30 Nisan 2015 Perşembe

[Aysonu] Bu Ay Ne Okudum? | Nisan 2015


Bir ayın daha sonuna geldik ve ben yine aylık okuma hedefime ulaşamadım... Güya her ay 10 kitap okuyacaktım (fakat bu ay hem birkaç sınav hem birkaç quiz hem de dönem ödevi teslimi vardı; yani kendime izin veriyorum). Şu an için yıllık hedefim olan 110 kitapta 3 kitap geride görünüyorum; o yüzden mayıs ayında bunu toparlamaya çalışacağım ._. 

Nisan ayında okuduğum kitaplar:

1. Geri Dönenler - Jason Mott - 2/5
2. Naruto, Vol.1 - Masashi Kishimoto - 3/5
3. Tatlı Tehlike - Wendy Higgins - 3/5
4. Bazıları Kalbini Dinler - Victoria Van Tiem - 3/5
5. The Unbecoming of Mara Dyer (Eksik Parça) - Michelle Hodkin - 4/5
6. The Evolution of Mara Dyer - Michelle Hodkin - 5/5
7. Senli - Merve Akıncı - 2/5

Okumakta olduklarım:

Vampirin Kültür Tarihi - Gülay Er Pasin
Lips Touch: Three Times - Laini Taylor
İnsan Takımı - Sarah Rees Brennan

Not: Aslında vlog olarak eklemek istiyordum fakat (elbette ki) üşeniyorum... O yüzden yine ve yine kuru bir yazı halinde paylaşıyorum güncellemeyi :D
Not2: Eğer bana yardım edecek birilerini bulursam bu haftasonu hem Asena'nın hem de Zeynep Ceyda ile Mirayda'nın beni etiketlediği etkinlikleri yapıp yükleyeceğim *-* Bakalım.

28 Nisan 2015 Salı

Senli - Merve Akıncı | Yorum


Adı: Senli
Yazarı: Merve Akıncı
Yayınevi: Müptela Yayınları
Sayfa Sayısı: 160
Goodreads Puanı: -
Seri: -
Puanım: 🌟🌟

Bu defter, beraber yaşadığımız her şeyin anısına övgüyle yazılmış, hatırlanmaya değer her şeyi içeriyor. Hayır, bu bir günlük değil, bu senli bir anılar geçidi olacak. Senin ve Benim... Karan ve Bahar'ın... Sevgin içimde büyüyen bir çığı anımsatsa da, o çığın üstüme devrilip sonumu getireceğini adım gibi bilsem de yine de yanında olduğum için, varlığını hissedebildiğim için hep binlerce kez şükrettim. Seni sevmek daha değerliydi, kendimden daha çok…

Uyarı: Yorumda spoiler niteliği taşıyan içerik bulunabilir.

Bu kitap hakkında son derece karmaşık düşüncelere sahibim ve hepsi kitabın sonundan kaynaklanıyor. O noktaya gelene kadar olan düşüncelerim ise kitabı beğenmediğim yönündeydi, fakat kabul etmem gerekir ki sonu dikkate alındığında kızın karakteri oldukça başarılı bir şekilde yansıtılmış. Ha, sevdim mi? Pek sayılmaz. 

Şöyle ki, Bahar karakteri son derece takıntılı, obsesif bir karakterdi benim gözümde. Sürekli Karan'ı ne kadar sevdiğini, Karan'ı hiç bırakmayacağını, Karan'ın onun olmasını istediğini ama buna asla sahip olamayacağını, Karan'ın onu sevmediğini vs vs söyleyip duruyor. Aynı zamanda, kendisinin Karan'ın olduğunu ve gerçek aşkının kendisi olduğunu söylüyor; bir noktada esas kız olmak isterken bir diğer noktada aslında esas kızın kendisi olduğunu belirtip, Karan'ı bunu fark etmemekle suçluyordu.

Karan ise hiç çözemediğim bir karakterdi. Bir noktada Bahar'a iyi davranıyor, onu "seviyor"du; bir noktada dünyada en nefret ettiği kişi oymuşcasına kaçıyordu. Etkisinden bir türlü çıkamadığı bir eski aşk sürekli bu iki karakterin arasına girip durdu. Bir noktada Karan'ı bir "bad boy"a benzettim - sadece biraz daha büyümüş bir versiyon. İçki, sigara, uyuşturucu kullanan, içine kapanık ve Bahar'ın da dediği gibi "uçlarda yaşayan" bir karakter. (Buradaki uç kavramı Bahar tarafından "çatının kenarı", "uçurumun kenarı", "korkulukların kenarı" gibi benzetmelerle destekleniyor... Tam alıntıyı koyacaktım fakat altını çizmemişim sanırım, bir türlü bulamadım.)

İki karakter de son derece bencildi bence. Bahar, aşkının karşılık almadığını bir türlü kabullenemeyip sürekli üzülmesini Karan'a yüklüyordu; Karan ise Bahar'ı kullanıyordu. Bir noktada güzel sözler edip, bir noktada kıza acımasız davranıyordu ve cidden sıkıcıydı bu durum. "Kendinize gelin," diyesim falan geldi birçok noktada. (Gerçi Bahar Karan adına kendinden çok ödün veriyordu. Bu noktada ona bencil demek ne kadar doğru bilemiyorum. Karan'a yüklediği suçlar konusunda bencil davranıyordu demek daha doğru olur sanırım. - ki bu da beni rahatsız eden başka bir noktaydı. Kız Karan'a cidden takıntılıydı ve bana birçok noktada 9GAG'de falan dönen "Overly Attached Girlfriend"i hatırlattı. Kendisinden bu kadar vermesi ise beni deli etti. Kızın, sevgilisi dışında bir dünyası yoktu çünkü.)

Kitabın birbirinden bağımsız anılardan oluşması nedeniyle olay örgüsü hakkında pek bir yorum yapamam fakat kitabın sonuyla ilgili orada ne olduğunu söylemeden birkaç şey belirtmek istiyorum: Öyle bir şey beklemiyordum fakat geldiğinde pek şaşırtmadı, çünkü okuduğum iki Merve Akıncı kitabından öğrendiğim bir şey varsa o da son derece dramatik oldukları. Kitap boyunca kullanılan dil oldukça dramatikti ve her ne kadar bu, Bahar'ın yazıları ve Bahar'ın anıları olduğu için karaktere bağlanabilecek olsa da, Şahmelek'i de biraz okumuş biri olarak bunun direkt Merve'nin dili olduğunu düşünüyorum. Sondaki olay da son derece dramatikti bence. 

Burası ciddi anlamda spoiler:

Kitap boyunca kız sürekli "Seni bırakıp gitmem," tarzı cümleler etti Karan'a fakat Karan'ın gidip gitmemesiyle ilgili tek kelime edilmemişti. Daha kitabın ilk başlarındayken bile oda arkadaşıma söylediğim şey, "Bu çocuk kızı sevmiyor ama kızı bırakıp gideceğine inanmıyorum,"du. Gözüm ilerki bölümlerden birinde olan "Gittin" kelimesine takılmıştı daha kitabı okumaya başlamadan önce ve Karan'ın gitmesi durumu olduğunun farkındaydım başından beri. Ama gidebileceğine inanmıyordum. "Yeterince dramatik değil, o çocuk gidemez. Kesin ölmüştür - başka şekilde ayrılmalarının imkanı yok," demiştim. Ve bilin bakalım kim haklı? Ben! Bahar'ın anılarında Karan'ın ölümünden söz ediyor. Doğrulukları tartışılır olsa da - nerede gerçek nerede değil pek emin değilim çünkü - bunun gerçek çıkmış olması... 

Spoiler sonu denebilir sanırım buraya.

Senli'yi alma sebebim meraktı. Şahmelek'i biraz okumuş ve hiç beğenmemiştim fakat bu benim Senli'yi almama engel değildi. Şahmelek, internette yayınlandıktan sonra kitap olarak karşımıza sunulduğu için büyük sıkıntıları vardı fakat Senli'de bunun olmama ihtimalini bildiğim için önyargımı minimal tutmaya çalışarak okudum. Bu konuda haklı çıktım ve Senli gerçekten de Şahmelek'ten daha başarılıydı fakat yine de sevemedim. Dramatik dilin büyük bir hayranı değilim ve anladım ki Merve'nin tarzı bana hiçbir şekilde hitap etmiyor. Eğer "Ben bu tür kitapları severim," derseniz Senli'yi alıp okuyabilirsiniz. Altını çizebileceğiniz çok yer var :P

Aslında kitaba 1 puan verecektim çünkü 1 puanın karşılığı "Beğenmedim," oluyor fakat karakterin bu kadar takıntılı olmasının bir nedene bağlanması ve Karan'ın Bahar'a kötü geldiğinin kitapta başka karakterler tarafından belirtilmesi nedeniyle 1 vermeye içim el vermedi; hakkını yemiş gibi hissettim kendimi.

Not: Tekrarlama ihtiyacı duyuyorum, dramatik dilden nefret ediyorum: Kimse kimseye "Sen benim sonbaharım olacaksın. Senden ötesi, senden sonrası yok." gibi cümleler söylemiyor. (Bu sefer alıntılarla uğraşmadım ama gerçekten çok yerin altını çizdim.)

27 Nisan 2015 Pazartesi

Adı: The Evolution of Mara Dyer
Yazarı: Michelle Hodkin
Yayınevi: Simon & Schuster
Sayfa Sayısı: 544
Goodreads Puanı: 4.40
Seri: Mara Dyer #2

Mara Dyer knows she isn't crazy. She knows that she can kill with her mind, and that Noah can heal with his. Mara also knows that somehow, Jude is not a hallucination. He is alive. Unfortunately, convincing her family and doctors that she's not unstable and doesn't need to be hospitalised isn't easy. The only person who actually believes her is Noah. But being with Noah is dangerous and Mara is in constant fear that she might hurt him. She needs to learn how to control her power, and fast! Together, Mara and Noah must try and figure out exactly how Jude survived when the asylum collapsed, and how he knows so much about her strange ability...before anyone else ends up dead!

Yorumsuz. Gerçekten; yorum yapamıyorum. Gün içerisinde dersten derse giderken kitabı okuyordum ve o noktada arkadaşıma anlatmaya çalışırken doğru kelimeleri geçtim, kitap hakkında söyleyecek hiçbir kelime bulamamıştım. Ağzımı açtım, ellerimi oynattım fakat ses çıkmadı. Bir serinin bu kadar güçlü bir şekilde devam edebileceğini unutalı çok olmuş. Gerçekten, o kadar şaşkın ve heyecanlıyım ki şu an, bırakın oturup yorum yazmayı, yatakhaneme koşup üçüncü kitaba sarılmak istiyorum hemen! (Ne yazık ki insanlık "sorumluluk" denen bir kavram üretmiş: bu da beni bilgisayarımın başına, önce blog yazısına sonra da çarşambaya teslim edilecek olan dönem ödevine bağlıyor.)

Nereden, nasıl başlasam ki? Öncelikle uyarayım bari okuyan kişiyi: İkinci kitap olduğu için, serinin ilk kitabı olan The Unbecoming of Mara Dyer (TR: Eksik Parça)'dan spoiler içerebilir yazım. Ha, içermeyebilir de. Şu an emin değilim. Bildiğim tek şey, şaşkınlık içerisinde öylece kalakaldığım...

İlk kitabı bitirdikten sonra araya başla kitap sokmaya çalışmış, sonra başaramayıp beş günlük bir duraksama sürecinin ardından Mara Dyer serisine devam etme kararı almıştım... Aradan birkaç gün geçti, başka işlerim olduğundan kitaba pek vakit ayıramamıştım bu süre içerisinde. Dün gece de canıma tak etti, oturdum bir 200 sayfa kadar okudum kitaptan. Öyle şeyler oldu ki, kitabı bırakamadım! Gece rüyama girdi kitap, inanır mısınız? Ben ki, Gece Evi'nden beri rüyasında kitap karakterleri görmeyen Ezgi, rüyasında bu kitabı gördü!

Ama bu kadar "anı" yeterli. Gelelim kitaba...

Şimdi ilk kitabı okuyanlar bilir, yazar üzerimize kurgusunu fırlatıp kaçmıştı. Çok fazla minik olay, hepsi tek bir noktaya toplanıyor gibiydi ve kitabın sonunda da bir bomba bırakılmıştı - ikinci kitapta oldukça sık bir şekilde karşımıza çıkan bir bomba. Normalde, karakterlere inanılmamasını, onların sözünün dinlenmemesini pek umursamam fakat kitabı okudukça Mara'ya olan inançsızlık beni yedi bitirdi ve ilk kitapta olmayan gerilim ve stresi bu kitapta oldukça sık bir şekilde yaşadım. "Şimdi ne olacak?" sorusu beni yedi bitirdi bile diyebilirim. Mara'nın başından geçenler, kimsenin ona inanmıyor oluşu ve sadece Noah ile konuşabilmesi bana ağır duygular yaşattı kısacası.

Bombaya dönersek de: (kitaba kısaca Evolution diyeceğim) - Evolution'da bu bomba git gide büyüdü bence. Ne zaman yeni bir şey öğrensem, daha fazlasını bilmek için içten içe ölürken buldum kendimi. Öğrenilen her bir bilgi sadece daha fazla soruya, daha fazla meraka yol açtı ve tıpkı Mara gibi kendimi kapana kısılmış hissettim. Yazarın bütün her şeyi bu kadar açmış olması, gelişen olaylar ve bulunan gerçekler... Bütün hepsi nereye varacak, en ufak bir fikrim yok. Hele kitabın sonundaki o olaydan sonra, sanırım şu an hiçbir şeyden emin olamıyorum.

Ah! Fark etmişsinizdir, Evolution'ı anlatmakta büyük sıkıntı çekiyorum. Kitap o kadar dağınık ve bir o kadar topluydu ki, bende denge falan bırakmadı diyebilirim. Öğrenilen şeylerin hiçbirinden bahsetmek istemiyorum; çünkü eğer bir tanesini bile söylersem sanki kitabın bütün büyüsü - bu yorumdan sonra kitabı okuyacak olanlar için - bozulacakmış gibi hissediyorum. Ondan, spoiler yok. 

Kitapta olan biten onca şeyden sadece bir tanesini tahmin ettim, o da Phoebe'yle ilgili olandı. Bir sahnede Mara'ya, kağıdı ona erkek arkadaşının verdiğini söylüyor ve bunun kurguyla nasıl bağlandığını daha ilk andan fark etmiştim, sonra ilerleyen bölümlerde doğrulandı bu. Normalde, bir şeyi tahmin edebildiğimde kitaba olan heyecanım azalır biraz fakat burada öyle bir şey olmadı: Kitapta o kadar çok şey dönüyor ki Mara'nın (ve doğal olarak okuyucunun) anlamadığı, bu bilgi küçük bir detay gibi kalıyor - ki aslında değil.

Yanılmıyorsam Mara Dyer, Michelle Hodkin'in ilk serisi - bu da Unbecoming'i onun ilk kitabı yapıyor. Eğer bu yazar bu şekilde devam ederse, sanırım kendine büyük bir hayran kazanacak çünkü daha ilk seriden bu kadar ustaca bir kurmaca beklemiyordum doğrusu! Her şeyin bağlanacağı noktayı deli gibi merak ediyorum çünkü okuduğum iki Mara Dyer kitabından anladığım bir şey varsa, o da bu serinin sonunu asla tahmin edemeyeceğim. Her an denkleme bilmediğim ve asla tahmin edemeyeceğim durumlar ve olaylar eklenirken, sonunu nasıl bulabilirim ki? (Geçen yorumda yapamadığım çeviriyi burada da kullanmak istiyorum:) Kurgusal bükülmelerle dolu bir kitap Evolution. Michelle Hodkin, bir hikaye anlatmasını gerçekten biliyor ve yaratıcı zihninde oluşturduğu mermileri okuyucunun üzerine boşaltırken hiç tereddüt etmiyor.

Ah, biri üzerime üçüncü kitabı fırlatsın ve ödevleri ve sınavları ve teslim tarihlerini bir hafta erteletsin. Lütfen. Buna gerçekten çok ihtiyacım var. 

26 Nisan 2015 Pazar


Soma İçin Bir Olduk:  Anka Küllerinden Yeniden Doğan bir Kuştur...
Allianz Türkiye, sivil toplum örgütleriyle el ele vererek, bölgede etkilenen vatandaşlara ulaşabilmek, onların yaralarını sarmak ve yeni başlangıçlarını desteklemek için Soma’daydı. Soma’da 2014’te gerçekleşen ve ulusumuzu derinden sarsan maden faciasının ardından, Afetlerde Psikososyal Hizmetler Birliği (APHB) ve Bilim Kahramanları Derneği (BKD) ile işbirliği yapılarak “Allianz SomaDA”yı (Soma Dayanışma Ağı) geliştirdi.
Soma’daki faciada 301 işçimizi kaybettik, olaydan yaklaşık 5 bin çocuk etkilendi. “Benim adım Esma, benim adım Sıla, benim adım Dilara, benim adım Abdurrahman… Biz bir robot yaptık. Grubumuzun adı Anka oldu. Anka küllerinden yeniden doğan bir kuştur.” Bilim Kahramanları Derneği’nin projesiyle çocuklar, bilim ve teknolojiyle meşgul oldular, acılarından biraz uzaklaşıp normal hayata döndüler.
Allianz SomaDA”yı kapsamında, BKD ile yapılan işbirliği sayesinde, Soma çevresinde, olaydan etkilenen 6 ilçedeki 16 okulun, Bilim Kahramanları Buluşuyor turnuvasına katılımı sağladı. 34 gönüllü öğretmen, 150’ye yakın öğrencinin oluşturduğu 17 farklı Allianz SomaDA takımını 4 ay boyunca turnuvaya hazırladı. Bu yolla, öğrencilerin normal hayata dönüşü desteklenirken, psikososyal ve kişisel gelişimlerine de katkı sağlanması amaçlandı.
Allianz SomaDA”nın bir ayağı da faciadan etkilenen ailelerin çoğunlukta olduğu Dursunbey’deydi. APHB ile yapılan işbirliği sayesinde, Dursunbey’de bir psikososyal destek merkezi açıldı. Çocuklara, yetişkinlere ve gruplara yönelik üç görüşme odası bulunan Dursunbey Psikososyal Destek Merkezi’nin hizmetleri, merkeze uzak bölgelere de ulaştırıldı.

Bir boomads advertorial içeriğidir.

25 Nisan 2015 Cumartesi


Herkese merhaba!

Asena ve Aslıhan tarafından "Aşırı Fazla Bilgi"ye etiketlendim ve inanır mısınız, videoyu oturup gerçekten çektim! O kadar uzun süredir video çekmiyorum ki, devamı gelmeyeceğini düşünüyordum bu işin. Hala da gelmeyebilir. Bakalım :P 

Soruları, mime etiketlediğim Damla ve Ecenur'a kolaylık olsun diye ekliyorum aşağı. Bekliyorum kızlar!


TOO MUCH INFORMATION (Aşırı Fazla Bilgi) TAG

1.Hangi kurgusal karakterin stili en güzeldir?
2.Kitap aşkın kimdir?
3.Başta sevip sonra nefret ettiğin karakter oldu mu?
4.Rafında bulunan en büyük/uzun kitap hangisi?
5.Rafındaki en ağır kitap?
6.Kitap posterin var mı?
7.Kitaplarla ilgili takınız var mı?
8.Favori kitap çiftin?
9.Favori kitap seriniz?
10.Hangi kitaptan çevrilmiş filmin soundtrack’ı favorindir?
11.Devam etmesini istediğin, özlediğin kitap hikayesi?
12.Favori stand-alone?
13.Ne zamandan beri kitap okuyorsun?
14.Hangi Hogwarts binasındasın?
15.Bir kitapta aradığın kalite?
16.Favori kitap alıntın?
17.Favori yazarın?
19.Aksiyon veya romantik?
20.Kitapta üzücü bir şey oldu mu nereye gidersin?
21.Bir kitabı bitirmen ne kadar sürer?
22.Kitap bittikten sonra kitabın bitimi için tuttuğunuz yas süreci ne kadar sürer?
23.En az sevdiğin kitap?
24.Bir karakteri sevmenize yol açan özellikler?
25.Bir karakteri sevmemenize yol açan özellikler?
26.Booktube’a katılma nedeniniz?
27.Korkunç bir kitap?
28.Seni en son ağlatan kitap?
29.En son 5 yıldız verdiğiniz kitap?
30.En sevdiğiniz kitap adı?
31.En son okuduğunuz kitap?
32.Şuan okuduğun kitap?
33.En son izlediğiniz kitap uyarlaması film/dizi?
34.Hep konuşmak istediğiniz bir kitap karakteri?
35.Hep konuşmak istediğiniz yazarlar?
36.Favori kitap atıştırmalığınız?
37.İçinde yaşamak istediğiniz bi dünya?
38.İçinde yaşamak istemediğiniz bir dünya?
39.En son ne zaman bir kitabı kokladınız?
40.Kitaplarda kullanılan garip hakaretler?
41.En sevdiğiniz romantik kitap?
42.Yazıyor musunuz?
43.En sevdiğiniz sihirli eşya?
44.Quidditch pozisyonunuz?
45.Bir kitapla bağdaştırdığınız şarkı?
46.Kitapla alakalı bir tavlama cümlesi?
47.Hiç kullandınız mı?
48.En sevdiğiniz fandom?
49.Kaç tane kitabınız var?
50.Kimi etiketliyorsun?

24 Nisan 2015 Cuma


Herkese yeni bir alışveriş yazısından merhaba!

Uzun süredir doğru düzgün, toplu bir kitap alışverişi yapmadığımı yeni fark ediyorum. CNR kitap fuarından beri aldığım kitaplar hep teker teker olmuş, o yüzden bir kitap kargosu bekleme fikrine uzaklamışım... Tabii bu uzaklaşmışlık, kargoyu açarken yaşadığımı mutluluğu azaltmıyor. Aslında bir süre daha kitap almayacaktım fakat sonra İlknokta'daki indirimden bahsetti biri - kim hatırlamıyorum fakat Instagram'da görmüştüm - ve ben de merak ederek siteye baktım. Gerçekten de iyi bir indirim vardı. Aldığım kitaplara ödediğim toplam para 55TL tarzı bir şeydi, kargoyla beraber hem de. 

Aldıklarımdan bir tek Kırmızı Pazartesi (Can Yayınları) İlknokta'dan değil, bunun da nedeni dil ve anlatım dersi için bu kitabı okuyor olmam gerekiyor, fakat ben zaten eskiden okumuştum. (Kütüphaneden alarak.) Okulun dağıttığı kitabı da bu hafta teslim etmiş olmam gerekiyordu fakat yine de okumam gerekiyor, o yüzden kendime de bir kopya aldım. Başladım da okumaya ama bakalım, şu aralar pek kitap okuyasım yok... Hatta ve hatta, birkaç saat önce fark ettim, beş gündür tek sayfa kitap okumamışım ben. :O

İşte aldıklarım:

Kırmızı Pazartesi'yi zaten anlattım.

Sessizliğin Müziği, Patrick Rothfuss'un serisi Kralkatili Günceleri'nin yan kitabı ve serinin çıkmış olan kitapları bende var, fakat henüz okumaya korkuyorum. Son derece kalınlar; hatta kitaplığımdaki en kalın kitap, 1200 küsür sayfa ile Bilge Adamın Korkusu. Şimdi diyeceksiniz "Seriyi okumadan neden yan kitabını aldın?" diye; okuduğumda seveceğime eminim, sadece oturup okumam gerekiyor. :D

Trendeki Kız'a gelirsek... Etrafta sürekli görüyordum ve turunu zaten Oburlar yapmıştı, o yüzden kötü bir kitap olması imkansız gibi geliyor. Herkes herkes okuyor ve merak ediyorum yahu! Ayrıca, yayınevi aşklarımdan İthaki çıkartmış. ^-^

Senli'yi alışım ise merak ediyor olmam. Tahminen bir iki hafta içinde okurum, çok geciktireceğimi sanmıyorum. Zaten incecik bir kitap, hemen bitiverir. Hatta şu an okuduğum kitabı bitirip Senli'ye bile geçebilirim.

Sonsuza Kadar'ın ilk kitabı olan Aşka Var Mısın'ı okumuş ve son derece sevmiştim, o yüzden bu kitabı almasam olmazdı. Devamını çok merak ediyorum! İyi ki Yabancı çok bekletmedi bizi. Yavaş yavaş ilk kitabı unutmaya başladığımı hissedebiliyorum çünkü...

Lanetli de Yabancı'nın sitesinde çevrileceğini gördüğümden beri deli gibi merak ettiğim bir kitap, o yüzden alıverdim işte :D

Bunun üzerine ben daha bir süre kitap almam diyorum da, bakalım. Bunları aslında ben almadım, annem benim için aldı gibi bir şey oldu - çok da iyi oldu. Bu yazıyı okuyorsan çok teşekkürler anne! :D Seni seviyorum :* (Şu yarışma programlarına çıkıp tüm sülalesine selam gönderenler gibi hissettim ya, n'apalım artık.)

21 Nisan 2015 Salı


Herkese yepyeni bir tur yazısından merhaba!

Ben bu turda - başlıktan da anlayabileceğiniz üzere - kitabımızın yurtdışı kapaklarını tanıtıp, onlar hakkındaki düşüncelerimi söyleyeceğim. Aslında video şeklinde bir yorumum da olacaktı fakat videonun çekim aşamasında teknik sıkıntılar yaşadım, ardından da tekrardan çekmeye vakit bulamadım ve sonuç olarak çekememiş oldum :/ Yazmaya giriştiğimde de aklıma söyleyecek pek bir şey gelmedi, çünkü zaten çoktan 9343984 kere söylemiştim her şeyi, ben de n'apalım artık diyerek yorum girmeme kararı aldım... Bence beni affedebilirsiniz *-*

Kapaklara da geçmeden önce, kitabımızı bi' gözden geçirelim:

Adı: Bazıları Kalbini Dinler
Orijinal Adı: Love Like the Movies
Yazarı: Victoria Van Tiem
Yayınevi: Parodi Yayınları
Sayfa Sayısı: 384
Goodreads Puanı: 4.00
Seri: -
Format: Karton Kapak

O üzer.
O gider.
O hep uzak, o hep acı.
Yine de o.
İlle de o.
Hep o.

Bir ses böler tüm düşüncelerini. Bir ses. Ne cılız ne de susacak gibi. Umutsuzluğun sessizliğine eşlik ederken o hep konuşur! "Vazgeçme!" Olmaz, dersin. "Olur!" İstemiyorum, dersin. "İstiyorsun!" Sus, dersin. Sadece sus.

Tüm örselenmişliğine inat son çırpınışıdır yüreğinin sana söylediği. Bin defa söyler: Beni dinle Milyon defa: Asla aşktan vazgeçme. Son kez atacağını bilse bile: Onu seviyorsun.

"Bazıları Kalbini Dinler bir kitaptan çok daha fazlası. Aşk, tutku ve tercihlerle ilgili bir hikâye… Kısacası hayatın ta kendisi. Okurken hem güldüm hem de gözyaşlarıma hâkim olamadım. Şiddetle tavsiye ediyorum."
- The Romance Reviews

Şimdi... kapaklara geçecek olursak! *Heyecanla el çırpar*

Kitabın Macmillian'dan çıkan kapağı ve doğrusu, sanırım benim favorim. Kitabın içeriğine ve romantik havasına o kadar uyuyor ki! Çok tatlı olduğunu düşünüyorum bu kapağın kısacası. Yazıların fontu olsun, kapak görseli olsun; her şeyiyle çok sevdim.

İtalya kapağı bana kalırsa çok... boş verilmiş gibi. Sanki tasarımcıya "İki dakika şu kitaba kapak yapsana," demişler de, o da bulduğu ilk görselin üzerine yazı yazmış gibi duruyor ve doğrusu bu kapağı görmüş olsaydım, Bazıları Kalbini Dinler alacağım bir kitap olmazdı. Basit, sıradan ve sıkıcı. :P

Kitabın Portekiz kapağıyla Pocket Star'dan çıkan İngilizce ekitap versiyonunun kapağı neredeyse aynı olduğu için - yani - ikisini tek bir madde olarak almak istedim. Minimal farklılıklarla iki kapağı da hiç sevmedim açıkçası. Tamam, sinema temasına uyuyor hatta romantik komediyi bile az da olsa çıtlatıyor desek, kapaklar son derece sıkıcı. İtalya kapağındaki gibi "iki dakikada yapıp bitirdim"den çok, "düşündüm düşündüm, ne yapsam bulamadım" der gibi bence. İlgimi çekecek türde bir kapak değil kesinlikle.

Gelelim bizim kapağa! Şahsen şu pembeli parlaklı sinemalı kapaktan sonra favorim bu. Zaten diğer ikisini hiç sevmediğim düşünülürse, bunun favorilerim arasında yer alıyor olması çok doğal. Bu kapak neden birinci değil derseniz de, bana göre kitabı pek yansıtmıyordu ve ayrıca "Bazıları Kalbini Dinler" ismi bana çok spoiler gibi göründü kitap boyunca. Hıh. *Tribini de attı, içi rahat* Şaka bir yana, kitaptaki sinema temasını daha çok yansıtsaydı kapağı bir tık daha fazla sevebilirdim ama bu haliyle diğer kapaklardan biraz daha farklı, biraz daha ferah bir havası var ve bence bu çok hoş. Afrodit'le bir türlü sarı mı yeşil mi kararlaştıramadığımız yaprakları da çok sevdim :D

18 Nisan 2015 Cumartesi

Adı: The Unbecoming of Mara Dyer
Yazarı: Michelle Hodkin
Yayınevi: Simon & Schuster
Sayfa Sayısı: 456
Goodreads Puanı: 4.12
Seri: Mara Dyer #1
Format: Karton Kapak
Türkçe: Eksik Parça (Pegasus Yayınları)

Bir gün uyandığında son birkaç gününü hatırlayamadığını düşün...
Mucizevi bir şekilde kurtulduğun kazada tüm arkadaşlarını kaybettiğini,
Ailenin yeni bir sayfa açmak için taşınmak zorunda kaldığını,
Kendi geçmişinle ilgili senden daha fazlasını bilen bir çocukla tanıştığını,
Tüm yaşadıklarından sonra yeniden âşık olabildiğini,
Gerçek olması imkânsız halüsinasyonlar gördüğünü,
Aklını kaçırdığından endişelenmeye başladığını düşün.
Ne yapardın? Mara Dyer işte bu sorunun cevabını öğrenmek üzere…

Bu ay o kadar az kitap okudum ki, bloga yorum yazmak için girmek bir an garip hissettirdi bana... Bu konuda oturup yarım sayfa, hatta tam sayfa konuşabilirim şu an fakat yorumunu yazacağım kitap, kendisinden önce uzun anlatılmış gereksiz olaylarla gölgelendirilmemesi gereken bir kitap bence. Başlıktan da gördüğünüz ve künyeden anladığınız üzere, Pegasus Yayınları'ndan çok yakın zamanda çıkartılan Eksik Parça'yı yorumlayacağım. 

Ah, nereden başlasam ki! Öncelikle sanırım, bu kitaba neden dört yıldız verdiğimi anlatmalıyım. Aslında kitaba çok rahatlıkla beş verebilirdim ve hak etmiş de olurdu; fakat ilk kısımlarda klişe olarak nitelendirilebilecek bütün o "yeni okula giden kızın okulun popüler çocuğunun ilgisini çekmesi" durumları vardı, o yüzden bir yıldız kırmış oldum çünkü bu kitap kesinlikle bu klişeyi kullanmadan da bir bütün olabilirdi. Mara'nın Croyden'deki yaşamı boyunca etkileşime geçtiği insan sayısı bir elin parmaklarını geçmez nitelikteydi ve bunu biraz fazla havada buldum çünkü yeni bir okula geçtiğinizde genelde 4-5 insandan daha fazlasıyla konuşursunuz. Bence.

Ama bunun dışında kitap harikaydı. Gerçekten, bir süredir doğru düzgün kitap okuyamadığımı hesaba katmazsak, son zamanlarda okuduğum en iyi romandı bile diyebilirim. Kitapta olan bitenlerin yavaş ve düzgün bir şekilde işlenmesi, birkaç durumun aynı noktada bağlanması falan hep bana ilerideki iki kitap içerisinde çok fena olayların olacağının habercisi gibi geliyor. Mesela Noah'nın Mara'ya olan ilgisini yazar bence harika bir kurgusal bükülmeyle açıklamış. (Burada Athena, "plot twist" kavramını Türkçe'ye çevirmeye çalışıp başaramamıştır.) 

Mara'nın Travma Sonrası Stres Bozukluğu - sanırım Türkçesi buydu? - nedeniyle halüsinasyonlar görmesi, kitabın paranormal yapısıyla o kadar iyi uyuşmuş ki, olan bitenin gerçek olup olmadığının sorgulandığı aşamanın uzaması için mükemmel ortam hazırlamış. Normalde bu tür paranormal olaylar içeren kitaplarda karakterin bir "gerçeklikten fantastiğe geçiş" aşaması olur. Burada kendisinin veya çevresindekilerin, bilimsel açıklamalar dışı güçleri olduğunu keşfeder ve bunu kabullenmeye çalışır. Bu kitapta Mara'nın olan biteni keşfetmesi o kadar doğal bir süreçle ilerledi ki, gerçekten yazarı takdir ettim. Ne gerçek ne değil sorgulamasını zaten yapıyordu halüsinasyonlar nedeniyle ve bu da mükemmel geçişi sağladı bence.

Ayrıca kitabın daha ilk başındaki el yazısıyla yazılmış not, okumaya başlarken diken üstünde olmama neden oldu ve bu da tüm kitap boyunca arkaplanda var olan bir gerginliğin başlangıcı gibi bir şeydi. Ortada gerçekliği sorgulayan bir karakter, rahatsız edici bir geçmiş ve ölü insanların halüsinasyonları olunca da bu gerginlik kitabın içine soktu beni, karakterle beraber hissettirdi birçok şeyi bana. Noah karakterini de gerçekten sevdim. Keşke yazar, bütün o "lise draması" olaylarını biraz daha kısa kesip paranormalliğe daha çok yer verseymiş diyorum içimden, fakat kitabı bu haliyle gerçekten çok sevdiğim için sanırım daha fazlasını istememeliyim.

Jamie karakterini daha çok görmek istiyordum kesinlikle. Mara'yı Noah'ya karşı uyaran oydu ve ne olursa olsun Mara'nın arkadaşı olarak kaldı. (Çok bir şey olmadı gerçi ama yine de.) Kitaptan ani çıkışı beni rahatsız etti. Sanki yazarın o karakteri sahneden çekmesi gerekiyormuş da, bunu nasıl yapacağını bilemediği için pat! diye çıkartmış senaryodan gibi hissettim. Yapmasaydı iyiydi, gördüğümüz 6-7 karakterden biriydi ne de olsa... 

Kitabın sonu ise tamamen ayrı bir olay! Bir kitap öyle bitirilir mi kadın! Kitabın sonunu havada bırakmak konusunda master yapmış sanırım. Hatta master da ne, doktora. O son sayfaları okuyana kadar kitap benim için bir 3'tü, çünkü sevmeme rağmen herkesin neden bu kadar ölüp bittiğini anlayamamıştım fakat ah! O sonla kalbimi çeldi Michelle Hodkin. Devamında ne olacağını öğrenmek için ölüp bittiğimi söylemek pek yanlış olmaz sanırım. Sonunda ne olduğunu söylemek isterdim ama söyleyemem, o yüzden sadece kitap boyunca olup biten bazı şeylerin büyük sorgulamasına gittiğimi söyleyebilirim.

Bir de, Türkçe versiyonda var mı bilmiyorum ama genelde olmuyor, benimkinde serinin devam kitabı olan The Evolution of Mara Dyer'dan kısa bir ön okuma vardı ve elbette ki yorumu yazmadan önce onu okudum. Pek kesmedi, son derece kısaydı ve aklımdaki soru işaretlerinin sayısını x100'le katladı. İlk kitabın sonu ne kadar gerçek ne kadar yalan, onu bile bilmemekteyim şu an. Oof of, ben ikinci kitaba başlayana kadar ölüp ölüp dirileceğim sanırım. Kesinlikle öneririm kitabı, son derece iyiydi ve "Keşke daha önce okusaymışım!" dedirtti.

15 Nisan 2015 Çarşamba

Bana Dair | Mimlendim #21


Hayal Perest'in Zaman Yolculuğu tarafından mimlenmişim.


1- Bilgisayarın masa üstündeki görüntüsü ne?
Windows'un klasik arkaplanlarından biri. Eğer kendim bir şey koyarsam sık sık değiştiriyorum ve buna hiiiç gerek yok.

2- Bir kafeye girdiğinde, genellikle ne sipariş verirsin?
Taze sıkılmış portakal suyu ve/veya bir dilim pasta.

3- Google'da aradığın en son şey ne?
"Real life Ken and Barbie" -- Fizik dersinde öğretmenime böyle insanların da olduğunu göstermek adına aratmıştım.

4- Mesajlaştığın veya konuştuğun en son insan kim?
İrem -- bir yandan hikayeme bölüm yazıyorum, bir şey danıştım ona.

5- Tiyatroya en son ne zaman gittin?
En ufak bir fikrim yok.

6- Sinemaya en son ne zaman gittin?
Hmm. Sanırım iki yıl olmuştur.

7- Hangi diziyi herkes izlemeli?
Misfits -- ama sadece ilk 2 sezonunu.

8- En son ne tür bir müzik dinledin?
Daughter - Youth

9- Seni en çok ne çıldırtır?
Çok şey ama en çok sanırım ego.

10- Ne zaman uyanırsın?
7.25 -- oda arkadaşlarım sağ olsun.

11- İnternetteki ilk adın neydi?
İnternette hep Ezgi Tülü olarak kaldım :D

12- Favori emojin nedir?
Şu gözlerinden yaş akan, gülmeli emoji var ya, işte o.

13- Kedi mi köpek mi?
Kediiii.

14- Kuzey mi güney mi?
Bilmem hiç sorgulamadım...

15- İstanbul ile ilgili en sevmediğin şey?
Trafik. TRAFİK.

16- İstanbul'da en çok sevdiğin 3 semt?
Öyle semtlerim yok ama en sık gittiğim yerler Taksim ve Kadıköy, sayılır mı?

17- Kafanda genel olarak ne olur?
"Sıkıldım."

18- Komedi mi dram mı?
Komedi.

19- Çay mı kahve mi?
İkisini de pek sevmem ama illa seçeceksem, kahve.

20- Bu soruları cevaplamadan önce ne yapıyordun?
Hikayeme bölüm yazmaya çalışıyorum fakat feci anlamda tıkandım :(

21- Son olarak bir sırrını paylaş.
Buraya yazsam sır olmazdı... Gerçi yazacak sırrım da yok. :D

Kimseyi etiketlemiyorum, isteyen herkes yapabilir. Genelde böyle yazıldığında ben üzerime alınıp yapmıyorum fakat siz alınıp yaparsanız, hatta yaptıktan sonra bana bir link atarsanız çok sevinirim ^-^ Etiketleme yapmaya çok üşendim de...

8 Nisan 2015 Çarşamba

Adı: Tatlı Tehlike
Orijinal Adı: Sweet Peril
Yazarı: Wendy Higgins
Yayınevi: GO! Kitap
Sayfa Sayısı: 440
Goodreads Puanı: 4.32
Seri: The Sweet Trilogy #2
Format: Karton Kapak
Görevleri, cennetten kovulan iblislere hizmet etmek olan Nefillerden biri olduğunu öğrendiği günden beri hayatı altüst olan Anna, kötülüğe boyun eğmemeye kararlıdır. Ama dört bir yanda kol gezen fısıldayan iblislerin ve acımasız Düklerin dikkatini çekmemek için o da diğer Nefiller gibi çalışmak zorundadır. Bunun için tüm çekingenliğinden sıyrılıp bir parti kızı oluveren Anna artık tüm eğlencelerin aranılan ismidir. Bu şekilde yaşamaktan nefret etse de o, çok büyük bir amaca hizmet edecek olan "seçilmiş kişidir” ve zamanı geldiğinde ona emanet edilen Erdem Kılıcı ile büyük bir savaşa öncülük edecektir. Ama o güne dek kimliğini gizli tutmalı ve toplayabildiği kadar yandaş toplamalıdır. Bunun için kendisi gibi bir Nefil olan Kaidan Rowe’a duyduğu büyük aşkı bile kalbine gömen Anna, bir yandan "kötü kızı” oynarken bir yandan da iblisleri yeryüzünden silmek için ölümcül bir mücadeleye girişecektir. 

Tamamen üşengeçlikten, serinin ilk kitabı olan “Tatlı Şeytan”a bir yorum girmemiştim: Onu okuduğum dönem amacım blogda aktif olmaktan çok, okuyabildiğim kadar kitabı okuyup bitirmekti ve kitaba bayılmıştım – onu “nasıl” anlatırım pek emin değildim. (Düşünerek de zaman kaybedeceğime, geçtim sıradaki kitaba.) Ama şu an vaktim var ve kitap hakkında söylemek istediğim şeyler de var, o yüzden işte bugün burada, “Tatlı Tehlike” yorumu için bulunmuş bulunmaktayız.

İki kitap arasının açılmamış olması nedeniyle GO! Kitap’a benden +1 puan. Seri kitaplarda araya çok zaman girdiği zaman şahsen ben ilk kitapta olan biteni unutuyorum. Eskiden unutmazdım fakat artık birkaç hafta önce okuduğum kitabı bile unutabildiğim düşünülürse, pek de garip bir durum değil. Eh, öyle olunca seriler yarım kalıyor ya da baştan okumak gerekiyor ve bu nedenle devam etmediğim serileri saymaya kalsam, yazı Tatlı Tehlike yorumundan “Ezgi’nin yarım kalan serileri” yazısına döner – ki bunu da bir ara yazabilirim belki, sırf can sıkıntısından.

Neyse, kitaba gelecek olursak, ben ikinci kitabın çıkacağının duyurulmasından bir hafta falan önce okumuş bitirmiştim – ki ilk çıktığında, ÜKG turu falan döneminde yani, ben Tatlı Şeytan’ı almak için aşırı bir çaba içerisindeydim – ve o yüzden araya sadece üç hafta falan girdi iki kitap arasına. Aldığım gibi okumadığımdan ve çıktığı gibi alamadığımdan oldu o da. Neyse. *Boğazını temizler.*

Kitap güzel ve iyiydi, ve eğer serinin ilk kitabı olmuş olsaydı benden dört (4) puan alabilirdi fakat bir devam kitabı olarak son derece yetersiz buldum. Tatlı Şeytan’ın sonu büyük bir bombaydı benim için ve bitirdikten sonra birkaç dakika kitaba bakıp “Böyle bitirilir mi ya!” diye isyan ettiğimi hatırlıyorum. Yanılmıyorsam birkaç kişinin mesaj kutularına isyan dolu mesajlar bile atmıştım. Fena bir sondu. Peki ya bu? Ol-ma-mış! O sona böyle bir devamı yakıştıramadım doğrusu.

Çok büyük bir potansiyel vardı ve sağa sola saçılmış gibi hissediyorum bütün o enerji. Bazı noktalarında “Of, ne zaman aksiyon olacak,” diye düşünmeden edemedim. Sıkıcı değildi, yazarın zaten akıcı bir dili var ve çeviri de gerçekten başarılıydı, o yüzden sorunu dilde yaşamadım ben: olay örgüsündeydi. [Ama çeviri demişken araya not düşmek istiyorum. Kaidan’a “Alırım façanı aşağı,” ve Blake’e de (Kai’den bahsederken) “Şehvetli Şehvetoğlui” dedirtmiş bir çevirmen ile karşı karşıyayız. Aransa bulunur böyle başka şeyler fakat benim en çok dikkatimi çeken ikisi buydu ve özellikle ikincisinde, birkaç dakika kitabı bırakıp güldüğümü söylemeliyim.] Kitapta bir şeyler olmuyor değildi; sadece, ilk kitaptaki heyecan bunda oldukça eksikti.

Belki de nedeni Kaidan’ın son derece az görünmesidir ama sanmıyorum.

Ayrıca, yaratılmaya çalışılan aşk üçgeni de son derece gereksizdi bence. Anna Kaidan’ı, Kaidan’da Anna’yı seviyor. Ben sanmıyorum ki biri gerçekten Kaidan’ın Anna’yı sevmediğine inandı – her ne kadar Anna buna biraz inanmış da olsa, biz okuyucular daha deneyimliyiz. O yüzden bir aşk üçgenine gidilmeye çalışılması bence oldukça saçmaydı. İlk kitap için klişeleri pek de klişe olmayan bir şekilde sunmayı başarıyor tarzı bir laf etmiştim, ne yazık ki yazar, Tatlı Tehlike’de buna devam etmeyi başaramamış. Olmamış yani o kısım.

Kitabın asıl heyecanı sonuna doğru başladı ki onda da zaten kitap bitti, okuyucuya da üçüncü kitabı beklemek düştü. O yüzden bilmiyorum ya. Bu kitap için gerçekten çok hevesliydim fakat büyük bir hayal kırıklığı oldu benim için. Ha, bu kadar kötü konuştum sanmayın ki kitap kötüydü. Akıcılığı yerindeydi, okurken “güldüm eğlendim” ve eğer dün biraz daha zorlasaydım başladığım gün içinde de bitirecektim – fakat beklentim son derece yüksek olduğundan, kitap bunu karşılayamadı. O kadar.

Gerçi günün sonunda üçüncü kitap çıktığında ilk işim gidip onu almak olacak mı? Olacak. İlk kitabın etkisindeyim hala :D

6 Nisan 2015 Pazartesi


Herkese merhaba!

Son günlerde biraz üşengeçliğim üzerimde olduğundan - gidip kendime yiyecek bir şeyler hazırlamaya bile üşeniyorum, şaka değil - kitabın künyesini eklemeye gerek görmedim; çünkü zaten şu ana kadar gören gördü, görmeyen de görmek istemediği için pek bakınmadı etrafa diye tahmin ediyorum fakat kitaba ulaşmak isterseniz şu linkten her zaman inceleyebilirsiniz. 

Ama tanıtımını yine de ekleyeceğim çünkü canım istiyor. :D

İki dünya arasındaki kapılar açıldı. Ölüm sadece bir başlangıçtır…

Lucille ve Harold çiftinin 1966 yılında güneşli bir ağustos günü boğularak hayatını kaybeden sekiz yaşındaki oğulları Jacob, aradan neredeyse elli yıl geçmişken bir anda kapıda beliriverir. Hâlâ sekiz yaşındadır ve son derece sağlıklıdır.

Fakat öteki dünyadan geri dönen tek insan Jacob değildir. Ölüler dünyanın dört bir tarafında ortaya çıkmaktadır. Kısa bir süre sonra geri dönenlerin sayısı o kadar çok artar ki herkes kendini tehdit altında hissetmeye başlar. Kimse bunun niçin ve nasıl olduğunu bilmemektedir. Kesin olan tek bir şey varsa o da bu kaosun sonunda herkesin bir tercih yapmak zorunda kalacağıdır. Uzun süre akıllardan çıkmayacak soruları dile getiren sürükleyici bir hikâye…

Sanırım blog turu yapıyor olmanın bana en büyük getirisi, normalde okumayacağım türde kitaplar ediniyor olmam. Turdaki herkesin kitap zevki o kadar farklı yerlere açılabiliyor ki, bir sonraki kitabımızın bana hitap edip etmeyeceği bile bazen büyük ve heyecanlı bir soru işareti olabiliyor. Mesela Ece çoğu şeyi okurken, onun özellikle okumak istediği türlerdeki kitaplar pek benlik olmuyor, falan filan. O yüzden seviyorum yani bu işleri :D

Geri Dönenler ise daha çok, normalde pek alıp okumayacağım türde bir kitaptı. Kötü değildi, kesinlikle değildi; sadece, benim ilgimi çekecek kitaplardan biri de değildi. Son derece orijinal bir konusu ve ilginç bir olay örgüsü vardı - sonuçta ölümden dönen insanlar teması sürekli işlenmiş de olsa, zombi kitaplarından farklı bir yerde bu kitabın duruşu - fakat yazarın anlatımını kendi açımdan sıkıcı buldum. Bu tür bir kitapta daha farklı bir anlatım kullanılamazdı gerçi. (İşte bu yüzden bu tür kitaplar okumuyorum.)

Çoğunlukla erkek okuyuculara hitap edeceğini düşündüğüm bir kitap, bütün o "doğaüstü olayda panikleyen Amerikalılar ve hükümet ve din adamları ve arada kalan insanlar" tipi olaylar var ya, heh işte bu kitap da bence o tür bir kitaptı ve ben ne o tür diziler izlerim, ne de kitaplar okurum :P (Gerçi dizi de izlemiyorum pek ama neyse.)

Şimdi nasıl bu kitabın bana hitap etmediğini geçersek, kitap iyiydi. Çevirisi oldukça başarılıydı ve az önce de belirttiğim gibi, son derece orijinal bir konusu vardı. Ayrıca, kitabın her bölümünün arasına başka insanların hayatlarından kesitler konulmuştu ve sanırım kitabın en çok sevdiğim yanı da buydu. Lucille, Harold ve Jacob dışındaki insanların hayatlarında neler olup bittiğine dair bir şeyler okumak son derece hoşuma gitti ve - çoğunlukla genç bir kız olmanın getirisi nedeniyle - Jean karakterinin hikayesinde sanırım öldüm. Gerçi Niyazi de onu çok sevmişti ve o genç bir kız değil. :D

Bu tür bir olay olsa - yani ölüler birden insanların kapılarında beliriyor olsa - neler olabileceği, insanların nasıl tepkiler vereceği ve dünyanın bir anda ne tür bir yere döneceği konusunda son derece gerçekçi bir olay örgüsü tasarlanmış ve izlenmişti. Eğer yarın sevdiğiniz biri kapınızda belirse, ölümünden 40 yıl kadar sonra, tahminen siz de bu kitaptaki insanlar gibi tepkiler verirdiniz. Din fanatikleri, diyecek pek söz bulamayan Papazlar, olayları kontrol etme çabasındaki hükümet, panik olan ve evlerini kaybeden insanlar, bunların durdurulmasını söyleyenler, geri dönenleri kabullenenler, hepsi bu kitapta mevcut!

Sanırım kitap hakkında diyeceklerim bu kadar *-*  Normalde turlarda alıntıları üstlenmeyi sevmem - ve üstlenmem de - çünkü pek başaramıyorum, sonra çıldırıyorum "Neden olmuyor?" falan diye; bunu sanırım en iyi Ece bilir. Yapamayıp yapamayıp ona sardım çünkü bu sefer de. Ama sonuçtan mutluyum, garip bir şekilde çok sindi içime bu seferkiler ^-^













Eğer siz de bu kitabı okumuşsanız kitap hakkındaki düşüncelerinizi bana yorumlarda bildirebilirsiniz, gerçekten başkaları ne düşünüyor çok merak ediyorum. Sonuçta iyi bir kitaptı ve hakkında görmediğim bakış açılarını görmeyi gerçekten isterim ^-^ 

Bu arada, henüz katılmadıysanız ve kitap da ilginizi çektiyse, Facebook sayfamızdaki ve Instagram hesabımızdaki çekilişler devam etmekte, kaçırmayın derim! 

http://athenaninguncesi.blogspot.com.tr/ Kunai