28 Şubat 2015 Cumartesi

[Aysonu] Bu Ay Ne Okudum? | Şubat 2015


Her ay 10 kitap okumayı planladığım düşünülürse, bu ay 2 kitap geriden geliyorum ve pek hoş bir durum değil bu. Gelecek ay için okumayı umduğum kitaplarım listesini de çıkarttım, fakat hiçbir zaman o listelere sadık kalamadığım düşünülürse, tahminen hazırladığım 10 kitaplık listenin yarısından fazlası başka kitaplarla değiştirilecek. Cidden ama; bu ay okumayı planladığım kitaplardan sadece ikisini okudum. Gerçi o liste 5-6 kitaplıktı yanılmıyorsam fakat yine de! Üç aydır listelerde sürünen kitaplar var: Bknz. İntikamın Sırrı, Hobbit. Hobbit'e de bir türlü başlayamıyor olmamın nedenini bilmiyorum aslında. Sadece, ne bileyim... Sanki o kitapla aramda bir duvar var ve okumaya başlayabilmek için duvarı yıkmam gerekiyor, o derece :D

Bu ay okuduklarım:
1. Günahlar ve İğneler - Karina Halle - ★★★☆☆
2. Anna and the French Kiss - Stephanie Perkins - ★★★☆☆
3. Kiralık Konak - Yakup Kadri Karaosmanoğlu - ★★★★☆
4. Kovan - Laline Paull - ★★★☆☆
5. Ölüm Defteri, Vol. 1: Can Sıkıntısı - Tsugumi Ooba - ★★★★★
6. Üç - Sarah Lotz - ★★★☆☆ (Aslında: 2.5)
7. Günlerin Köpüğü - Boris Vian - ★★★☆☆
8. The Coldest Girl in Coldtown - Holly Black - ★★★★★

Şu an okumakta olduklarım:
1. Cem Sultan (okul için) - John Freely
2. Edgar Allan Poe'nun Bütün Şiirleri
3. Şahmelek - Merve Akıncı

25 Şubat 2015 Çarşamba

Nora Roberts "Ölüm/In Death" Seri Sıralaması



Bazı serilerde ne yaparsam yapayım, bir türlü hangi kitabın serinin kaçıncı kitabı olduğunu hatırlayamıyorum. Bu tür durumlarda her seferinde internette kitabın adını aratmam, mümkünse bir yerlerde kaçıncı kitap olduğuyla ilgili geçen bir bilgi kırıntısına rastlama umuduyla gezinmem gerekiyor. Ya da elbette Goodreads'i açıp iki saat uğraşabilirim. İki türlü de, gerçekten inanılmaz vakit alabiliyor ve ben de, hazır şu an vaktim var diyerekten, elimin altında bulunmasını istediğim bir listeyi yapıyorum şu an buraya. (Aslında Word dosyası olarak bilgisayarıma kaydedecektim fakat sonra bilgisayarımdaki Word dosyalarının sık sık karıştığını ve neyi hangi klasöre koyduğumu unuttuğumu fark ederek, en iyisinin buraya minik bir yazı bırakmak olduğuna karar verdim.) 

Bu da tahminen gelecekte birkaç seriye daha liste yapıp bloga koyacağım anlamına geliyor, siz görmezden gelebilirsiniz bu gönderileri isterseniz :D (Yani elbette istediğiniz yazıyı görmezden gelebilirsiniz de, bence siz anladınız ne demek istediğimi, hiç açıklamaya uğraşmayacağım kdjdf.)

1. Çıplak Ölüm (Naked in Death) 
2. Görkemli Ölüm (Glory in Death) +
3. Ölümsüz Ölüm (Immortal in Death)
4. Mutlu Ölüm (Rapture in Death) +
5. Büyülü Ölüm (Ceremony in Death) +
6. Kindar Ölüm (Vengeance in Death)
7. Noel'de Ölüm (Holiday in Death) +
8. Ölüm Tuzağı (Conspiracy in Death)
9. Ölümüne Sadakat (Loyalty in Death) +
10. Ölüm Tanığı (Witness in Death) +
11. Ölüm Yargısı (Judgement in Death)
12. Hain Ölüm (Betrayal in Death)
13. Baştan Çıkaran Ölüm (Seduction in Death) 
14. Geçmişten Gelen Ölüm (Reunion in Death) +
15. Masum Ölüm (Purity in Death) +
16. Portredeki Ölüm (Portrait in Death)
17. (Imitation in Death) 
18. (Divided in Death) 
19. (Visions in Death)
20. (Survivor in Death)
21. (Origin in Death)
22. (Memory in Death)
23. (Born in Death)
24. (Innocent in Death)
25. (Creation in Death)
26. (Strangers in Death)
27. (Salvation in Death)
28. (Promises in Death) 
29. (Kindred in Death)
30. (Fantasy in Death)
31. (Indulgence in Death)
32. (Treachery in Death)
33. (New York to Dallas)
34. (Ceremony in Death)
35. (Delusion in Death) 
36. (Calculated in Death) 
37. (Thankless in Death) 
38. (Concealed in Death) 
39. (Festive in Death) 
40. (Obsession in Death)
41. (Devoted in Death)

21 Şubat 2015 Cumartesi

Üç (The Three, #1) - Sarah Lotz | Vlog

Adı: Üç
Orijinal Adı: The Three
Yazarı: Sarah Lotz
Yayınevi: Altın Kitaplar
Sayfa Sayısı: 472
Goodreads Puanı: 3.38
Seri: The Three #1
Format: Paperback
Puanım: 2.5/5

12 Ocak'ta dünyanın çeşitli bölgelerinde birkaç saat arayla dört uçak kazası meydana gelir. Güney Afrika, Japonya, Florida ve okyanusa düşen uçaklarda yüzlerce kişi hayatını kaybeder. Ancak bu kazalardan üç kişi kurtulur. Üç enkazdan birer çocuk sağ çıkmıştır. Özellikle çocukların garip davranışları hakkında ayrıntılı bilgiler ortaya çıkınca, basında yoğun spekülasyonlar başlar. Düşen dördüncü uçaktan ise hiç kimse kurtulamamıştır ama yolculardan biri kayıptır. Yine bir çocuk...

Uçaklardan birinde yolculuk eden ve oldukça inançlı bir kadın olan Pamela May Donald, Tokyo'dan Osaka'ya uçarken kulakları sağır eden bir patlama sesi duyunca ölümle karşı karşıya geldiğini anlar. Ölmeden önce, "Çocuk, çocuğa dikkat edin, ölü insanlara dikkat edin, ah Tanrım o kadar çok sayıda ki... Şimdi benim için geliyorlar. Yakında hepimiz gideceğiz. Hepimiz!" şeklinde bıraktığı sesli mesajla evrensel bir panik yaratır. Bu mesajı duyan muhafazakâr gruplar hayatta kalan çocukların Mahşerin Dört Atlısı olduğuna inanırlar. Bu onlar için sevindirici bir haberdir.



Kış Okuma Şenliği 2014 | İkinci Ay

1. Kategori (10 puan): Altın Kitaplar Yayınevi'nden bir kitap. 
Üç / Sarah Lotz / Altın Kitaplar Yayınevi / 472 Sayfa

2. Kategori (10 puan): Bir çizgi roman veya foto roman.
Ölüm Defter, Vol. 1: Can Sıkıntısı / Tsugumi Ooba / Akılçelen Kitaplar / 200 Sayfa

3. Kategori (10 puan): Fantastik kurgu/bilim kurgu/distopya/steampunk vb. türde bir kitap.
Rüzgarın Adı / Patrick Rothfuss / İthaki Yayınları / 736 Sayfa

4. Kategori (10 puan): Adında bir akrabalık ilişkisi geçen bir kitap.
Duman ve Kemiğin Kızı / Laini Taylor / Artemis Yayınları / 444 Sayfa

5. Kategori (10 puan): Bir şiir kitabı.
Bütün Şiirleri / Edgar Allan Poe / İthaki Yayınları / - Sayfa

6. Kategori (10 puan): Yasaklanmış bir kitap.
1984 / George Orwell / Can Yayınları / 352 Sayfa
1949 tarihli politik alegorik roman 1950'de Josef Stalin tarafından SSCB'de yasaklandı. Stalin romanda hicvedilenin kendi iktidarı olduğunu düşünmüştü. İngiltere ve ABD’de de ise komünizm, Antisemitizm ve cinsellik temalı yasaklara maruz kalmıştı. Kitap 1962'deki Küba Füze Krizi sırasında neredeyse ABD ve İngiltere'de de yasaklanıyordu.
Kaynak: Wikipedia

7. Kategori (10 puan): Tarihi kurgu türünde bir roman.
----------------------------

8. Kategori (10 puan): İsminde kış mevsimini çağrıştıran bir kelime geçen veya olayların karda kışta geçtiği bir kitap.
----------------------------

9. Kategori (10 puan): Bir yazarın tavsiye ettiği bir kitap.
----------------------------

10. Kategori (10 puan): Yayınlanmış tek bir romanı olan bir yazarın "o" romanı.
İntikamın Sırrı / Öykü Odabaş Kanneci / Postiga Yayınları / 464 Sayfa

11. Kategori (10 puan): Mektuplardan veya anılardan oluşan bir kitap.
----------------------------

12. Kategori (10 puan): İlkokulu bitirdiğiniz yıl ilk baskısını yapmış bir kitap.
Başlayanlar / Lissa Price / Dex / 348 Sayfa

13. Kategori (10 puan): Beyaz perdeye aktarılmış bir kitap. 
Kayıp Kız / Gillian Flynn / Artemis Yayınları / 600 Sayfa

14. Kategori (10 puan): 20. yüzyılda Nobel Edebiyat Ödülü kazanmış bir yazardan bir kitap.
Sineklerin Tanrısı / William Golding / İş Bankası Kültür Yayınları / 262 Sayfa

15. Kategori (10 puan): Goodreads'in "Ölmeden Önce Okunması Gereken 1001 Kitap" listesinden bir kitap.
Hobbit / J.R.R. Tolkien / İthaki Yayınları / 312 Sayfa

16. Kategori (10 puan): Bir aşk romanı.
Hiçliğin Kıyısında / J.A. Redmerski / Ephesus Yayınları / 472 Sayfa

17. Kategori (10 puan): Size veya aynı evde yaşadığınız kişilere ait olmayan bir kitap.
----------------------------

18. Kategori (Her kitap 10 puan, 2 kitabı da okuyana ekstradan 20 puan, toplam 40 puan): Bir Türk, bir yabancı yazardan birer öykü kitabı.
----------------------------
----------------------------

19. Kategori (Her bir kitap 10 puan, tüm kitaplar okunursa ekstradan 30 puan, toplamda 70 puan): Şimdiye kadar hiç kitabını okumadığınız dört yazardan birer kitap. Yazarların ikisi Türk, ikisi yabancı, ikisi kadın, ikisi erkek olmalı.
Fırtına / Julie Cross / Pegasus Yayınları / 368 Sayfa [Yabancı Kadın]
19. Departman / Will Hill / Dex / 504 Sayfa [Yabancı Erkek]
Hissiz / Lemariz Müjde Albayrak / Postiga Yayınları / 528 Sayfa [Türk Kadın]
Kiralık Konak / Yakup Kadri Karaosmanoğlu / İletişim Yayıncılık / 232 Sayfa [Türk Erkek]

20. Kategori (Her bir kitap 10 puan, tüm kitaplar okunursa ekstradan 40 puan, toplam 60 puan): Pulitzer veya Man Booker veya Goncourt veya Nebula veya Hugo ödülü kazanmış veya bu ödüller için finalist olmuş üç kitap. 
----------------------------
----------------------------
----------------------------

21. Kategori (Her bir kitap 10 puan, tüm kitaplar okunursa ekstradan 30 puan, toplamda 70 puan): Dünya edebiyatından dört kitap. Kitapların biri Latin Amerika, biri Afrika, biri Asya ve biri Avrupa edebiyatından olmalı. Türk edebiyatı kapsam dışı.
Yüzyıllık Yalnızlık / Gabriel Garcia Marquez / Can Yayınları / 464 Sayfa [Latin Amerika]
Günlerin Köpüğü / Boris Vian / E Yayınları / 256 Sayfa [Avrupa]
---------------------------- [Afrika]
Konuk Kaplan / P'u Sung-Ling / Dost Kitabevi / 92 Sayfa [Asya]

22. Kategori (Her bir kitap 10 puan, tüm kitaplar okunursa ekstradan 40 puan, toplamda 70 puan): Türk bir yazardan bir üçleme veya aynı seriye ait üç kitap.
----------------------------
----------------------------
----------------------------

Puan Hesaplama
Toplam 7 kitap okuduğum için 7*10 = 70 puan.
Toplam 2.536 sayfa okuduğum için = 25 puan.
Hiç kategori tamamlamadığım için = 0 puan.
Toplam 95 puan.

Yeni Kitap Kokusu #8: Amerika'dan Gelen Kitaplar


Öncelikle herkese merhaba!

Aslında bu kitaplar elime iki hafta kadar önce geçti, fakat ben tam bir üşengecim ve ayrıca küçücük evde tabletimi kaybettiğim için, bir türlü kitapların resimlerini çekemedim. (Telefonum pek işlevsel sayılmaz da.) Eh, resimler olmayınca da iş bir türlü oturup bu "yeni kitaplar" yazısını yazmaya gelemedi ne yazık ki. Ama sonra tarihe baktım, ne çabuk ayın 21'i oldu ya? Ay bitmeden yazayım bari, diyerek de bugün işte, şu an, şu satırları yazmaktayım. Bu ay bloga pek yazı yazamadığım için biraz suçlu hissetsem de, savunması var: Yazacak yazı yoktu ki!

Tamam, bu kadar boş boğazlık yeter :D Bu kitaplar şubat tatili için Amerika'ya giden bir arkadaşım tarafından getirildi, çok sağ olsun, nasıl mutlu oldum anlatamam. Bu arada minik bir not düşeyim, belki yardımcı olabilen çıkar: Ben bu arkadaşa "yaratıcı" bir şekilde teşekkür etmenin yollarını arıyorum, hala, fakat aklıma hiçbir şey gelmiyor. Eğer yaratıcı bir teşekkür fikri olan varsa bana ulaştırabilir mi? :D 

Kitaplara geçelim :3
Bir süredir oldukça merak etmekte olduğum fakat bir türlü hiçbir yerde bulamadığım, en son ekitap versiyonlarını internette bulup da bir türlü okumaya başlayamadığım bir seriydi; fakat ekitap okumayı pek sevmeyen biri olarak "Fırsat budur!" demiş ve bu kitaplara "pençelerimi geçirmiş" olabilirim... İlk iki kitap karton kapak, son kitap ciltli. Doğrusu herkesin aksine ben, öyle aşırı büyük bir ciltli kitap hayranı değilimdir - bence okuması son derece sıkıntılı - fakat bilmiyorum; bu seride "bütünlük" sağlanamamış olsa da, garip bir şekilde hoşuma gitti.
(Alican ben de seni çok seviyorum ve hayır, okuluma falan gelemezsin saçmalama.)
Lonca Avcısı ise zamanında ilk kitabı Artemis'te Meleklerin Kanı adıyla çıkan, sonrasında ise unutulup giden bir kitap oldu bence. Gerçekten başarılı bir seriydi ve bir süredir devam etmek istiyordum. Biraz yarım yamalak oldu çünkü ilk kitabı Türkçe ve boyutlar bayağı farklı; bu İngilizce olanlar gerçekten küçük. Fakat ilk kitabı almak yerine beşinci kitapla devam etmeyi seçtim, belki günün birinde ilk kitabı da internetten sipariş ederim. Ama bu seriye gerçekten hayrandım, o yüzden şu an çok mutluyum devam edebilecek oluşuma :D
Bu da tek kitap. Richelle Mead'in çevrilmeyen serisi Georgina Kincaid'in ilk kitabı; bunun hakkında daha önce hiç okuma yapmadım, yorumlara bile bakmadım, o yüzden sevip sevmeyeceğimden emin değilim ve risk almak istemeyerek sadece ilk kitabı seçtim :D Bu şekilde beğenmezsem üzülmeyeceğim, beğenirsem de illa ki ileride tekrardan yurtdışından o ya da bu şekilde kitap edinme şansı bulurum. (Umarım.)
Bu kitabı bilen var mıdır bilmiyorum fakat zamanında Dex yayınlarından çıkan ve Holly Black tarafından kaleme alınmış hikayeleri barındıran Zehir Yiyenler ve Diğer Hikayeler isimli bir kitap vardı (umarım kitabın adını doğru hatırlıyorumdur). The Coldest Girl in Coldtown da, bu kitapta olan bir hikayeydi ve sonralarda bu hikayenin kurgusunun genişletilip bir kitaba dönüştürüleceğini duyduğumda gerçekten çok sevinmiştim çünkü o ilk kitaptaki hikayeleri gerçekten çok sevmiştim, bu da bayağı ilginç bir hikayeydi. İnternette de hiçbir şekilde bulamadığım için işte bugün bu liste içerisinde :D

Elimde birkaç Türkçe kitap var okumak istediğim ve okumam gereken, onlardan sonra yavaş yavaş bu İngilizce kitaplara da başlayacağım; fakat herkes sırasını bilmeli, değil mi? Bunlar listeme en son eklenen kitaplar oldukları için (sayılır, elimde iki yeni Türkçe kitap var ama bir "alışveriş yazısı" olacak rakamda olmadıkları için beklemedeler gibi gibi) biraz daha geç okunacaklar. Ama bu kitapları uzun süre bekledim, birkaç hafta daha beklemek nedir ki? :D

19 Şubat 2015 Perşembe

Adı: Kiralık Konak
Yazarı: Yakup Kadri Karaosmanoğlu
Yayınevi: İletişim Yayınları
Sayfa Sayısı: 232
Goodreads Puanı: 3.45
Puanım: ★★★★☆ 

       Öncelikle herkese merhaba! Başlıktan pek anlaşılmayacaktır herhalde, o yüzden belirtme ihtiyacı duyuyorum: Bu bir kitap yorumu değildir. Bazı kitapları "yorumlayabilecek" kadar bilgi sahibi değilsinizdir ve ben Kiralık Konak hakkında bir yargıya varamam, sadece düşüncelerimi ve bana hissettirdiklerini aktarabilirim. 

        Türk edebiyatıyla pek haşır neşir olmayan bir lise öğrencisi olarak, Kiralık Konak benim için bir mücadeleydi diyebilirim sanırım. Ödevdi ve elbette çoğu öğrenci gibi son ana bırakmıştım; kitabın okunması, ardından da kitaptaki "Batılı sosyal ve kültürel ögelerle" ilgili bir sunum hazırlanması gerekiyordu. Yani benim konum buydu. Döneme pek hakim olmadığım için tahminen yarım yamalak bir sunum oldu benimki (henüz sunamadım da) ama yapacak bir şey yok.

        Bundan önce Araba Sevdası'nı okuyor olmamız gerekliydi ve iki kitabı karşılaştıracak olursam, kesinlikle Kiralık Konak'ı daha sevdim. Öncelikle, Yakup Kadri Karaosmanoğlu'nun dili kesinlikle daha anlaşılırdı. (Elbette durup internette kelimeleri araştırmam gerektiği noktalar oldu, fakat en azından cümleleri birkaç kere okuduktan sonra anlayabiliyordum o durumda bile. Araba Sevdası'nda bir paragrafı kaç kere okursam okuyayım, anlamadığım oluyordu.) Kitap genel olarak durgundu ve bir süreci anlatıyordu fakat sıkıldım diyemem. Yani, sıkıntı gibi değildi; çünkü hem devamını merak ediyor, hem de yavaş yavaş okumak istiyordum. Ondan biraz uzun sürdü okumam. (Son dakika ödevi için kötü bir şey aslında.)

       Karakterlere genel olarak pek sempati beslemedim sanırsam, yani sempati beslenebilecek biri yok gibiydi. Hakkı Celis'e biraz üzüldüm aslında, Seniha'ya gösterdiği sevginin asla karşılığını alamadı. Onun dışında bir diğer sevdiğim karakter Naim Efendi'ydi, yaşlı adamın sonu kötü bitti ve beni üzen sayılı şeylerden biriydi kitapta. 

       Benim için "Türk edebiyatına giriş" niteliğinde bir kitap oldu ve aslında yazarın vermek istediği mesajı kavramış olduğuma inanmasam da, başka kitaplar ve başka yazarlar tatma konusunda, içimde bir isteğin doğmasını sağladı. (Ki zaten bir süredir düşündüğüm bir şeydi fakat nereden başlayacağımı bir türlü bulamamaktaydım.) Henüz ders dışında benzeri romanlar okur muyum emin olmasam da, bana çok şey kattığına inandığım bir romandı Kiralık Konak. (Gerçi sanırım bu tür kitaplar üzerinde makale okunmadan tam olarak "anlaşılmıyor".) 

14 Şubat 2015 Cumartesi

Adı: Ölüm Defteri, Vol.1: Can Sıkıntısı
Orijinal Adı: デスノート 1 (Desu Nōto)
Yazarı: Tsugumi Ooba
Yayınevi: Akılçelen Kitaplar
Sayfa Sayısı: 200
Goodreads Puanı: 4.39
Seri: Death Note #1
Format: Paberback

Bu deftere adı yazılanlar ölür… Ölüm Tanrısı Şinigami Ryuk’un insanoğlu dünyasına düşürdüğü defter: DEATH NOTE (ÖLÜM DEFTERİ). Bu doğaüstü defteri bulan ve dünyadaki cani suçluları ortadan kaldırmak için kullanmaya karar veren Light Yagami (nam-ı diğer Kira) ile kimsenin çözemediği olaylarda polise yardım eden L adlı gizemli detektif arasındaki muhteşem mücadele böyle başlar.
Light Yagami bu deftere ismini yazdığı ve yüzünü bildiği herkesin öleceğini keşfeder. Önceleri defteri kuşkuyla kullanmaya başlayan Light, ismini yazdığı insanların hayatlarının kendisinin belirlediği ölüm şekliyle son bulduğunu görür. Her geçen gün defterin yeni yeni özelliklerini öğrendikçe hayalindeki dünyayı yaratabilmek için defteri kullanmaya başlayarak adalet mekanizmasının yeterince cezalandıramadığı azılı suçluları öldürmeye karar verir. Suçlular gizemli bir şekilde ve peş peşe ölmeye başlayınca durum polisin dikkatini çeker ve dünyadaki birçok gizemli olayı çözmekle görevlendirilmiş olan “L” adlı dedektif, konuyu araştırmak üzere polisin yardımına koşar.

Doğrusu bir manga nasıl yorumlanır pek bir fikrim yok çünkü manga okumakla ilgili uzun bir geçmişten yoksunum; Death Note'un bu ilk cildi? kısmı? parçası? kitabı? 'ndan önce okuduğum tek bir manga vardı, onun da sadece ilkini okuyup bırakmıştım çünkü ikincisini bulamamıştım kitapçılarda. Zaten insan bir süre sonra aramayı bırakıyor. Aslında Death Note, 2013 TÜYAP'tan beri elimde olan fakat bir türlü başlayamadığım bir mangaydı çünkü 1, 3 ve 4.leri almıştım fakat 2'yi bulamamıştım. Dün de aklıma geldi, dedim "Neden başlamıyorum ki?" ve başladım. Sonra bitti.

Çok bir yorum yazamam herhalde, fakat aklıma gelen her şeyi eklemeye çalışacağım. 200 sayfa olmasına rağmen çizim/yazı oranı yüksek olduğu için, gerçekten hızlı okunuyordu ve akıcılık gibi bir sorunu yoktu yani. Zaten okuduğumuz tek şey insanların konuşmaları sayılır; eh, diyalog okumak da en hızlı yapılan okumalardan biridir sanırım. 

Karakterler hakkında net yargılara varmak için henüz erken, sonuçta sadece birincisindeyim daha manganın, fakat yine de aklıma gelen birkaç şeyi not etmek istiyorum:
Light. Ben bu karakteri zeki olduğu kadar egoist buldum. Her şeyi kendi bileceğinden emin ve her türlü soruna akılcı çözümleri var, fakat kendine duyduğu bu güven bir süre sonra beni rahatsız etmeye başladı çünkü eninde sonunda çuvallayacak gibi duruyor. Ayrıca Death Note hakkında bilmediği şeylerin varlığı onun için büyük bir sıkıntı olacak gibi.

Ryuk. Bu karaktere karşı ne hissediyorum bilmiyorum fakat sanırım bir şey hissetmiyorum. Ne bileyim, varlığı ve yokluğu henüz pek bir şey değiştirmiyor benim için ama içimden bir ses Light'tan büyük şeyler gizliyor diyor. Ayrıca bu işten tek çıkarının eğlenmek olduğunu da düşünmüyorum ya, neyse.

L. Ben bu karakteri gerçekten sevdim. Hani, cidden. Light'tan daha çok sevdim hatta. Bence daha zeki ve kesinlikle daha akılcı davranışları var; Light avantajda olabilir fakat bilmiyorum ya. Kesinlikle bu karakteri daha çok destekliyorum. Kahrolsun yenilen spoilerlar.

Evet, spoiler. Ben zamanında "Zaten hiç izlemeyeceğim," diyerek arkadaşlarım Death Note konuşurken yanlarından ayrılmamış insanım, eh, öyle olunca da birkaç şey aklımda ve bu beni çok üzüyor. Cidden üzüyor. Unutamam artık ama yapacak bir şey yok, elden geldiği kadar akla getirmemeye çalışıyor insan.

Başlarda manga okuma kısmına biraz alışmak gerekiyor fakat olayın içine girmek çok kolay, sonrası da zaten tamamen aksiyondan ibaret. Hızlı okunmasa bile büyük olasılıkla bitirene kadar başından kalkmazdım. Eğer ikincisi elimde olsa, şu an bu satırları yazmak yerine gider ikinciyi okuyor olurdum; öyle anlatayım. Kesinlikle çok beğendim ve sanırım bundan sonra daha sık manga alan birisi olacağım. Yuppi!

YouTube Macerasını Başlattım!


Eğer dün paylaştığım Kovan kitap yorumu yazımı gören olduysa zaten konudan haberdardır, fakat bu konunun kendisi benim için o kadar heyecan verici bir şey ki, belki de içimi bir nebze de olsun rahatlatabilmek adına - çok gerginim, hala - kendisine ait bir yazısı olması gerekmektedir. Şöyle ki, bir süredir "Yapsam mı yapmasam mı?" ya da "Ne zaman yapsam ki?" ya da "Ama ne hakkında yapsam?" gibi düşünceler - sorular - aklımda cirit atmaktaydı; en sonunda dün - hala nasıl yayınladığıma dair soru işaretleri olsa da kafamda - ilk video'mu paylaştım! Evet. Gerçekten. Yaptım bunu.

O yüzden ilk önce - elbette - buradan Eren'e selamlar. İkinci olarak da, ask.fm adresimden bana arka arkaya videolarla ilgili soru soran ve çekip çekmeyeceğimi merak eden anonimlere teşekkürler; tahminen oradaki o merak unsuru olmasaydı hiçbir şekilde yayınlamaya cesaret edemezdim... Ve bunu yapmış olmak benim için gerçekten önemli!

Bir de, videoyu dün izleyip kaç kere "hani" dediğimi saymayan herkese çok teşekkürler kdfj Normalde konuşurken de çok "hani" diyorum ama bakalım, belki gelecekte video çeke çeke bu huyumdan da kurtulurum *-* (Gelecekte!!! - evet heyecandan yerimde duramıyorum.)

Eh, dün başladığım için şu an sadece bir video var, fakat umuyorum ki okulda video çekebileceğim sessiz bir yer bulup kendimi bu işte gelişmeye adayacağım... Olmadı her haftasonu cumartesi günleri annemler pazara gidiyor, belki o ara çekebilirim. Ya bunu yapanlar nasıl yapıyor? Ben valla çok heyecanlıyım. (Belki de yeni olduğu içindir...)

Yepis yeni kanalıma (yani sayılmaz aslında, sadece video yoktu) gitmek için buraya tıklayabilirsiniz. Eğer izlerseniz yorum falan bırakın lütfen :3 Abone de olabilirsiniz yani *-*

NOT: Videoda söyledim ama herkes o videoyu izleyecek diye bir şey yok, o yüzden yine söylüyorum: Lütfen kaba davranmayın. :3

13 Şubat 2015 Cuma

[Blog Tur] Kovan - Laline Paull | Vlog


Adı: Kovan
Orijinal Adı: The Bees
Yazarı: Laline Paull
Yayınevi: Martı Yayınları
Sayfa Sayısı: 464
Goodreads Puanı: 3.65
Seri: -
Format: Paperback

Tanıtım

Doğumu şaheser anamız, senin rahmin kutsaldır, evliliğin tektir, sonra Kraliçeliğin gelir. Ve sadece Kraliçe üreyebilir.
Bu kovandaki bütün arılar kabul eder, itaat eder, hizmet eder. Herkes üzerine düşen görevi yerine getirmek zorundadır, ölümse ölüm kalımsa kalım. Doğuştan farklı olanlar doğar doğmaz öldürülür. Kovanın hiyerarşisinde geçişler yoktur. İşçi olarak doğan işçi olarak ölür. Kraliçe tektir, kutsaldır, sadece o doğurgandır.
Flora 717 ise farklı doğanlardandır, canı bağışlandığında elde ettiği şansla kovanın bütün işleyişinde yer almaya çalışarak fark yaratır. Bebek bakar, polen toplar, Kraliçe'nin sırlarına erişir. Peki kendi kaderinin sürüklediği yolda düşe kalka ilerlerken kovanın kaderini de değiştirebilecek midir?

Video

Video hakkında bir şeyler demek isterdim fakat zaten diyeceğim her şeyi videoda dedim, o yüzden iyi seyirler :D




Adı: Kovan
Orijinal Adı: The Bees
Yazarı: Laline Paull
Yayınevi: Martı Yayınları
Sayfa Sayısı: 464
Goodreads Puanı: 3.65
Seri: -

Tanıtım

Doğumu şaheser anamız, senin rahmin kutsaldır, evliliğin tektir, sonra Kraliçeliğin gelir. Ve sadece Kraliçe üreyebilir.
Bu kovandaki bütün arılar kabul eder, itaat eder, hizmet eder. Herkes üzerine düşen görevi yerine getirmek zorundadır, ölümse ölüm kalımsa kalım. Doğuştan farklı olanlar doğar doğmaz öldürülür. Kovanın hiyerarşisinde geçişler yoktur. İşçi olarak doğan işçi olarak ölür. Kraliçe tektir, kutsaldır, sadece o doğurgandır.
Flora 717 ise farklı doğanlardandır, canı bağışlandığında elde ettiği şansla kovanın bütün işleyişinde yer almaya çalışarak fark yaratır. Bebek bakar, polen toplar, Kraliçe'nin sırlarına erişir. Peki kendi kaderinin sürüklediği yolda düşe kalka ilerlerken kovanın kaderini de değiştirebilecek midir?

Yazar Hakkında

Kocası, kızı, iki üvey oğlu ve iki kedisiyle beraber deniz kenarında yaşayan Laline Paull’un çocukluğundaki en yakın iki arkadaşı kitapları ve hayvanlardı.

Annesiyle babası Hint göçmenleri olan yazar, Oxford’da İngilizce eğitimi aldı ve film sektöründe – içlerinde senaristlik de olan – çeşitli işler yaparak Los Angeles, New York ve Londra’da yaşadı.

Kızı doğduğunda tiyatro için metinler yazmaya başlayan Paull, “Aktörlerle çalışmak harika. Onlar, kelimelerin ete kemiğe bürünmüş hali,” diyor.

Kovan adlı eseri sayesinde birçok muhteşem insanla tanıştı.

“İyi yazmak zor fakat hayatımda gerçekten sahip olduğum tek tutku da bu.”

Yazarın adresleri:
http://www.lalinepaull.com/
https://twitter.com/LalinePaull

7 Şubat 2015 Cumartesi




Adı: Günahlar ve İğneler
Orijinal Adı: Sins & Needles
Yazarı: Karina Halle
Yayınevi: Novella Yayınları
Sayfa Sayısı: 400
Goodreads Puanı: 4.07
Seri: The Artists Trilogy #1
Format: Paperback

Derinize işleyen günahlardan asla kurtulamazsınız!

Ellie, bir dolandırıcı, bir hırsız, profesyonel bir yalancı. Aynı zamanda, kendisine çektirdiklerini dünyaya ödetmek isteyen bir kaybeden. Küllerinden doğmak için büyüdüğü kasabaya geri dönüyor.
Camden, bir dövme sanatçısı, kendisi olmaya çalışırken aldığı yaraları sarmaya uğraştıkça batıyor. Yıllar sonra ortaya çıkan eski aşkı Ellie işleri daha da karıştırıyor.
Javier, kendisini dolandırıp kaçan Ellie'nin peşine düşmüş azılı bir suçlu. Ellie'yi her ne pahasına olursa olsun elde etmek istiyor.
Bir kazananı, iki kaybedeni olan bu kedi fare oyununda kozunu doğru oynayan tüm dengeleri altüst ediyor.
Bu baş döndürücü oyuna var mısınız?
"Bu muhteşem hikâyeye kendinizi tamamen kaptırabilirsiniz, dikkatli olun."
Usa Today
"Bu kitabı Quentin Tarantino ve Martin Scorsese birlikte yazmış gibi. Ateşli, seksi, romantik ve heyecan dolu."
Publishers Weekly
"Tehlikenin sınırlarında dolaşan modern romanları sevenler; karanlık, cesur ve seksi bir dille yazılmış Günahlar ve İğneler'i çok sevecek."
Xpresso Reads
Herkese merhaba! Olimpos Günceleri çerçevesinden çıkmadan düzenlediğimiz okuma etkinliğimize hoş geldiniz. *Kibar bir ev sahibi edasıyla selamlar* On beş tatilde olduğumuz gerekçesiyle daha rahat bir şeyler yapalım istemiştik, ayrıca bu kitap gerçekten merak ettiğimiz bir kitaptı ve sonunda okuyabilmiş olduğum için çok mutluyum. İlk çıktığında gerçekten çok duymuştum da bir türlü fırsat yakalayamamıştım okumak için, bu zamana kısmetmiş.
Yorumuma tam olarak geçmeden önce, benden önce yorumlarını yayınlayan Olimposuların Günahlar ve İğneler hakkında ne düşündüklerini - eğer merak ediyorsanız - öğrenebilin diye linkleri ekliyorum:
Afrodit'in Güncesi - Günahlar ve İğneler
Demeter'in Güncesi - Günahlar ve İğneler

*Derin bir iç çeker* Nereden başlasam, nereden başlasam... Çok kısa sayılamayacak, 400 sayfalık bir kitap olmasına rağmen eğer vaktim olsaydı, bir oturuşta bitirebileceğim tarzda bir kitaptı. Başlarında kitabın içine girmekte biraz zorlanmış olsam da - Ellie karakterine alışmam biraz zaman aldı - başardıktan sonra çıkmak istemedim diyebilirim. Son cümlesine kadar baştan sona aksiyon dolu, hızlı, hareketli ve kesinlikle kendini okutan bir kitaptı; bir sayfasında bile sıkılmadım. Olayların hızlı geliştiği kitaplarda genelde sıkılırım, beni bunaltır, fakat buradaki ayar o kadar iyi tutturulmuştu ki bir sayfada durup bekleme ihtiyacı hiçbir şekilde hissetmedim. Yazarın anlatımı orta karardı, ne çok boğuyordu ne çok başı boş bırakıyordu; çeviride de gözüme batan kısımlar yoktu. Bu tutarlılık kitabın bir çırpıda bitmesinde büyük etken sanırım :D
Oturup uzun uzun karakterlerinden bahsetmek isterdim fakat bir karakterden girsem, sürüsüne bereket spoiler verip çıkarım ve spoiler vermek pek sevdiğim bir şey değil; o yüzden elimden geldiğince yüzeysel bir şekilde konuşmaya çalışacağım. Ellie pek ne istediğini bilmiyormuş gibi geldi bana: Bir yandan "Ben artık dürüst olacağım, insanları dolandırmayacağım," derken bir yandan da aklından bin bir plan kurmaya ve bu planları uygulama çalışmalarına devam ediyordu. En sonunda da dürüst yaşama kararı nedeniyle başına gelenler zaten ayrı bir şey. İnsanları dolandırmadan yaşamak bu kadar zor olmamalı arkadaş, falan diye düşünmüştüm bir noktada.

Camden... Camden konusundaki hislerim çok karışık. Özellikle Ellie'nin onu anlatışı - daha doğrusu "küçük Ellie'nin" - sayesinde edindiğim izlenimle, Ellie'nin yıllar sonra karşısında bulduğu Camden arasındaki dağlar kadar farkı bildiğim için. Sanırım yazar, Camden'ın ne kadar değiştiğini göstererek Ellie'nin içine düştüğü ikilemi göstermek istemiş, doğrusu bence başarmış da. Bir noktaya kadar gerçekten sevdiğim, tatlı, sempatik ve kesinlikle seksi - zaten yazar bu konuda şüpheye yer bırakmamış - bir karakterdi; fakat bir noktadan sonra tam olarak hakkında ne düşünsem bilemedim. Kitabın sonunda bile. Sanırım ona tam olarak ısınmam pek mümkün olmayacak.
Javier ise ta en başından beri yamuk olduğunu - yamuktan kastım "kötü" - bildiğimiz bir karakterdi ve ben kitaplardaki bütün o "kızın geçmişindeki eski sevgilinin geri gelmesi olayı"nı çok sevdiğim için - bu da benim klişe aşkım işte - bütün kitap boyunca Javier ve Ellie'nin karşılaşacakları anı bekleyip durdum. Hatta biraz fazla beklenti içine girmiş olabilirim... ama elimde değil, bu tür kitapların en eğlenceli yanları bence içerdikleri drama. Javier'den çok kötü bir karakter olarak bahsediliyor ve kitapta birkaç kere Ellie "onun kesecek parmakları vardır" tarzı bir ifadede bulunuyor fakat henüz onun gerçekten kötü bir şey yaptığını görmediğim için kin besleyemiyorum... Olmuyor.

Küçük Ellie'den kastımın ne olduğuna gelirsek, yazar biraz günümüzden biraz da geçmiş zamandan bahsederek yazmış kitabı. Birkaç sahne o anda geçiyor, sonra geçmişe gidiyoruz ve Ellie'den "kız" diye bahsedilen bir üçüncü kişi anlatımıyla bize geçmişte olan olaylar aktarılıyor - kitabın bu kısmı beni aşırı rahatsız etmemiş olsa da, bilmiyorum, pek ısınamadığım yerlerdi. Eğer yazar buraları biraz daha duygu katarak anlatmış olsaydı, kesinlikle daha çok sevebileceğimi biliyorum.
Kitabın sonu da tam bir son değildi, yani bu şekilde bırakıldığında sadece kafanızda bir sürü soru oluşuyor: "Camden ne yapacak?", "Şimdi ne olacak?", "Ellie'nin aklından neler geçiyor?", "Javier'ı daha çok görecek miyiz?" (Belki sonuncusu sadece benim kafamdan geçmiştir...). Kısaca özetlemek gerekirse tabii, okurken oldukça eğlendiğim ve hızlı bir şekilde sonuna geldiğim, devam kitabını büyük ihtimalle okuyacağım, boş bir vakitte veya kafanız çok doluyken rahatlamak ve eğlenmek için okunabilecek, hoş bir kitaptı Günahlar ve İğneler. Orijinal kapak kullanılmış olmasına rağmen kapağına pek ısınamadım gerçi... Benim aklımdaki Ellie kesinlikle öyle değil.

Not: Facebook çekilişimize katılmayı unutmayın! Tık tık!

6 Şubat 2015 Cuma

Adı: Anna and the French Kiss
Türkçe Adı: Paris'te Aşk
Yazarı: Stephanie Perkins
Yayınevi: Usborne Publishing
Sayfa Sayısı: 400
Goodreads Puanı: 4.10
Seri: Anna and the French Kiss #1
Format: eBook
Ah Aşk... Ne Seninle Ne de Sensiz... Bu kitabı okuduğunuz süre boyunca âşık olma hissi bütün benliğinizi saracak...
Anna; babasının isteğiyle lisedeki son yılını Atlanta’dan, evinden, annesinden, en yakın arkadaşı Bridgette’den ve hoşlandığı çocuk Toph’tan ayrı bir şekilde geçirmek zorunda kalmış ve Paris’teki Amerikan Okulu’na yazdırılmıştır. Hem alıştığı yaşam tarzından uzaklaşmak hem de yeni bir kültüre uyum sağlamaya çalışmak Anna için çok zordur. Fakat kısa zaman içinde kendine yeni arkadaşlar edinir. Tabii onu Paris’te özel hissettiren biri vardır: Etienne. Fakat Etienne başka biriyle ilişki yaşamaktadır. Anna; Etienne ve Toph arasında gidip gelmekte ve ait olduğu yeri yani “ev”ini aramaktadır.
Çok sevdiğim bir lisem vardı; artık yok.
Çok sevdiğim bir çocuk vardı; artık yok.
Çok sevdiğim bir arkadaşım vardı; artık yok.
Artık Paris benim de evim.
Yeni arkadaşlar, yeni aşklar…
Ah aşk…
Ne seninle ne de sensiz…
Oysa ben imkânsızı değil, gerçek aşkı arıyordum.
Ama aşk, hayallerde yaşanamayacak kadar gerçek; hayalleri süsleyecek kadar pembeydi Paris’te…

Doğrusu şu an bu kitabın yorumunu giriyor olmayı geçtim, kitabı hiçbir şekilde okumamış olmam gerekiyordu; tatilin sonlarına yaklaşırken ödevler "Beni unuttun," ve "Beni yap," nidalarıyla sürekli başımın etini yiyorlar, ama ben ne yapıyorum? Kiralık Konak okuyup sunum hazırlamak yerine Anna and the French Kiss okuyup yorum yazıyorum... Sonra Ezgi'nin notları neden bu kadar düşük? Sorarım sizlere!

Kitapla ilgili her şeyden önce bahsetmek istediğim bir şey var ki, o da Anna karakterinin Fransızca öğrenme konusunda acı çekişidir. Babası onu Paris'teki The School of America mı, öyle bir yere gönderiyor lisenin son yılı için ve Anna da, eh, hem okul süresince Paris'te yaşayacağı için hem de Fransızca dersi aldığı için, Fransızca öğrenmek durumunda. İkinci yabancı dil olarak Fransızca alan biri olarak, Anna'nın Fransızca dersine duyduğu korkuyu içimde barındırıyorum ve o noktada dedim ki, "Tamam, sorun ben de değil." Sanırım tüm Fransızca öğretmenleri böyle... korkutucu. 

Kitap Anna ve (Etienne) St. Clair'in "aşkını" anlatıyordu denebilir ama aynı zamanda denemez de. Çok tatlı, sevimli bir kitaptı bence. Ben bu türdeki kitapları sadece zaman öldürmek, kafa dağıtmak, belki biraz da eğlenmek için okuyorum genelde ve her seferinde işe yarıyorlar. Şimdi... nereden başlasam?

Etienne, ya da herkesin ona seslendiği gibi St. Clair (soyadı) bir Amerikan (yoksa o okulda okuyamazdı) fakat babası Fransız, yani Fransızca bir nevi ana dili ve Londra'da büyümüş, yani bir İngiliz aksanı var! Normalde İngiliz aksanlarını gerçekten komik bulurum ama Anna o kadar çok seviyor ki, okurken kendinizi ona kaptırmamak elde değil. Ayrıca bu arkadaşımızın saçı "çok güzel". Herkes sürekli dile getiriyor bunu. Valla ben aklımda o kadar güzel saç canlandıramadım fakat bir saçı güzel yapan şey nedir ki? Yani erkekte? (Ben Etienne'in adını çok sevdim ya. Kendisini geç, adı yeter.)

Elbette her "genç aşk romanı"nda olduğu gibi bunda da olaylar olaylar, denebilecek kısımlar vardı. Oldukça klişe, St. Clair'e göz koymuş bir "kötü kız" (ve tabii güzel), yine bahsi geçen çocuğa aşık olan bir yakın arkadaş, çocuğun sevgilisi, falan filan derken bir de Anna cephesinde işler karışıktı. O kısımlardan pek bahsetmeyeceğim çünkü spoiler niteliğinde olaylar var fakat Anna'yı çoğu noktada hem kendime benzettim hem de aşırı salak buldum. Birçok kez kitabın içine girip "Kızım seviyorsan git konuş, yeter bu çektiğin, çektiğimiz!" diye azarlayasım da gelmedi değil doğrusu. Ya bu kitap karakterleri ve duyguları içlerinde tutma konusundaki inat, neden?

Kitabın sonlarına doğru, Anna'nın yaptığı yanlışları bir derste fark etmesi kısmı hoş değildi bence. Yani ne bileyim, daha... düzgün bir "uyandırıcı" etken bulunabilirmiş gibiydi. Çeviri ve çevirmenlikle ilgili şeyleri kendi hayatıyla bağdaştırması biraz zorlama geldi bana. Sevmedim pek o kısımları. Daha doğal yapılabilirdi bence. 

Dil konusunda diyebileceğim tek şey, dilinin genellikle basit olduğu. Zaten canım sıkılıyordu, Wattpad'den İngilizce bir hikaye okuyacaktım - Türkçe okuduklarımda hepsinin son bölümüne gelmiştim - sonra dedim ki, elimde ekitaplar duruyor; neden hikaye yerine onlardan birine başlamıyorum? Sonra birkaç tanesine baktım ama dilleri ağır geldi, o an da kafamı dağıtmak istiyordum, odaklanmak değil, o yüzden Anna and the French Kiss'e başladım. Aşırı karmaşık pek bir şey yoktu bence ve sonuna kadar oldukça akıcı bir şekilde ilerledi. 

Eğlenceli, canlı, gerçekçi ve oldukça kafa dağıtıcı buldum bu kitabı. Şirin, sevimli; gençliğin en tatlı ve acı anlarını bir şekilde yakalamayı başarmıştı. Sevdim, eğlendim. Bahsettiğim gibi kafa dağıtıcı bir şeyler aranıyorsa kesinlikle okunabilir.

http://athenaninguncesi.blogspot.com.tr/ Kunai