'da gezinirken birden SaklamaKabı'nın (*el sallama efekti*) Aşka Var Mısın? yorumunun videosu çıktı önerilen videolarda, benimki de sıkıntı değil mi, oturdum izledim ve kitap hakkında oldukça güzel şeyler söylemişti Eren (ve yanılmıyorsam kitabı oldukça geç okuduğuna vurgu yapmıştı bir noktada). İlk burada ilgimi çekmişti kitap - ki ben pek kitap yorumlarına göre alan birisi de değilimdir. Zaman geçtikçe hakkında güzel şeyler duymaya devam ettim ve merakım kabardı, ve işte bugün buradayız!

Kitabın öyle aşırı bir yanı yoktu ve sanırım en çok da bunu sevdim. Bir film yıldızıyla sıradan bir kızın aşkı, dendiğinde akla gelen klişe o kadar güzel işlenmişti ki, sevmeden edemedim kitabı. Aslında çok kullanılmış, biraz da bıktığım bir olay örgüsü olmasına rağmen Natasha Boyd bir farklılık yaratmayı bence iyi başarmıştı. Kitapta hem en sevdiğim hem de kitabın en eksik yanı olduğunu düşündüğüm şey mesela, Jack Eversea'nin Hollywood'daki yaşamının pek yer kaplamıyor oluşuydu. Kitap o kadar tatlı ve hoş bir şekilde sadece Butler Cove'da geçiyordu ki! Yazarın ekstradan drama yaratmak için sürekli o şaşalı yaşamı kullanmayışı benim için bir artıydı. Bunu aynı zamanda eksilere yazmış olma nedenim ise, bütün o ekstra dramayı - eğer iyi bir şekilde kaleme alınmışsa - seviyor olmam... Kendimle çelişmek yeni hobim, selamlar :D

İlişkilerinin ilerleyişi benim için garipti, çünkü hem yavaş hem hızlıydı. Daha doğrusu, hızlı bir şekilde ilerlemiş olmak için yavaş; yavaş bir gelişme için de fazlasıyla hızlı ileledi her şey. Mesela tamamen olmasa da, biraz benzer bir ilişki Abbi Glines'ın Fallen Too Far adlı romanında da vardı - orada işlerin alabildiğine hızlı yürüdüğü yorumunu yapmıştım. (Benzetişim tamamen tecrübesiz kadın karakter/daha tecrübeli + ünlü erkek karakter üzerinden) Burada net bir şey söyleyemedim çünkü hem birbirlerini arzuladılar, hem de her şey sanki olması gereken şekilde ilerledi. Seviyeliydi ve birden koptu; ben bu hallerini çok sevdim.

Keri Ann karakterinin sürekli bir şekilde kendisine karşısındaki kişinin Jack Eversea olduğunu hatırlatışını da çok hoş buldum; oynadığı karakterle adamı ayırt etmekte sıkıntı çektiğini fark ettiğinde, kafasının karışmasını istemeyişi, kitaba gerçeklik katan bir unsurdu bence. Ama sanırım en sevdiğim, klasik bir genç kız tepkisi vermemiş olmasıyla gelişen olay örgüsü. Eğer Jack Eversea hayranı bir genç kızın yapacağını yapmış olsaydı, Keri Ann karakteri Keri Ann olmazdı ve ben bu karakteri - arada kafasına kafasına vurmak istemiş olsam da - gerçekten sevdim, çünkü bir noktadan sonra düşüncelerini söylemekten hiçbir şekilde çekinmeyen bir yapıya büründü ve dürüstlük benim en önemsediğim özelliklerden bir tanesidir.

(Ayrıca, bu tür "mükemmel" kitap karakteri ilişkilerinin genellikle iki karakterin birbirini hiçbir şekilde anlamamasından, varsayımlar ve söylenmeyen duyguların getirdiği boşluklar yüzünden parçalanmasından gerçekten sıkıldım. Yazarlar, bu karakterleri biraz daha dürüst yapsalar ve onun üzerine yine de ilişki sorunu bulabilseler eminim birçok karakteri ve kitabı daha çok sevebilirim. Arkadaşlar, duygularınızı sakladığınızda hiçbir şey olmayacak! Biraz cesur olun! diye bağırasım geliyor bazen de karakterlere... Keri Ann'i biraz da bundan sevdim. Onda da vardı bu tavır ama gerektiğinde çekinmeden dobra olabiliyordu ve bunu gerçekten çok sevdim.)

Akıcılığından söz etmeye gerek bile duymuyorum. Dediğim gibi bir günde bitirdim. :D Ha, çevirisiyle ilgili bir not düşmek istiyorum: Çok çok minimal bir şekilde hatalar vardı fakat eğer benim gibi manyak değilseniz ve okurken bazı cümlelerin orijinalinin nasıl olması gerektiğini kafanızda kurgulamıyorsanız, büyük ihtimalle fark etmeyebilirsiniz. O yüzden endişelenecek bir şey yok. İkinci kitap bir an önce çıksa da okusam modundayım şu an... sanırım bir kitabı bu kadar hızlı bitirmenin en üzücü yanı karakterlerden bu kadar erken ayrılıyor olmak. *İç çeker*

16 Ocak 2015 Cuma

Tersyüz - Amy Harmon | Yorum

Adı: Tersyüz
Orijinal Adı: Making Faces
Yazarı: Amy Harmon
Sayfa Sayısı: 376
Yayınevi: Yabancı Yayınları
Goodreads Puanı: 4.45
Seri: -
Format: Paperback

Ambrose Young okulun en çekici çocuğu ve kasabanın yıldız güreşçisiydi. Uzun boylu ve yapılı bir vücudu, omuzlarına değen saçları ve yakıcı gözleriyle aşk romanlarının kapaklarını süsleyebilecek kadar yakışıklıydı. Fern Taylor bunun farkındaydı ve Ambrose Young’a âşıktı. Belki de bu kadar yakışıklı olduğu için Fern asla onunla birlikte olabileceğini düşünmemişti. Ta ki her şey tersyüz olana ve Ambrose'un eski yakışıklılığından eser kalmayana kadar… 
Tersyüz, beş genç adamın küçük bir kasabadan kalkıp savaşa gidişinin ve içlerinden sadece birinin geri dönüşünün hikâyesi... Hayatı, benliği, güzelliği kaybetmenin hikayesi... Bir kızın, yıkılmış bir çocuğa ve yaralı bir savaşçının sıradan bir kıza olan aşkının hikâyesi... Kalp kırıklığının üstesinden gelen bir arkadaşlığın ve bilinen kalıpların dışına çıkan bir kahramanın hikayesi... Tersyüz, hepimizin içinde biraz iyiliğin biraz da kötülüğün olduğunu keşfettiğimiz modern çağın Güzel ve Çirkin’i...

Tersyüz hakkında her yerde gerçekten hoş övgüler duymuş, herkes tarafından övüldüğüne göre de ya gerçekten çok iyi ya da çok kötü olmalı demiştim; ortalama bir şey beklemiyordum fakat sevip sevmeyeceğim şüpheliydi. (Seveceğimi umuyordum.) Okumayı bitirmişken ve üzerinden bir gün geçmişken dedim oturup yorumu yazayım, yoksa hiç yazamıyorum. Ve işte buradayım!

Kitabı elinize aldığınızda arka kapağa bakarsanız karşınıza çıkan ilk şey, "Modern çağın Güzel ve Çirkin'i." tarzı bir cümle ve kitabı okurken fark ettiğim ilk şey belki de, bu cümlenin Tersyüz için ne kadar uygun olduğu. Kitap okumayı seven bir kız, önceden yakışıklı sonradan çirkinleşen bir genç adam (buradaki adam "gerçek aşkın öpücüğü" ile yakışıklılığını kazanmıyor), olaylar ve olaylar... 

Kitabı ben genel olarak çok sevimli buldum. Gerek üzüldüm, gerek sevindim ve gerçekten okurken çok eğlendim. Fern ve Ambrose'un gelişen ilişkisini adım adım görmek, Bailey gibi ilginç bir karakteri okumak, Rita ve diğer bütün karakterlerin hayatlarına az çok şahit olmak... Kitap tam bir romandı, ne eksik ne fazla; bir ana olay ve birkaç yan olayın oldukça tutarlı birleşiminden meydana gelen ve kendini hızlıca okutan bir roman. (Elbette bir roman ama yine de bunu belirtme ihtiyacı duydum, çünkü okurken aklımdan tamamen bu şekilde geçti.) Sadece ana karakterlere ve onların hayatlarına odaklanmamış olması ve geçmişten sahneleri sunması kitapta hoşuma giden noktalardı, çünkü böylece sadece bir aşk hikayesi olmaktan çıkıyordu kitap.

Ambrose'un kaybettiklerinin anısı, Fern ve Bailey'in ilişkisi (kitabın ta en başında Bailey'den bahsederken "oğlum" denene kadar ben onu kız sanmıştım mesela...), Rita ve hayatını yoluna koyma çabası falan filan derken, kitaptaki birçok karaktere sempatim oluştu. Güvensizlikler, yaşanmışlıklar, gerçek hayatı hissettim. Kurgu bir aşk hikayesi olduğu hem bu kadar belli olup hem de bu kadar içten olmasını beklemiyordum bu kitabı doğrusu.

Kitapta yetersiz bulduğum tek nokta savaştı sanırım. 11 Eylül'ü ve Irak'ı kullanmış yazar, zaten kitap 2000'li yılların ta en başında geçiyor, (sanki 2015 çok baş değilmişcesine) ve eğer böyle bir konuyu ele almayı seçmişse, ben daha fazla detay görmeyi beklerim ve bekledim de, fakat o kısımların ön planda olmayacağını zaten tahmin ettiğim için çok büyük bir hayal kırıklığı da değildi. Sadece eğer daha fazla ele almış olsaydı kitabı çok daha farklı bir boyuta çıkartabilirdi diye düşünüyorum; bu haliyle oldukça yüzeysel geldi bana. 

Bayağı kısa oldu aslında yorum, fakat Tersyüz hakkında daha ne diyebilirim gerçekten bilemedim şu an bir durunca. Sempatik, samimi ve eğlenceli, kesinlikle akıcı bir kitaptı ve Fern'le Ambrose'u (özellikle Ambrose'u), ve Bailey'i gerçekten çok seveceksiniz. Fern'in Ambrose'a olan koşulsuz aşkı, Ambrose'un yavaş yavaş gözlerini açıyor oluşu, Bailey'in korkusuz bir şekilde sevdikleri uğruna savaşması... Beğendim, oldukça beğendim ve kesinlikle bir daha olsa bir daha okurum yani.

Not: Saçmaladıysam affola, sadece birkaç gündür çok hastayım, aklımdan çıkmadan yorumu yazayım dedim de galiba yarısı çıkmış, bu kurtarabildiğim kadarı... Tarih sınavım da çok kötü geçmişti tam da bu yüzden, of, neyse. :D

13 Ocak 2015 Salı


Başlayanlar ve Sonlayanlar için düzenlediğimiz blog turu kapsamında Lissa Price'la minik bir söyleyişi yaptım! Sorulardan birinde Başlayanlar hayranları için (özellikle Afrodit'ime) güzel bir haber var! Doğrusu ben yazarımızı çok sevdim, sağ olsun beni kırmadı ve turumuza katkıda bulundu :3

Soru: Yazma maceranız nasıl başladı? Kaç yaşındaydınız?
Annem bana çok erken yaşta okumaya başladı ve 3-4 yaşlarında kendi kendime okuyabiliyordum. Üzerinde “sekiz yaş” yazan bir kısa hikayem var. Yani beni erkenden başlattığı için annemi neden gösteriyorum.

Soru: Sizi “Başlayanlar” ve “Sonlayanlar”ı yazmaya iten şey neydi?
Birkaç yıl önce büyük bir seraya grip aşısı olmaya gitmiştim fakat yeteri kadar aşı olmadığından devlet, sadece yaşlılar ve gençlerin – toplumun en hassas üyeleri olduklarından dolayı – aşı olabildiği bir sistem oluşturmuştu. Bunun mantığını sorguladım; eğer bu ölümcül bir hastalık olsaydı hayatta kalanlar sadece en gençler ve en yaşlılar olacaktı. Ve düşündüm: “Bu nasıl bir dünya olurdu?”
Bir hikaye için harika bir dünya olduğunu fark ettim. Daha fazlasını www.lissaprice.com adresinde bulabilirsiniz.

Soru: Bu seri hakkında gelecek planlarınız var mı? Mesela üçüncü bir kitap ya da bir film?
Üçüncü kitabın nasıl olacağını biliyorum. Sonlayanlar’ın tamamlanmış hissi vermesini istedim fakat aynı zamanda kitabın sonunda yepyeni bir kapı açtım. Karakterler beni bırakmıyor ve her gün dünyanın her yanından hayranlar benimle iletişime geçip üçüncü bir kitap istiyorlar. Film konusuna gelirsek de, hakları yeniden uygun hale geldiğinden beri oldukça ilgi gördü. Film menajerimin doğru partnerleri bulacağına inanıyorum. Biri hayranların film veya dizi olması için oy verebileceği ve olası oyuncu kadrosunu konuşabileceği bir liste başlattı: http://iflist.com/stories/starters#

Soru: Callie’yi yazarken size en çok ilham veren kişi kim?
Callie’de benden oldukça fazla var. Korkunç bir deprem atlattıktan sonra – evim, duvardaki çatlaklardan elinizi koyabileceğiniz kadar yıkılmıştı, her şey yerlerdeydi – sabahın dördünde etrafta geziniyordum. Benim yaşlarımda bir kızın kaldırım kenarında ağladığını görmüştüm ve o anın dağılmak için hiç de uygun bir zaman olmadığını düşünmüştüm; o an, içinizdeki gücü toparlayıp hayatta kalmanız gereken bir andı. Elbette bunu ona söylemedim, onun da yanında ailesi vardı. Ama o gün bir şey öğrendim.
Mücadele gerektiren zamanlarda okuyucularımın içlerindeki gücü bulabilmelerini umuyorum.

Soru: Yakın gelecekte yazmayı düşündüğünüz kurgularınız var mı?
Evet, şu an, hakkında oldukça heyecanlı olduğum bir YA projesi üzerinde çalışıyorum. Onu hallettikten sonra üçüncü Başlayanlar kitabını yazacağım.

Soru: Eğer bir karakterinizle evlenmeniz, birini öpmeniz ve birini öldürmeniz gerekseydi, kimi öper, kimi öldürür, kimle evlenirdiniz ve neden?
Michael’la evlenirdim çünkü iyi, sağlam ve şefkatli biri. Hyden’ı öperdim çünkü oldukça iyi öpüşüyor. Beatty’yi öldürürdüm çünkü gerçekten çok zalim.

Soru: Favori yazarlarınız kimler?
Tereddütsüz Shakespeare. Oldukça farklı yazarlardan okuyorum, yani (tamamı olmasa da) favorilerimden bazıları: Neil Gaiman, John Green, Suzanne Collins, Rick Yancey, Edgar Allen Poe, Arthur Conan Doyle.

Soru: Son olarak, Türkiye’deki hayranlarınıza bir şeyler söylemek istiyor musunuz?
Evet! 2013’te oraya tur için geldiğimde birçoğunuzla tanışmayı çok sevdim. Benim için oldukça eğlenceliydi çünkü bütün hayranlar oldukça büyüleyiciydi. Ve elbette ki, nefes kesici hazineleriyle Türkiye’ye aşık oldum: Kapalı Çarşı, iyi yemekler… Yanımda Türk lokumu götürdüm ve Kaliforniya’daki resmi kitapçımla paylaştım ve herkes çok beğendi.
Sizden bir şeyler duymaya bayılıyorum. Benimle Twitter’dan @Lissa_Price adresinden iletişime geçebilirsiniz ve www.lissaprice.com adresinden Tumblr ve Facebook adreslerimi öğrenebilirsiniz. Sizleri çok seviyorum!

11 Ocak 2015 Pazar

Mimik Mimi (Smiley Mim!) | Mimlendim #15

Son zamanlarda o kadar çok mim yaptım ki, artık daha fazla mim çıkamaz diye düşündüğüm saniye birileri beni yeni bir etkinliğe etiketlemeyi iyi başarıyor. Ben de çok şaşırıyorum doğrusu. Sanırım blog açtığımdan bu yana ilk defa bu kadar kısa sürede bu kadar çok mim yaptım. :D Gerçi iyi oluyor, sınavlar nedeniyle kitap okuma konusunda büyük sıkıntılar çekiyorum, bu süre içerisinde beni eğlendirecek bir şeyler bulmuş oluyorum ben de ^^

Buna da beni sevgili Hayal Perest etiketlemiş, iyi de yapmış doğrusu. Yapılan şey çok basit, yukarıdaki resimden 5 tane ifade seçiyorsunuz ve sizi nasıl anlattığını yazıyorsunuz. Yani atıyorum 1: Flörtleştiğimde ben, gibi. 

2 - Herkesçe beğenilen bir kitabı beğenmediğimde ben.
5 - Söylediğim bir şey doğru çıktığında ben.
7 - Biri kitabıma zarar verdiğinde ben.
10 - İstediğim kitap herkeste olunca ve ben de olmayınca ben.
11 - Spoiler vermeden yorum yazarken ben.

Etiketlediklerim: Kitap İklimi'nden Pınar, İki Kızın Kitaplığı ve Naz'lı Kitaplık'tan Naz ^^

10 Ocak 2015 Cumartesi


Kargo elime bu hafta geçtiği için yazıyı da ancak bu hafta yazabiliyorum... Güya kendime kitap almamak için söz vermiştim, elimdekileri yarılayana kadar olmazdı, okumam gereken çok kitap vardı, ekitap bile okumamam gerekiyordu ki elimdekiler bitsindi. Elbette ki bu sözü tutmadım ve yeni yıl sebebiyle babama kitap aldırdım! Idefix'in sürmekte olan Sanal Kitap Fuarı'nın da bundaki etkisi çok büyüktü çünkü oradaki indirim oranı olmasaydı tahminen bu kitaplardan bazılarını hiçbir zaman almayacaktım. Aslında Instagram'da, kargoyu açtığım an paylaşmıştım bu kitapları - heyecan işte, n'aparsınız - fakat bugün D&R alışverişimin son parçası da geldiği için dedim, artık bloga yazma zamanı!

2014'ün son kitap alışverişi iki kısımdan oluşuyor: Idefix ve D&R. Idefix'ten aldıklarım tamamen babama yüklediklerim, çünkü fuar falan filan. D&R'dan alınanlar ise birinin bana vermiş olduğu 50TL'lik D&R hediye kartıyla alındı, yani hiçbir şekilde planda yoktu fakat oldukça da iyi oldu, çünkü eğer bu sayede almasaydım uzun bir süre alamazdım bu kitapları tahminen.

D&R daha kısa olduğu için onunla başlayayım. İnternetten de olsa, 50 lirayla, özellikle de D&R sitesinden alabileceğin kitap sayısı çok sınırlı. Bir de 50 lira ve üzerine kargo bedava olduğundan, orada yaklaşık bir 3-4 liralık bir kargo fiyatı var, yani sepettekileri tam 50 yapman lazım ya da o 4 liralık farka yer bırakman lazım. Eh, iş kitaplar olunca da oldukça sıkıntılıydım çünkü buna verebileceğim ekstra param yoktu ki bir kitap daha ekleyip sepeti 50 liranın üzerine çıkartayım. Öyle olunca, bir süre çabaladım ve en sonunda pes ederek 3 kitap aldım kendime *-*

1. Tatlı Şeytan: Bu kitap eklediğim toplu resimde yok çünkü D&R parçalı sevkiyat yaparak bunu geç gönderdi. Sanırım temin etmeleri uzun sürdü ama pek emin değilim. Bu tam bugün elime ulaştı - haftaya kalacağından korkuyordum ama öyle bir şey olmadı neyse ki. ^^

2. Kurtlara Söyle Eve Döndüm: Bu tamamen Saklamakabı'ndan Eren'in önerisiyle aldığım ve aldığımı söylediğim herkesin "Gerçekten harika bir kitap," benzeri tepkilerle yanıt verdiği bir kitap oldu; okumak için oldukça hevesli olduğumu söylemeliyim o yüzden. Beğenecekmişim gibi duruyor şimdiden. :D

3. Karanlık Zihinler: Oburlar'ın tur yaptığı ve bir süredir çıktı çıkacak, çok fazla konuşulduğu için merak ettiğim bir kitaptı, dedim hazır başlamışken bunu da alayım da aradan çıksın. ^^

Geri kalanlar da hep Idefix'ten alındı işte.

1. Yabancı: Bunu TÜYAP'tan alacaktım ama dizi kapağıyla alma denilmişti, sonra hiçbir yerde orijinal baskıyı bulamadığımdan tıpış tıpış dizi kapağıyla almak zorunda kaldım. Mutsuzum, mağdurum, dırırım :( Ama artık bu seriye başlayacak olduğum için de heyecanlıyım tabii! :D

2. Yıldız Gezgini: Birkaç hafta önce etrafta "Bana Modern Klasikler alın," diye geziniyordum, sonra kimse almayınca ben de gittim kendim aldım -,- Otomatik Portakal'ı da alacaktım fakat babam zaten evde var deyip almadı, ben de bunu ekledim :D

3. Tersyüz: Hakkında çok güzel şeyler duydum, Filiz de okuyor şu sıralar mesela, dedim bir de ben okuyayım bakalım ne düşüneceğim *-* Sırf merak yani :D

4. Üç: Fuarda alacaktım yine de, sonra ne oldu hatırlamıyorum ama almamıştım. Fırsat bu fırsat deyip bunu da sepete attım. Beğenen çok beğeniyor ama beğenmeyeni de var, o yüzden başlama konusunda biraz tereddütte olsam da okuyacağım birkaç hafta içerisinde çünkü çok merak ediyorum.

5. Çıplak Protesto: Öylece İthaki'nin kitaplarında gezinirken birden görüp tıkladığım, sonra açıklamasını okuyup "KESİNLİKLE OKUMAM LAZIM," diye düşündüğüm ve aldığım bir kitap oldu. İlginç bir şeyler çıkabilirmiş gibi duruyor ve açıklamasından sonra büyük beklentiler oluştu bende, yani hayal kırıklığına uğratacak olması çok olası ama elimde değil :P (Ayrıca yazarı Türk!)

6. Aşka Var Mısın?: Sanırım bu kitabı okumayan bir ben kaldım, artık bir el atayım, diyerek aldım tamamen. Beğeneni çok, o yüzden eğlenerek okuyacağımı düşünüyorum - ayrıca Yabancı'nın baskılarını genelde çok seviyorum *-* Aşırı merak ettiğim için falan değil de, daha çok, "Hazır kitap alıyorum bunu da alıvereyim," diye aldığım bir kitap oldu ama :D

Uzun lafın kısası, elimdeki 2934892384 kitaba 9 tane daha katmış oldum... Her zamanki gibi okunacaklar sayısı okuyabileceklerim sayısından fazla, ama alıştım artık buna :D Yıllık hedefimi belirlerken de dikkat ettiğim şey, her ay 9 kitap okursam elde edeceğim rakamdı - bu da 108 falan ediyordu, 110'a yuvarladım :D Bu ay umuyorum ki en azından bu listeden 2 kitabı çıkaracağım, sonrasına bakacağız artık *-*

Şimdi Mevsimi | Mimlendim #14

 Sevgili Pilli Kütüphane sonunda etiketlendiği etkinliklere az çok el atma kararı almış, sağ olsun iyi de yapmış ve beni de bir etkinliğe etiketlemiş! Ben de durur muyum? İnternetsizliğin sınırlarını zorlarken oturdum bu etkinliği yaptım.

1/ Kışın okumalık favori bir kitabın var mı?
Yani kütüphanemde, “Bunu da kışın okuyayım yazın hiç iyi gitmez,” diyeceğim tarzda bir kitap yok; eğer olanı varsa da aşağıya yorum olarak yazabilir çünkü böyle bir kitap nasıl var olabilir, bana çok uzak bir fikir. :D Ama eğer kış temalı bir kitaptan bahsediyorsa soru, hmm… O da yok ki ya. Kış sevmem ben, ben yaz çocuğuyum. Ne yapayım kışı? :D

2/ Kapağı mavi olan bir kitap?
Ateşböceği Yolu – Kristin Hannah. Aklıma gelen tek kitap, gerçi okumadım ama… Bir de sayılırsa, Duman ve Kemiğin Kızı – Laini Taylor. Yani tam olarak “mavi” değil fakat mavisi de var; yani mavi! Başka… başka… Aşka Var Mısın – Natasha Boyd. Bunu da yeni aldım, inş bir ara okuyacağım. :D

3/ Yılbaşı ağacında yıldız olarak kullanabileceğin bir kitap? 
Yıldız şeklinde bir kitabım yok ne yazık ki. :D Ama aşırı sevdiğim kitaplar, ki diğer etkinliklere şöyle bir göz atan varsa ne diyeceğimi bilir, Hiçliğin Kıyısında ve Locke Lamora’nın Yalanları. İkisinden birini koyabilirdim ağacın tepesine valla. *-*

4/ Kış tatili için mükemmel olan kurgusal dünya? 
Şimdi soruyu biraz değiştireceğim ve kışın keşfetmek istediğim kurgusal dünya olarak da Kralkatili Günceleri’nin dünyasını söyleyeceğim, iki kitabını da aldım fakat henüz okuma şansım olmadı. Rüzgarın Adı zaten resmen okul orospusu oldu, ilk önce Baran okudu, şimdi Destina okuyacak – ki ben devam ettireceğini pek sanmıyorum, bence iki güne sıkılır bırakır, hiç ona göre değil o kitap – sonra da İzzet okumak istiyormuş diye duydum falan filan. Kısacası o kitap bana gelene kadar daha çok yolu var. Normalde kitap vermeyi sevmem insanlara fakat hem Baran’ı hem de Destina’yı eğer kitaba iyi bakmazlarsa olacaklar konusunda tehdit ettim, yani içim rahat. Gerçi öyle bir tehdit İzzet’e yarar mı bilemiyorum… 

5/ Birlikte kış tatiline gidebileceğin bir kitap karakteri? 
Aklıma adı gelmiyor ama John Green’in iki diğer yazarla ortak yazdığı Let It Snow’daki karakterlerden herhangi biri olabilir sanırım. Gerçi karakterlerin hiçbirinin adını hatırlayamadığım için :/ Ama kış tatilinde geçiyordu, o yüzden bu soruya mükemmel kitap bence.

6/ Bu sene için listende olan bir kitap?
Buraya o kadar çok kitap yazabilirim ki! Listem uzadıkça uzuyor sadece. Karanlık Zihinler, Çıplak Protesto, Rüzgarın Adı, Hobbit, Duman ve Kemiğin Kızı, Efsane, Taht Oyunları, falan filan.

7/ Favori tatil içeceğin, atıştırmalığın ve filmin?
Yaz kış portakal suyu’cuyum ben. Öyle sevdiğim bir içecek yok, bir tek taze sıkılmış portakal suyuna bir sempatim var. Atıştırmalıklardan da bilmem ki. Sanırım Albeni’nin bir ürünüydü, şu karemelli çikolatalı toplar var ya, hah işte onlar. Film izlemeyi de pek sevmem fakat The Eternal Sunshine of the Spotless Mind ve Memento diyebilirim sanırım.

Son birkaç günde o kadar çok kişiyi etiketledim ki, artık tekrardan aynı kişileri etiketlemeye girişmek istemiyorum. Aklıma da şu an etiketlenebilecek kimsecikler gelmiyor, o yüzden sadece bloğu daha yepisyeni olan Buluttan Kitaplar’dan Cansu’yu ve Kristal Kitap'ı etiketliyorum! 
Yapmak isteyen diğer herkes üzerine alınabilir, hatta üzerine alınıp yapan olursa yorumlarda link bırakabilir, ben de gidip bir göz atabilirim falan. :D




Adı: Sonlayanlar
Orijinal Adı: Enders
Yazarı: Lissa Price
Yayınevi: Dex
Sayfa Sayısı: 280
Goodreads Puanı: 3.73
Seri: Starters #2
Puanım: 4

Tanıtım

Taze Hedefler'in akıbetinden sonra Callie artık kendini Sonlayanlara kiralamayacaktı. Ama Sonlayanlar bedenine değilse bile zihnine sızmayı başarıyorlardı. Ona istemediği şeyleri yaptırıyorlardı; sevdiği kişilerin canını acıtmak gibi. Başının arkasındaki yongayı çıkarmayı ve yeni bir hayatı ölümüne istiyordu Callie, bu gerçekten de onu öldürebilir ve kafasının içindeki sesi susturabilirdi; öldüğüne inanılan babasının sesini. Şimdi, İhtiyar'ın zalimce oynadığı oyunlara bir yenisi daha ekleniyor. Kim gerçek kim sahte, Callie bilmiyor. Asıl maske kimin yüzünde, ne pahasına olursa olsun Callie cevabı buluyor.

Bu Kitabı Neden Okumalı?

Neden #1: Hyden!
Bir genç kız olarak, elbette ki favori erkek karakterimi ilk neden olarak sunacağım sizlere. Doğrusu ilk kitapta Blake vardı falan filan ama, yok arkadaş, Hyden cidden açık ara farkla öne geçer. Zekası olsun, özverili kişiliği, azmi ve insanlara yardım etme isteği... Nereden tutarsanız tutun, gerçekten çok düzgün ve başarılı bir karakter ve sanırım Callie de bunun farkında ;)

Neden #2: İhtiyar
Şimdi diyeceksiniz, "Neden ben kitabı İhtiyar için okuyayım ki?" diye. Spoiler olacak biraz ama, ne yapalım artık. Çünkü bu sorunun yanıtını ancak spoiler aracılığıyla verebilirim: İhtiyar'ın kimliğini öğreniyoruz! Elbette ki kim olduğunu söylemeyeceğim ama emin olun, bu noktada gerçekten şaşırmıştım. Hani, gerçekten

Neden #3: Metaller
Kafasına siniryongası yerleştirilmiş olan Başlayanlar'a "Metal" adı veriliyor ve kitap boyunca bu Metaller aracılığıyla neler olmuyor ki! Onları takip edebilen tarayıcımsı aletler bile var. Ayrıca, Taze Hedefler'in yıkılmasının hiçbir işe yaramadığını görüyoruz çünkü Metaller hala kontrol edilebiliyorlar... 

Neden #4: Seri Bitiyor
Eğer Başlayanlar'ı sevdiyseniz ve Callie'yi, Michael'ı, Tyler'ı falan biraz daha görmek istiyorsanız, bu kitap birazcık tek şansınız; çünkü bundan sonrası yok. Kısa hikayeler var elbette ama bence hiçbiri seriye devam etmek kadar tatmin edici olmaz. Doğrusu ben, araya çok zaman girdikten sonra serilere devam edemeyen bir yapıya sahibim. (Bkz: Olanları unutuyorum yahu!) Ama ilk kitabı tekrardan okuduktan sonra bu kitabı okumak ne kadar iyi geldi anlatamam. En azından aklımdaki soruların bir yanıtı oldu, olaylar sonuçlandı, bazı karakterlere bir kapanış yazdım kendimce.

Neden #5: Açık Uçlu Bir Son
Devamını istediğiniz gibi hayal edebilirsiniz. Yazar kitabı öyle bir yerde bırakmış ki, gelecekte neler olacağı hem belirsiz hem de az çok tahmin edilebiliyor; bu da akılda istediğimiz gibi canlandırma izni veriyor bizlere. Yani şahsen daha net bir sonu tercih ederdim fakat bu da işe yarar, çünkü en azından bu sefer beğenmeyeceğim bir final olması yerine kendi kendime daha hoşuma gidecek bir devam hayal edebiliyorum.

http://athenaninguncesi.blogspot.com.tr/ Kunai