31 Aralık 2015 Perşembe

Bu Ay Ne Okudum? | Aralık 2015



Geçen sene bir noktada gaza gelmiş olmalıyım ki, bu seneki hedefimi 110 kitap yapmıştım! (Ve toplam 105 kitap okudum. Eğer yıl bir hafta daha uzun olsaydı, hedefimi bitirebilirdim bile! Aah ah, duyuyor musun bir tane bile kitap okuyamadığım temmuz?)

Gelelim, benim için müthiş olan bu rekora varmamı sağlayan aya: Aralık!
Hayatımda ilk defa bir ayda bu kadar çok kitap okudum, gerçekten.

Bu ay toplam 17 kitap okudum. Garip, gerçekten çok garip geliyor bu düşünce. On yedi kitap. Dile kolay, on yedi. Ne yaptım, ne ara okundu bu kadar kitap? İnanın ben bile bilmiyorum... Gerçi geçenlerde Goodreads'te bir hesap gördüm, yıllık hedefi 500 kitap ve 506 kitap ile tamamlamış. O günden beri kendi rakamlarım bana çok sıradan görünüyor, çaktırmayın.

İşte bu ay okuduğum kitaplar!

Stephanie Perkins, Yabancı Yayınları, 320 Sayfa
Victoria Aveyard, Pegasus Yayınları, 392 Sayfa
Wendy Higgins, GO! Kitap, 440 Sayfa
4. Ritmatist
Brandon Sanderson, Doğan Egmont, 408 Sayfa
Alexandra Bracken, Parodi Kitap, 552 Sayfa
6. Beatrice'ten Sonra Birinci Yüzyıl
Amin Maalouf, Yapı Kredi Yayınları, 160 Sayfa
7. Kağıt Ev
Carlos Dominguez, Jaguar Yayınları, 94 Sayfa
Arthur C. Clarke, İthaki Yayınları, 256 Sayfa
9. This Book Loves You
PewDiePie, Penguin, 256 Sayfa
Erika Johansen, Doğan Kitap, 454 Sayfa
Brandon Sanderson, Akılçelen Kitaplar, 544 Sayfa
12. Bayan Peregrine'in Tuhaf Çocukları
Ransom Riggs, İthaki Yayınları, 400 Sayfa
13. Dönüm Noktası
Kasie West, Hyperion Kitap, 300 Sayfa
(İngilizce okudum: 352 Sayfa)
14. Bilinmeyen Adanın Öyküsü
José Saramago, Kırmızı Kedi Yayınları, 64 Sayfa
15. Split Second
Kasie West, HarperTeen, 360 Sayfa
16. Yokyer
Neil Gaiman, İthaki Yayınları, 371 Sayfa
17. The Distance Between Us
Kasie West, HarperTeen, 312 Sayfa

Biraz abartmış olabilirim...

15 Gün, 10 Kitap! #2 | 1-15 Ocak 2016

İlk on beş günlük dilim sonlandı! İlk başlarda listeme bayağı sadık ilerlemiş de olsam, sonlara doğru yine bozduğumu birazdan görebilirsiniz...

2. Kağıt Ev, Carlos María Domínguez, Jaguar Kitap (94 sayfa)
5. Bayan Peregrine'nin Tuhaf Çocukları, Ransom Riggs, İthaki Yayınları (400 sayfa)
6. Pivot Point, Kasie West, HarperTeen (352 sayfa)
7. Bilinmeyen Adanın Öyküsü, José Saramago, Kırmızı Kedi Yayınları (64 sayfa)
8. Split Second, Kasie West, HarperTeen (360 sayfa)
9. Yokyer, Neil Gaiman, İthaki Yayınları (371 sayfa)
10. The Distance Between Us, Kasie West, HarperTeen (312 sayfa)

Ama listemi bozmuş olmam, on beş gün içerisinde on kitap okuma hedefimi tamamlamadığım anlamına gelmiyor! Araya başka kitaplar, liste dışı kitaplar girmiş de olsa, tam tamına on kitap okudum... Tamam, belki içlerinden ikisi o kadar da uzun değil; ama kimin umurunda? (Liste dışı kitapları eğik yazdım bu arada.)

Okunan toplam sayfa: 3207
En çok okunan yayınevi: İthaki Yayınları (3)

Ve sıra ikinci dilimde neler okumayı planladığımda! Şimdi teknik olarak çoktan bir kitaba başladım, o yüzden listenin ilk kitabı o olacak... Geri kalan kitapların bir kısmını da Kış Okuma Şenliği listemden seçtim, listenin tamamına bakabilirsiniz isterseniz. ^-^

1. Beautiful Ashes / Jeaniene Frost / Harlequin / 382 Sayfa
Yukarıda da belirttiğim üzere, bu kitabı zaten okuyorum şu sıralar. Hatta yarıladım sayılır, o yüzden bu listenin ilk kitabı bu olacak! Yazarın Gece Avcısı serisini çok severek okurdum, bu kitapla karşılaşınca da canım okumak istedi.

2. Güneş Makinesi / Çağıl Yaman / Beyaz Baykuş / 150 Sayfa
Yazarından imzalı olması bir yana, bir Türk yazarın kaleminden yazılmış bir distopya okuyacağım ilk defa! Konusu gerçekten ilginç geldi, o yüzden bir an önce okumak istiyorum.

3. Küçük Prens / Antoine de Saint-Exupery / İthaki Yayınları /112 Sayfa
Evet, hala okumadım... ama bu durumun icabına bakmayı planlıyorum. :)

4. Köpek Düşleri / Markus Zuzak / Martı Yayınları / 160 Sayfa
Okuma Şenliği listesinden seçtim. Normal şartlarda çok ön planda olan bir kitap değildi. Şenlik sağ olsun. :)

5. Ada / Lynne Matson / Yabancı Yayınları / 440 Sayfa
Çıktığı ilk günden beri deli gibi merak etmeme rağmen hala okumadım, inanabiliyor musunuz? Evet. Ben de...

6. Konuş Benimle / Laurie Halse Anderson / GO! Kitap / 304 Sayfa
İlk on beş günlük listeden kaldı.

7. Sonsuza Kadar Benim / Heidi McLaughlin / Yabancı Yayınları / 312 Sayfa
Şenlik listesinden.

8. Kıyamete Bir Milyar Yıl / Arkady Strugatsky & Boris Strugatski / İthaki Yayınları / 152 Sayfa
İlk on beş günlük listeden kaldı.

9. Sondan Sonra / Amy Plum / Akılçelen Kitaplar / 328 Sayfa
Kendisi tur kitabımız olacaktı fakat hala elime ulaşamadı, sanırım kargoda kayboldu... Onun dışında, ilk on beş günlük listeden kaldı.

10. Eşekarısı Fabrikası / Iain Banks / Koridor Yayınları / 256 Sayfa
İlk on beş günlük listeden kaldı.

Tıpkı ilk seferde yaptığım gibi şimdi de bir Goodreads listesi oluşturdum! Listeye gitmek için tık tık.

Okunması hedeflenen sayfa sayısı: 2596

İlk tur bayağı iyi yapmıştım, bakalım ikinci tur nasıl geçecek. Eğer siz de bu etkinliğe katılıyorsanız listenizi benimle paylaşabilirsiniz, merak ederim ben. ^-^

29 Aralık 2015 Salı

Kış Okuma Şenliği 2015 | Liste

Son iki denememde de hiçbir şekilde iyi bir puan alamadığım ve en sonunda bıraktığım etkinliğe geri döndüm! Son dokuz gündür katılsam mı katılmasam mı ikileminden çıkarak katılmaya karar verdim. Bakalım bakalım, bu sefer nasıl bir sonuçla sonlandıracağım?

Listemdeki kitaplar şenlik boyunca değişebilir - hatta değişir diye tahmin ediyorum - ama şimdilik şöyle, alttaki gibi bir planım var! 

Siz şenliğe katılıyor musunuz? Katılanlar listelerini yorum olarak atabilirse çok sevinirim ^-^ Malum boş kategorilerim var :D


1. Kategori (10 puan): Şenliğimizin destekçisi Yabancı Yayınları'ndan çıkan bir kitap.
Sonsuza Kadar Benim / Heidi McLaughlin / Yabancı Yayınları / 312 Sayfa

2. Kategori (10 puan): İsminde kış mevsimini çağrıştıran bir kelime geçen veya olayların kış mevsiminde geçtiği bir kitap.
Senden Sonra / Emily Hope / Novella Yayınları / 255 Sayfa

3. Kategori (10 puan): Liseyi başladığınız yıl ödül almış bir kitap veya o yıl ödül almış bir yazardan bir kitap.
[Goodreads Choice 2012 Winner]
Kayıp Kız / Gillian Flynn / Artemis Yayınları / 600 Sayfa

4. Kategori (10 puan): Kaç şenliktir listenize alıp alıp da okuyamadığınız o kitap (Şenliğe ilk kez katılanlar içinse kütüphanelerinde en uzun süredir okunmayı bekleyen o kitap).
1984 / George Orwell / Can Yayınları / 352 Sayfa

5. Kategori (10 puan): Herhangi bir edebiyat ödülüne aday olmuş ama kazanamamış bir kitap.
[Goodreads Choice 2015 Bilimkurgu Adayı]
Welcome to Night Vale / Joseph Fink, Jeffrey Cranor / Harper Perennial / 401 Sayfa

6. Kategori (10 puan): Yasaklanmış bir kitap.
Lolita / Vladimir Nobakov / İletişim Yayınları / 364 Sayfa

7. Kategori (10 puan): Kitap Ağacı'nın aylık kitaplarından veya herhangi bir Kitap Ağacı kulübü tarafından Kış Okuma Şenliği'ne denk gelen dönemde okunacak bir kitap.

8. Kategori (10 puan): Başkasının sizin için seçtiği bir kitap. (Bu kategoride tavsiyelerine güvendiğiniz ve tanıdığınız birine gidip ne okuyacağınızı sorabilirsiniz veya bir yakınınızdan kütüphanenizden okumanız için rastgele kitap seçmesini isteyebilirsiniz. Kendi kendine karar vermek yok).

9. Kategori (10 puan): 2015 yılında çıkan bir kitap (Yabancı yazarların kitaplarında Türkçe baskının 2015'te yapılmış olması da yeterli).
Bayan Peregrine'in Tuhaf Çocukları / Ransom Riggs / İthaki Yayınları / 360 Sayfa

10. Kategori (10 puan): Yazarından imzalı veya yazarından imzalı olmasını isteyeceğiniz bir kitap (Yalnız gerçekçi olun. İmzalı olmasını gönlünüzden geçirdiğiniz yazarların hayatta olması gerekiyor mesela).
[İmzalı] Güneş Makinesi / Çağıl Yaman / Beyaz Baykuş / 150 Sayfa

11. Kategori (10 puan): Bilim kurgu / fantastik kurgu türünde bir kitap.
Saptırıcılar / Thomas Mullen / İthaki Yayınları / 528 Sayfa

12. Kategori (10 puan): Siz doğmadan en az 250 yıl önce yazılmış bir kitap.

13. Kategori (10 puan): Hem beyaz perdeye aktarılmış hem de tiyatroya/müzikale aktarılmış bir kitap. 
Operadaki Hayalet / Gaston Leroux / İthaki Yayınları / 296 Sayfa

14. Kategori (10 puan): Türk kadın bir yazardan bir öykü kitabı.
Deli Kadın Hikayeleri / Mine Söğüt / Yapı Kredi Yayınları / 172 Sayfa

15. Kategori (10 puan): Romantik türde bir kitap.
Kağıttan Kalpler / Courtney Walsh / Arkadya Yayınları / 456 Sayfa

16. Kategori (10 puan): Karakterlerinden birinin bulunduğu kitaba isminde geçtiği bir kitap.
Eleanor & Park / Rainbow Rowell / Pegasus Yayınları / 360 Sayfa

17. Kategori (10 puan): Size hediye gelen bir kitap.
Şeker Portakalı / José Mauro de Vasconcelos / Can Yayınları / 200 Sayfa

18. Kategori (Her kitap 5 puan, 4 kitabı da okuyana ekstradan 20 puan, toplam 40 puan): 150 sayfadan kısa 4 kitap.
Bilinmeyen Adanın Öyküsü / José Saramago / Kırmızı Kedi Yayınları / 64 Sayfa
Ölümlü Nesneler / José Saramago / Kırmızı Kedi Yayınları / 136 Sayfa
Küçük Prens / Antoine de Saint-Exupery / İthaki Yayınları /112 Sayfa

19. Kategori (Her bir kitap 10 puan, tüm kitaplar okunursa ekstradan 30 puan, toplam 60 puan): İsminde aynı kelimenin geçtiği üç kitap.

20. Kategori (Her bir kitap 10 puan, tüm kitaplar okunursa ekstradan 20 puan, toplamda 60 puan): Şimdiye kadar hiç kitabını okumadığınız dört yazardan birer kitap. Yazarların ikisi Türk, ikisi yabancı, ikisi kadın, ikisi erkek olmalı.
[Yabancı/Kadın] Dönüm Noktası / Kasie West / Hyperion Kitap / 300 Sayfa
[Türk/Kadın] Fosforlu Cevriye / Suat Derviş / İthaki Yayınları / 272 Sayfa
[Yabancı/Erkek] Köpek Düşleri / Markus Zuzak / Martı Yayınları / 160 Sayfa
[Türk/Erkek] Çıplak Protesto / Aytaç Ars / İthaki Yayınları / 255 Sayfa

21. Kategori (Her bir kitap 10 puan, tüm kitaplar okunursa ekstradan 40 puan, toplamda 90 puan): İsmi bir kelimeden, iki kelimeden, üç kelimeden, dört kelimeden, beş veya daha fazla kelimeden oluşan birer kitap.
Ada / Lynne Matson / Yabancı Yayınları / 440 Sayfa
Konuş Benimle / Laurie Halse Anderson / GO! Kitap / 304 Sayfa
Kızımın Katiline Mektuplar / Cath Staincliffe / Yabancı Yayınları / 278 Sayfa
Ve Bütün Çirkinler Öldürülecek / Boris Vian / İthaki Yayınları / 212 Sayfa
Kızıl Gökler Altında Kızıl Denizler / Scott Lynch / İthaki Yayınları / 696 Sayfa

22. Kategori (Her bir kitap 10 puan, tüm kitaplar okunursa ekstradan 40 puan, toplamda 80 puan): Kendinizin belirleyeceği bir temaya uyan dört kitap.
[İthaki Yayınları'ndan çıkmış dört kitap]
Marslı / Andy Weir / İthaki Yayınları / 416 Sayfa
Trendeki Kız / Paula Hawkins / İthaki Yayınları / 360 Sayfa
Cesur Yeni Dünya / Aldous Huxley / İthaki Yayınları / 272 Sayfa
Yokyer / Neil Gaiman / İthaki Yayınları / 371 Sayfa

25 Aralık 2015 Cuma

Çocukluğun Sonu ve Bilimkurgu Korkusu


Herkese kocaman merhaba!

Beni az çok tanıyanlar, aslında pek de bir bilimkurgu okuyucusu olmadığımı biliyordur diye tahmin ediyorum. Gerek blog arşivime, gerek etiketlerden oluşan yazar listeme bakıldığında, bilimkurgu eser sayısının ikiden fazla çıkacağını pek sanmıyorum. Oturup bakmadım ama daha yüksek çıkma ihtimali yok. Fantastik kitapları, gerçek üstü hikayeleri, yaşadığımız dünya çerçevesinde olması, deneyimlenmesi ve gözlemlenmesi imkansız hikayeleri gerçekten seven ben için, aslında bilimkurgunun ikinci bir favori olması gerekirdi; diye tahmin yürütmek çok mümkün. En azından okulda veya dışarıda, okuduğum türdeki kitaplara uzak, daha "edebi" kitaplar okuyan arkadaşlarımın ve tanıdıklarımın vardıkları sonuç bu. 

Tabii, yanıldıklarını söylemeye gerek yok sanırım.

Bunun nedeni, bilimkurguyu sevmiyor olmam değil; şayet, daha geçen hafta, İthaki Yayınları'nın yeni dizisi Bilimkurgu Klasikleri'nin en yeni kitabı, Çocukluğun Sonu'nu okudum ve gerçekten bayıldım. Lakin, kitabı son derece beğenmiş olmam, eğer bir noktada teşvik edilmeseydim kitabı elime alacağım anlamına gelmiyor. Eğer konusu daha önce arkadaşlarım arasında geçmemiş olsaydı ve kimse bu kitabı bana övmeseydi, sanırım Çocukluğun Sonu listeme giremeyecekti.

Bu da bizi bahsetmek istediğim ana konuya getiriyor: Bilimkurgu korkusu.

Bu düşünceye uzak bir insanın, bu ifadeyi gördüğünde aklında ne canlanacağını kestiremiyorum şu saniye fakat ben bu ifadeyi kullanırken ne demek istediğimi açıklayabilirim. Ben kitap okumaya Alacakaranlık'la başlayan nesildenim. Vampirler, kurtadamlar, periler, büyücüler ve daha nicesi beni bunaltmıyor, aksine heyecanlandırıyor. Aksiyon, macera ve bir tutam aşk; eğer zekice kurgulanmış bir hikayeyse, beğenmemem gibi bir olasılık pek kalmıyor. Fakat iş, aklımda anlamsız bir şekilde hep "Fazlasıyla terim içeren, anlaşılması zor uzay hikayeleri," olarak kodlanan bilimkurguya gelince, elim bir türlü kitaplara gitmiyordu.

Beni aşacaklarını, sayfalar dolusu terim ve anlamadığım, ilgimi de çekmeyen uzay temalı betimlemelerde kaybolacağımı, en sonunda sadece zaman ve para kaybedeceğimi varsaymış olmalıyım ki, okumanın bir işkenceden zevke dönüştüğü o ilk günlerden beri, okuduğum bilimkurgu eser sayısının 10'u geçeceğini sanmıyorum. Hatta, okuyup beğendiğim, bilimkurgu konusundaki bu önyargıma ve korkuma ilk darbeyi indiren eseri ben geçen yaz, ödev olarak okumuştum.

Ödev. Tıpkı Çocukluğun Sonu gibi, teşviksiz bir şekilde elime almayacağım bir kitaptı Ender'in Oyunu. -Ki sonunda gerçekten beğenmiş, devam kitaplarını okumayı düşünmüştüm. Bu benim için büyük bir gelişmeydi çünkü o zamana kadar arkadaşlarımla bilimkurgu konusundaki tüm konuşmalarım, türe karşı önyargı ile doluydu-

Ve şu an bakıyorum da, en son kitap alışverişimdeki üç kitaptan biri bir bilimkurgu eseri. Bu kadar kısa sürede ne değişti hayatımda?

Öncelikle, bilimkurgunun korkulacak bir şey olmadığı söylendi bana. Bu noktada, pek emin değildim bunun doğruluğundan fakat fikirlerine önem verdiğim, zevkine güvendiğim ve bilimkurguya da son derece aşina birinden gelince, insan oturup bir düşünüyor doğruluğunu. Sonra, Çocukluğun Sonu elime geçti ve kendimi kitaba karşı anlaşılmaz bir heyecan duyarken buldum. Kitaba başlamam ve gerçek bir ilerleme kaydetmem sanırım üç gün sürdü; bu üç gün boyunca birkaç sayfa okuyor, kitabı bırakıyor, Çocukluğun Sonu'ndan önce başlamış olduğum kitapla bakışıyor, sonra yine de Çocukluğun Sonu'nu okuyordum.

Ardından, kitabı gerçekten okumaya başladığım bir an geldi ve bir bakmışım, kitabı bitirmişim. Tahminen bundaki en büyük etkenlerden biri kitabın çevirisiydi fakat bu süre boyunca ne oldu, biliyor musunuz? Bilimkurgudan bir kesit yakaladım. Evet, bana daha önce bilimkurgunun "Fazlasıyla terim içeren, anlaşılması zor uzay hikayeleri"nden daha fazlası olduğu söylenmişti birkaç kişi tarafından - ki bunlardan biri de babamdı, kendisi sağlam bir bilimkurgu okuyucusudur - fakat yine de kendimi buna inandıramamıştım. 2014 yazında okuduğum Ender'in Oyunu (ki İngilizce okumama rağmen yeterince anlayabilmiştim kitabı) beni tam olarak ikna edememişse de, soru işaretini aklımda bir yerlere bırakıp gitmişti.


O soruyu yanıtlayan kitap Çocukluğun Sonu oldu.

Eğer Kayıp Rıhtım'ın en son canlı yayınını dinlediyseniz, Alican orada çok önemli olduğunu düşündüğüm bir noktadan bahsediyordu: kapaklar. Bazıları Bilimkurgu Klasikleri dizisinin kapaklarından memnun olmasa da, şahsen ben çok doğru bir karar alındığını düşünüyorum bu diziyle ilgili olarak. Bahsettiğim üzere, bilimkurgu beni korkutuyordu. Devasa, aşılması ve anlaşılması zor bir tür olarak dikiliyordu karşımda ve kapakların da bunda bir etkisi var gerçekten. Bu yeni, minimalist kapaklara baktığım zaman aklıma gelen şey ile, karmaşık, aksiyon dolu kapaklara baktığımda aklıma gelen şey arasında dağlar kadar fark var.

Şimdi diyeceksiniz, "Çocukluğun Sonu, Çocukluğun Sonu; yazı başından beri kitabın adı dilinden düşmedi ama pek de bir açıklama yapmadın. Nedir önyargını kıran?" diye. Demiyorsanız da, sağlık olsun bakalım.

Şöyle ki, öncelikle kitapta uzay araştırmaları konusunda büyük bir ilgi ve alaka olsa bile, belki çevirisinden belki kitabın kendi doğasından, benim gibi türe pek aşina olmayan bir okuyucunun sıkılıp bunalmasına neden olacak bir terimsel yoğunluk yoktu. Bu, türe karşı duyduğum önyargının en büyük taşlarından biri olduğu için de, benim için çok önemliydi çünkü gözümü korkutmasının bir anlamı yoktu kitabın bu noktada. Şahsen dili yeterince akıcı buldum.

Ayrıca, kitap daha önce görmediğim bir şey sunuyordu bana ve aklımda kaç farklı senaryo kurarsam kurayım, hiçbiri tutmadı en sonda. Beklenmedik, aklıma gelmemiş olan bir olasılıktı gerçekleşen ve bakış açımda bir değişiklik yarattı; bu yüzden de kitaba saygım sonsuz. İlerleyiş düzgün, anlaşılır ve "olması gerektiği gibi" idi bence kitapta. Zekiydi. (Zeki kitapları seviyoruz.) Kitap boyunca sürekli etrafımdakilere "Bu kitap harika," / "Bak şunu dinle," / "Burada da şöyle şöyle oldu," tarzı cümlelerle kitabı anlattım. Hatta ve hatta, kitabı bitirdikten sonra oda arkadaşlarımdan birine kitabı baştan sona özetledim bile! - Kız kitabı okuyacak zamanının olmadığını ama dinleyebileceğini söylemişti. -.

Kısacası, kitaba bayıldım. Bir kitaptan isteyebileceğim birçok şeyi birleştirmiş ve bunu da bana pek aşina olmadığın bir şekilde sunmuştu. Henüz, bunun bilimkurguyla mı yoksa direkt olarak Arthur C Clarke'la mı alakası var bilemiyorum tabii, ama bu benim için büyük bir adım. (Kitabı bitirdikten sonra kütüphaneden kafam kadar bir "Bir Uzay Efsanesi" aldım. Dört kitaptan oluşuyordu yanılmıyorsam. Arthur C Clarke'ı bir de bu kitapta görmek istiyorum. Ayrıca EVET: kendi isteğimle bir bilimkurgu eser aldım!)

Sanırım bir sonuca varmak gerekiyor. Aslında bu yazıya başlarken bir plan yapmadığım için kafamda, nasıl toparlarım çok da emin değilim fakat şöyle bir cümleyle bitirebilirim sanırım: Siz siz olun, benim gibi önyargılarınızın sizi kör etmesine izin vermeyin ve eğer zaten bir okuyucusu değilseniz, bilimkurguya bir şans verin! Buna da İthaki'nin Bilimkurgu Klasikleri dizisiyle başlayabilirsiniz ya da başlamazsınız belki de; orası size kalmış.

 "Bilinmeyenin korkusu, geçmişten değil de gelecekten kalma bir hatıra olabilir mi?

1953'te yayımlanan Çocukluğun Sonu, Arthur C. Clarke'ın bir bilimkurgu yazarı olarak tanınmasını sağlayan, yirminci yüzyıla damga vuran önemli romanlardan biri. 2015'te televizyona uyarlanarak dizi haline getirilen ve bilimkurgu takipçileri için yeniden gündeme gelen bu eserin gücü, insanlığın geleceğine dair en özgün ve düşündürücü yorumlardan birini sergilemesinde gizli. 

Dünya üzerindeki uygarlığımızın kaderini, insan neslinin akıbetini irdeleyen Çocukluğun Sonu, ters köşeye yatıran bir "öteki" anlatısı, farklı bir uzaylı istilası öyküsü, ütopya ve distopya arasındaki ince çizgiye dair, kalın harflerle tarihe geçen bir bilimkurgu klasiği… "

23 Aralık 2015 Çarşamba


Adı: Son İmparatorluk
Orijinal Adı: The Final Empire
Yazarı: Brandon Sanderson
Yayınevi: Akılçelen Kitaplar
Sayfa Sayısı: 544
Goodreads Puanı: 4.41
Seri: Mistborn (Sissoylu) #1
Puanım: 5/5

Bir zamanlar, dünyayı kurtarmak için bir kahraman ortaya çıkmıştı. Gizemli bir kalıtıma sahip, diyarların üstüne çöken karanlığa karşı cesurca meydan okuyan bir genç adam.

Yenik düştü.

O zamandan bu yana bin yıl geçti ve dünya, Lord Hükümdar olarak bilinen ölümsüz İmparator tarafından yönetilen, kül ve sisten oluşan bir çölden başka bir şey değil. Üstelik bin yıldır bütün ayaklanmalar ağır bir hüsranla sonuçlandı.

Gecenin sahibi sisler.

Dünyanın sahibi ise Lord Hükümdar.

Ancak her nasılsa umut ölmüyor. İmparatorluğun ve hatta Lord Hükümdar’ın bile sonunu getirmenin hayalini kurmaya cesaret edebilen bir umut.

Planlanmakta olan yeni bir tür isyan var; tarihin en büyük soygununun etrafında inşa edilmekte olan bir isyan, dâhi bir hırsızın kurnazlığına ve beklenmedik bir kahramanın, bir sokak çocuğunun kararlılığına dayanan bir isyan.

Bu kitap gerçekten uzun bir süredir radarımda olan fakat bir türlü alıp da okumaya başlayamadığım bir kitaptı; boyutu nedeniyle gözümü korkutan, devamının çıkmamış olması nedeniyle de el sürmeyi bir türlü başaramadığım, zavallı bir kitap olarak beklemekteydi sırasının geleceği günü. Eğer Akılçelen Kitaplar kitabı bana göndermemiş olsalardı, daha da bir-iki yıl olduğu yerde (artık her nerede ise) beklemeye devam ederdi, diye düşünüyorum ben. [Yaşasın kitaba yapılan göndermeler!] 

Korkularım yersizmiş. Yayınevi daha kısa süre önce ikinci kitabı çıkarttı (gerçi bana ikinci kitap yetmez, tüm seriyi arka arkaya okusam daha iyiydi... üçüncü kitap ocak 2016'da çıksa? hiç mi olmaz?) ve kitabın boyutları sadece bir ilüzyon! Tamam, belki de tam olarak bir ilüzyon değildir ama şöyle ki, kitap o kadar akıcı, o kadar heyecanlı, o kadar sürükleyici ki, elinizden bırakamıyorsunuz ve bir bakıyorsunuz, aradan 2-3 gün geçmiş ve kitap da bitmiş! En azından bana böyle oldu.

Kitabı bitirmeye yaklaştığımı fark ettiğimde üçüncü günü yaşıyordum ve son 40-50 sayfa kala bir şey beni, başımı kitaptan kaldırmaya zorladı. O an fark ettim zaten kitabın bitmekte olduğunu ve son üç gündür kitabın içinde yaşadığımı gördüm. O kadar ki, kitapta olan biten, benim ruh halimi son derece etkilemeye başlamıştı ve kitabın sonlanıyor oluşu da bir panik sebebiydi. İlk sayfasından son sayfasına kadar derinlemesine bir maceraydı ve kitapta birkaç nokta vardı, yazar o noktalarda kitabı pekala kesip ikinci bir kitaba geçebilirdi ama yapmamıştı. (İşte o noktalarda kendimi çok şanslı hissettim, kitap henüz bitmemişti ki bitse biterdi)

Yani kalınlığına rağmen, bir o kadar daha olsa yine de okurdum, gerçekten. Zaten kitabı Goodreads'teki "favourites" rafıma ekledim, hiç durur muyum! Aah, ah! Keşke elimde ikinci kitap da olsaydı da, ilkini bitirdiğimin saniyesinde başlayabilseydim... Eğer siz de benim gibi kitabın boyutlarından çekiniyorsanız, çekinmeyin gerçekten! Geçmişte okuduğum bazı 200 sayfalı, normal boyutlu kitaplardan daha hızlı bitirdim ben bu dev kitabı.

Ve kitap gerçekten de devdi. Bu, Brandon Sanderson'ın okuduğum ikinci kitabıydı. (İlk kitap Ritmatist'ti ve onu da son derece hızlı bitirmiştim; yine bu ay okundu o da.) Ama ne kitaptı! Ciddiyim, eğer şu an bu bir yazı değil de, yüz yüze yapılan bir konuşma olsaydı, kitabın benim üzerimdeki etkilerini görebilirdiniz. Sakin kalamıyorum. Dün, en az 5 kişiye "AMA BU NASIL OLUR" diye isyan ettiğimi ve sonra hepsine de kitapta olan biteni kısaca özetleyip, isyanımı detaylarla desteklediğimi hatırlıyorum... Kitabın sizin üzerinizde böyle bir etkisi oluyor.

Brandon Sanderson'ı zaten uzun süredir okumak istiyordum ve beğeneceğimi de biliyordum fakat böyle bir şey beklemediğimi itiraf etmeliyim. Kitapta eleştirebileceğim tek bir şey çarpmadı gözüme, bir tek çevirisi biraz daha iyi olabilirdi ama onun dışında MÜKEMMELDİ. Gerçekten, o kadar iyiydi ki, iyi olduğunu söylemek dışında ne diyebilirim bilemiyorum bile. Hmm, deneyelim...

Öncelikle, son derece zeki kurgulanmış bir olay örgüsü içeriyordu ve karakterleri de harikaydı. En son bir kitabı bu kadar beğendiğimde o kitap Locke Lamora'nın Yalanları'ydı ve herkes bence biliyordur o kitabı ne kadar beğendiğimi. Son İmparatorluk için olan hislerim de benzer, hatta  aynı seviyede. Kelsier, Vin, Elend, Sazed, Reen, Marsh, Ham, Breeze, kısacası bütün karakterler (diğerlerini yazmaya üşendi) ayrı bir harikalıktaydı ama elbetteki en iyileri Kelsier'di. Ki öyle olması da beklenirdi, adam Hathsin Firarisi. Of, bu konudaki duygularım fazla çalkantılı!

Sakin, sakin, sakin...

Kitaptan size bahsetmek, konusunu ve olayların bir parçasını anlatmak isterdim ama inanın, başlarsam durabileceğimi hiç sanmıyorum ve okuyup görmeniz, benimle aynı mutluluğu size yaşatacaksa tek kelime anlatmamayı tercih ederim. Bu kadar beğeneceğimi ve hızlı okuyacağımı bilseydim keşke, kesinlikle çooook daha önceden okurdum!

Not: Lütfen üçüncü kitap hızlı çıksın, teşekkürler.

Not 2: Tahminen bahsetmek istediğim 398492534 konunun hepsini atlamışımdır, mazur görün. Hayranlıktan insan oturup doğru düzgün bir yorum yazamıyor ki! Neyini ortaya çıkartacağım? Kitap mükemmel.

18 Aralık 2015 Cuma

Adı: Tearling Kraliçesi
Orijinal Adı: The Queen of Tearling
Yazarı: Erika Johansen
Yayınevi: Doğan Kitap
Sayfa Sayısı: 454
Goodreads Puanı: 3.98
Seri: The Queen of Tearling
Format: Karton Kapak
Puanım: 4/5

"Ya halkı kazanırsın ya da tahtı kaybedersin!"

Sürgünde büyüyen Prenses Kelsea Raleigh Glynn, on dokuzuncu yaş gününden sonra vârisi olduğu tahta geçmek için doğduğu kaleye doğru tehlikeli bir yolculuğa çıkar. Okumaya ve bilgiye tutkun Kelsea, tecrübesizdir, ama savunmasız değildir. Boynunda sihirli güçleri olan Tearling safiri vardır. Yanında da bir grup cesur muhafız... 

Kelsea, hiç tanımadığı bir halkın ve yoksulluğun pençesinde kıvranan bir krallığın başına geçecektir. İlk yapması gereken muhafızlarının sadakatini kazanmak, ikincisi ise halkın güvenini sağlamaktır. Bunun için tehlikeli bir yola başvurur: Komşu Mortmesne ile yapılan anlaşmayı bozar. Ve bu durum, Mortmesne'in zalim hükümdarı Kızıl Kraliçe'nin intikam duygularını açığa çıkarır. 

Kelsea'yi şimdi kendini keşfedeceği ve zorlu sınavlardan geçerek bir efsaneye dönüşeceği bir yolculuk bekliyor.

Tabii hayatta kalabilirse...

Bu kitabı o kadar uzun süredir istiyordum ki... Sonunda edinmiş ve okumuş olmak gerçekten büyük bir tatmin veriyor bana o yüzden. Kitapla ilgili birkaç farklı düşüncem var, hepsini de sırayla açıklayacağım ama önceden minik bir uyarı: Kitabı düzgünce yorumlayabilmem için olup biten bazı olaylardan bahsetmem gerekiyor. Spoiler vermemek için elimden geleni yapacağım, orası ayrı. Kocaman bir spoiler vardır uyarısı eklemeye gerek görmüyorum, o kadar derine inmem herhalde. ^-^

İki üç günde bitirdiğim, son derece akıcı ve hızlı okunan, yeri geldiğinde biraz sıksa da genel olarak okurken de bayağı eğlendiğim bir kitap oldu Tearling Kraliçesi. Bana göre biraz yavaş başlıyordu kitap ve birkaç yerde çok saçma olduğunu düşündüğüm şeyler yaşandı, bunlar da en başta olunca insan ister istemez sinirleniyor. Birçok kere kitaptaki insanların akıllarını sorguladım; en zeki ve korkulası görmemiz gereken karakterler bile bana son derece aptal gelen şeyler yapıyordu. İnsan çıldırıyor.

Ama kitabın en büyük aptallığı bence ana karakterde. Şöyle ki, kızı zamanında Keep'ten (Tearling kraliyet ailesinin falan kaldığı yer), güvende olsun, dayısı onu öldüremesin diye kaçırıyorlar ve 19 yaşına gelene kadar eğitiyorlar (Tearling'de tahta 19 yaşında çıkılıyor) fakat kimse durup da demiyor ki, "Bu kızın ülkesi ve annesiyle (eski kraliçe) ilgili şeyleri de bilmesi lazım, bilmezse doğru kararlar alamaz, hadi bunları ona öğretelim". Aksine, herkes bu bilgileri kızdan saklamak ister gibi... Ki bu da çok mantıksız! Kız kendi tarihini bilmeden nasıl bu tarihin üzerine bir şeyler inşa edebilir ki? Ülke gerçekten rezil durumda ve kraliçe olacak kişinin bunları bilmesi lazım sanki?

Onun dışında, kitabın beni rahatsız eden tek bir şeyi daha vardı, o da şuydu: Bu insanlar günümüzü baz aldığımız bir tarihten gelecekte yaşıyorlar ama aynı zamanda orta çağda gibiler, yani teknolojileri falan filanları pek yok, bir "Geçiş"ten bahsediliyor ama bu durumla ilgili de çok bilgi yoktu. Bunun nedeninin iki olasılığı var: Ya yazar bunları kurgulayamamış ve kurguda boşluklar var ya da ana karakterin bunları bilmemesi nedeniyle bize de söylemedi, Kelsea'yle birlikte öğreneceğiz. Umarım ikincisidir ve ikinci kitapta açıklığa kavuşur her şey çünkü ilki olursa gerçekten üzülürüm.

Kitapta elbette favori karakterlerim Fetch ve Gürz'dü. Fetch, kimsenin hiçbir şekilde yakalamayı başaramadığı bir Hırsızlar Kralı. Kimse neye benzediğini bilmiyor ve oldukça uzun bir süredir krallığa korku saçıyor. Aynı zamanda - elbette - kızın az çok bir ilgi duyduğu kişi olmasıyla biliyoruz biz okurlar onu. :') Normalde olsa çok da ilgimi çekecek bir karakter değil sanırım fakat kızın gözlerinden gördüğümüz için etkilenmemek elde değil. (Öyle çok bir şey yok ha, yanlış anlamayın. Kitapta aşk "yok".) Gürz ise, Kraliçenin muhafızlarının başı, aynı zamanda Kelsea'nin danışmanı gibi bir şey. Kararlar almasında ona yardım ediyor ve bazen onu engelliyor bile, ki bu garip çünkü aslında kraliçenin önüne geçememeli. Ama Kelsea onu dinliyor ve ona çok güveniyor. Kitap boyunca aldığı kararlar, yaptığı yönlendirmeler gibi şeyler nedeniyle aslında ben de bu karakteri son derece sağlam buluyorum.

Kızın öyle aşırı güzel bir kız olmaması bence büyük bir artı kitap için. Annesi için güzeller güzeli deniyor ama Kelsea kitapta birkaç yerde "basit", "sade" ve "sıradan" olarak tanımlanıyor. Aşırı güzel bir kız olmaması bence çok uyuyor çünkü zekası, cesareti ve iradesiyle ön planda olan bir karakter. Bilinmeyenin içine kararlı bir şekilde atılıyor, sonuçlarının kötü olacağını bile bile bir şeyler değiştirmeye ve bu değişiklikleri iyi yöne çekmeye çalışıyor, ülkesi ve halkı için gerçekten çabalıyor. 

Kitabın en sevdiğim yanlarından biri sanırım, her bölüm başında, sanki bütün bunlar olmuş bitmiş de üzerine tarihçiler veya yazarlar yazı yazmış gibi paragraflar vardı. Çeşitli yazarların çeşitli kitaplarından alıntılar gibi altına yazar ve kitap adı not düşülmüştü. Bence bu kitaba gerçeklik payı katıyor. (Ama aynı zamanda insan okurken şunu biliyor: Kelsea ve yaptıkları birkaç yüz yıl geleceğe kalacak.)

Dileğim şu ki, ikinci kitap hızlı bir şekilde çıksın ve Fetch'i daha çok görelim! 454 sayfa olmasına rağmen, açıkçası bir 200 hatta 300 sayfa daha olsaydı okuyabilirdim bence. Gideri vardı yani. Konu uzatmalara girmediği sürece okunur yani. Aşk değil politikanın ağır bastığı ama aşkın sözünün verildiği bu tarz kitapları seviyorum sanırım ben ya. Bazı okuyucuların sevmemesi çok mümkün ama ben son derece beğeniyle okudum.

12 Aralık 2015 Cumartesi

Herkese yeniden merhaba!

Pilli Kütüphane aslında bunu bir etkinlik olarak değil de, "Ya ben bunu yaparım, yapmalıyım, yapacağım," tarzı bir yazı olarak paylaşmış ama; kendini delicesine zorlamayı seven biri olarak - bknz bu yıl okuyamayacağımı bilmeme rağmen 110 kitap hedef koymam - bunu yapmaya başlamasaydım gerçekten içimde kalırdı!

Yazısını buradan okuyabilirsiniz ama olayı ben de kısaca anlatayım - ki zaten çok da uzun bir yanı yok -. Olay şu: 15 günde bir, 10 kitaplık bir liste yapıyorsunuz ve bu listeyi tamamlamak için elinizden gelenin en iyisini yapıyorsunuz. Eğer o ilk 15'in sonunda listeden arta kalan kitap var ise, bir sonraki 15'lik döneme giriyor; bu da bir ayda 10-20 arası kitap okumak demek, yaklaşık olarak en azından.

Ben de kitaplığına eklenen her kitap ile okuma listesi ve sıralaması değişen biri olduğumdan, bir de işin böylesini demek istedim. İşte, o liste! Ahaha. (Gerçi bu sefer bugünden itibaren başlayacağım için 15 değil, 17 gün olacak ama iki gün nedir ki?)

1. Çocukluğun Sonu, Arthur C Clarke, İthaki Yayınları (256 sayfa)
Ya, bu kitabı Alican bana ilk bahsettiği andan itibaren delicesine merak ediyorum, o yüzden ilk sıraya koymazsam ol-maz! 

2. Sondan Sonra, Amy Plum, Akılçelen Kitaplar (328 sayfa)
Olimpos Günceleri olarak turunu yapacağımız bu kitabı gerçekten ÇOK merak ediyorum ama asla Çocukluğun Sonu'nun önüne geçemez. :P

3. Konuş Benimle, Laurie Halse Anderson, GO! Kitap (304 sayfa)
Zavallıcığım, aslında ben buna başlayalı iki gün oluyor fakat elime Çocukluğun Sonu geçtiği için pabucu biraz dama atıldı. (Hayır, hayatımı ÇS üzerinden düzenlemedim. -,-) Gerçi herkes çok beğeniyor, tahminen ileri attığım için pişman olabilirim. Özellikle Irmak'ın beğenisinden sonra aşırı merak ediyorum.

4. Kağıt Ev, Carlos María Domínguez, Jaguar Kitap (94 sayfa)
Tamamen Alican'ın önerisi, kitapla ilgili pek bir fikrim yok o yüzden. Ama hoş bir şeye benziyor. ^-^

5. Tearling Kraliçesi, Erika Johansen, Doğan Kitap (454 sayfa)
Bu kitabı o kadar uzun süredir merak ediyorum ki, anlatamam! Çevrildiğini duyduğumdan beri ekitap okumamak için kendimi tutuyordum, sonunda da kavuştum. Yaşasın!

6. Son İmparatorluk, Brandon Sanderson, Akılçelen Kitaplar (544 sayfa)
Brandon Sanderson'ın okuduğum ilk kitabı olan Ritmatist bittiğinden beri Akılçelen'den çıkan diğer kitaplarını delicesine merak ediyordum, o yüzden bu listeye eklemeseydim asla içim rahat etmezdi! Aslında listeyi bu kitapla başlatıp bununla bitirmek gerekiyor - malum kitabın boyutları ve yazılarının küçüklüğü - ama ben inanıyorum ki, hem bunu okuyup hem de listeden en az üç kitap bitirebilirim!

7. Eşekarısı Fabrikası, Iain Banks, Koridor Yayınları (256 sayfa)
Bu da geçtiğimiz ay içerisinde elime geçen ve aşırı merak ettiğim bir kitap. Bugün yazarın konusu Kayıp Rıhtım Tartışıyor'da geçtikten sonra daha da bir meraklandım doğrusu. (Yayında sürekli tanımadığım isimler havada uçuştu, tanıdığım bir şey duyunca heyecanlandım; hep bundan oldu.)

8. Kıyamete Bir Milyar Yıl, Arkady Strugatsky & Boris Strugatski, İthaki Yayınları (152 sayfa)
Bulmak için bütün Kadıköy'ün altını üstüne getirdiğim yegane kitap... Okumak için sabırsızlanıyorum!

9. Yokyer, Neil Gaiman, İthaki Yayınları (371 sayfa)
Buna bir açıklama gerçekten gerekiyor mu?

10. Bayan Peregrine'nin Tuhaf Çocukları, Ransom Riggs, İthaki Yayınları (400 sayfa)
Öyle uzun süredir okumaya niyetleniyorum ki! İkincisi gelsin, öyle okuyayım dedim ama ikincisinin geleceği yok; bize kitaba başlamak düşer...

Öncelikle yeniden belirteyim; bu listeyi tamamlayacağıma dair bir inancım yok. Bence 15 gün içerisinde 10 kitap son derece ütopik, hele benim gibi deli iş yükü olan bir okulda, 11. sınıf öğrencisi iseniz fakat denemekten zarar gelmez ve eğlenceli olabilir kendimi sınamak! Ayrıca değişmeyen bir listemin olması - gelecek 15 gün için - bana iyi gelebilir, sürekli "Şimdi ne okusam?" derdi yaşamaktan bıktım, usandım, yeter vallahi.

Ha bir şey daha, bu etkinlik için bir Goodreads listesi oluşturdum, buradan o listeye giderek kitaplarda, okumalarımda ve puanlamalarımda ne durumda olduğumu kontrol edebilirsiniz. (Gerçi bunu yapmak isteyen olur mu emin değilim. Yine de düzenli olmak iyidir.) Bu listeyi her 15 günde bir, yani liste ile birlikte yenileyeceğim. Öyle yani.

Bana iyi okumalar! Ahaha.

10 Aralık 2015 Perşembe

Herkese merhaba!

Aslında bu yazıyı yazmayacaktım - yani tarihe bakar mısınız? fuar bir ay önceydi - ama nedense bugün bilgisayar başına oturunca, canım biraz fuardan aldığım kitaplardan bahsetmek istedi! Ayrıca geçen seneki yazıma bir baktım da, bu sene daha yazmazsam bir daha yazmayacağımı fark ettim. (Yazmazsam da pişman olurum, eminim.) 

Bu sene fuara on kitap alma hedefiyle gitmiştim. Şaka yapmıyorum. ON. Artık bu fikri hangi kafayla ortaya atmıştım inanın bilmiyorum ama gerçekten planım ON, en fazla da ON BEŞ kitaptı. Tabii ki de bunu başaramadım. Şaşırdınız mı :) Ben şaşırmadım :)) - gerçi aldığım kadar çok kitabı nasıl aldım, hala merak konusu. o kadar param yoktu ki benim! -.

İlk olarak İthaki'den yaptığım alışveriş ile başlayacağım sanırım çünkü kesinlikle mükemmel ötesi! Buradaki kitapların her birini okumak için çok heyecanlıyım gerçekten ve içlerinden birkaçını okudum bile! Kaç para ödeyip çıktığımı inanın hatırlamıyorum ama her bir kuruşuna değmiştir, kesinlikle. Yine olsa yine yaparım! dediğim alışverişlerimden oldu bu.

Aralarında okumak için sabırsızlandıklarımın başını Amerikan Tanrıları çekiyor ama kitabın editörüyle yaptığımız bir konuşmada - aslında Alican'la o an konuşmamızın nedeni kitabın editörü olması değildi ama yine de önemli bir detay - bana şimdi değil, bir ya da iki yıl sonra okursam daha çok seveceğimi söylemesi üzerine bekletiyorum. AMA çok da bekleyebileceğimi sanmıyorum çünkü şu sıralar tam bir Neil Gaiman canavarı gibi hissediyorum kendimi. İlk defa fuardan aldım kitaplarını ve gördüğünüz üzere hepsini topladım geldim gerçekten. :D Yolun Sonundaki Okyanus ve Mezarlık Kitabı okundu bile. Hatta fuardan aldığım kitaplar arasında ilk okuduğum Mezarlık Kitabı oldu. (Harika kitap, herkese öneririm.) Yıldız Tozu'nu bir arkadaşıma hediye ettiğim için yakın zamanda okuyamayacağım gerçi. (Herkes Nail Gaiman okumalı hareketi kapsamında. - ayrıca doğum günü hediyesiydi).

Muz BeyazıBütün Ölülerin Derileri Aynıdır, Vorace'in Yeteneği ve İvan İlyiç'in Ölümü de okuduklarım arasında. Kısacası ben İthaki'den aldığım kitapları son derece hızlı bir şekilde yiyorum, arkadaşlar. Vorace'in Yeteneği Alican'ın önerisiyle okuyup genç yaşıma (:P) kaybettiğim bir roman oldu, onu birkaç yıla yeniden okuma planlarım var.

Suat Derviş'in Çılgın Gibi'sini almamdaki en büyük etken Filiz (Pilli Kütüphane) oldu, kendisi bana Burak abinin ona yaptığı baskıyı anlattı ve kesinlikle okumam gerektiğini söyledi, ben de Filiz'in beni tanıyor olmasına ve kitap zevkimi biliyor olmasına (ve tabii Burak abinin kitap zevkine) güvenerek aldım! Eğer bu kitabı okumuş birileri varsa aranızda düşüncelerinizi merak ediyorum. ^-^

Bir sonraki yayınevimiz elbette Yabancı! Bu yayınevini de çok sevdiğim ne kadar da belli oluyor... Aslında almak istediğim birkaç kitap daha vardı ama unuttum. :( Unutmasaydım burada bir-iki kitap daha fazla olacaktı! (Mesela Başka Dilde Aşk) Aralarından henüz sadece Lola ve Komşu Çocuk ile Devrimin Kızı'nı okudum, Lola'nın yorumunu blogumda bulabilirsiniz. ^-^

Aralarında Başmeleğin Öpücüğü, Ruhumdaki Canavar ve Ada açık ara en merak ettiklerim ama Lonca Avcısı'nı birkaç kitabı çıkana kadar bekletme kararım nedeniyle yakın bir zamanda okuyamayacağım. (Mümkünse maraton şeklinde okumak istiyorum da :D) Dokuz Gün tamamen Minel (Bookbloggersdoitbetter) tarafından önerildiği için aldığım bir kitaptı. Pek ilgimi çekmiyordu ama Minel'in beğenisine güvenim tam :D Aynı şekilde Sonsuza Kadar Benim'i de Minel'le beraber aldık, bir ara da beraber okuruz herhalde ^-^

Pegasus alışverişim ne yazık ki fazla basit ama fiyatlar el vermiyor ki arkadaş! Bunlara bile o kadar çok para ödedim ki, içim acıyor ama ne yapalım, çok güzeller. Eve serisinin ikinci kitabını almadım çünkü Eren (Saklama Kabı) onda iki tane olduğunu ve birini bana gönderebileceğini söylemişti fakat tabii ki de hala göndermedi canım arkadaşım :') Ayrılık ve Ateş hala başlamadığım ama çok merak ettiğim iki serinin ikinci kitapları, bulmuşken alayım kafasına aldım. Uyumsuz Bir Genç Kızın Anatomisi ise merak ettiğim ve aslında ekitap olarak okuyacağım bir kitaptı, sonra bir baktım Pegasus basıyormuş! Benzer bir durum Me and Earl and the Dying Girl'de de olmuştu... Pegasus'un zihnini okuyorum, arkadaşlar. :D

ON8'den sadece Çıplaklar'ı aldım, aslında bir kitap alma planım yoktu oradan fakat Işıl (bronzehel) ve Ecenur (Demeter'in Güncesi) ile bu standın önünde durduğumuzda hepimizin ilgisini bu tek kitap çekti. Sonuçta beraber almış olduk ^-^ Zaten 10tl'ydi.

Buz Kapanı'na sonunda kavuştuğum için ne kadar mutluyum anlatamam! Yorumunu blogumda bulabileceğiniz gibi çıktığında Ateş Çemberi'ni de alabilirsiniz, hiiiiç itiraz etmem gerçekten :') [Fuar nedeniyle iflas ettim, alamıyorum.] Parodi'de de tüm kitaplar 10tl'ydi, hiçbir şekilde cüzdanınız ağlamıyordu yani. Aslında bir kitap daha vardı almak istediğim de, sonra unuttum... Bu unutkanlığa çare yok mu arkadaş!

Markus Zuzak setini komple 10tl'ye satıyordu Martı ve tabii ki de duyduğum gibi koşup aldım! Bir süredir okumak istediğim bir yazardı ve aslında bende Kitap Hırsızı da var fakat bir türlü denk gelemedi. Bu setin olayı şu ki, bir arkadaşım geldi ve aldığı kitapları gösteriyordu, sonra bu seti aldığı fiyatı söyledi ve birden oradaki herkes (ben de dahil) Martı'ya doğru koşuyorduk... (Gerçi Martı çok yakındı ama olsun :D)

Ephesus'tan da bu iki kitabı almasaydım olmazdı. Öncelikle Zeynep beni keserdi ve Kan Kırmızı Yol'u da deli gibi merak ediyorum uzun süredir! Bunun da ekitabı vardı ama ekitaplar çok sıkıcı şeyler bence. :P

Küllerin Dansı, Varis, Bay Ruffles ve Aşk-ı Kıyamet hep bir şekilde tanıdığım, değer verdiğim ya da vermiş olduğum ve bana kitaplarını hediye edecek kadar tatlı insanların! Büşra Doğa Yıldız'ın kitaplarını bir süredir okumak istiyordum zaten, Bir Bebek Daha'yı imzalatmaya gittiğimde (fuardan önce ona çantasına bir Varis koydurtmuş olabilirim) Varis'i de kaptım :) - bir arkadaştan ad soyad bahsetmek ne garip - ve Büşra Çivicioğlu ablamın kitabını da ondan alamasam da, edindiğim için gerçekten mutluyum. Bir ara okumak istiyorum gerçekten hepsini hepsini! Kenarda köşede kalan, yarım çıkmış zavallı kitap da Kızıl Kontes.

Hediye demişken orada gördüğünüz Me and Earl and the Dying Girl bana Baldanberi'den Gizem'in hediyesi! Kız Fransalardan gelmiş ve gelirken bana kitap getirmiş, inanabiliyor musunuz? Bu kızı yememek elde mi?!?!?!?!

Tatlı Hesaplaşma ve Ritmatist yine alıp okuduğum kitaplardan, Doğan Egmont kitaplarını 10tl'ye sattığından bu iki güzelliği (İyilik ve Kötülük Okulu ile Ritmatist) alırken hiç içim acımadı. Ritmatist gerçekten mükemmeldi, eğer okumadıysanız öneririm! Brandon Sanderson okumak isteyenlere hafif bir başlangıç olabilir - bana kesinlikle öyle oldu -. Ayrıca Tatlı Hesaplaşma'nın da yorumunu yaptım ^-^

Genel olarak aldığım her şeyi bir yerde toplamak gerekirseeeeee:

Geçen seneki fuardan çok da farklı olmayan bir fuar geçirdim denebilir. Yine 50 kitapla döndüm eve... Gerçi geçen sene daha az görünüyordu, neden bu sene böyle duruyorlar anlamadım :D O yazıyı okumak için tık tık.

Bu seneyle ilgili tek pişmanım sanırım Epsilon ve Artemis'ten alışveriş yapmamış olmak, bir de İthaki ile Yabancı'da hala almak istediğim kitaplar var...

7 Aralık 2015 Pazartesi

Adı: Buz Kapanı
Orijinal Adı: Never Fade
Yazarı: Alexandra Bracken
Yayınevi: Parodi Yayınları
Sayfa Sayısı: 552
Goodreads Puanı: 4.38
Format: Karton Kapak
Seri: The Darkest Minds #2
Puanım: 4/5


Kabullen, uyum sağla, harekete geç. Turuncu… lider… Roo… Herkes farklı bir şekilde sesleniyor bana. Oysa bir tek ben gerçekte ne olduğumu Biliyorum: bir canavar. Ve şimdi beni bekleyen zorlu bir görev var: Virüsün kaynağını açık eden çok gizli Bir bilgiye ulaşmak… Ve bu… bir zamanlar bana nefesim kadar yakın olan birinin ellerinde… Şimdi bir tercih yapmak zorundayım. Ya kalbimi özgür bırakacak ya da Karanlık zihinleri aydınlığa Kavuşturacağım… 


İLK KİTABI OKUMAYANLAR İÇİN SPOİLER NİTELİĞİ TAŞIYABİLECEK ŞEYLER ANLATIYORUM
HATTA BUZ KAPANI'NI OKUMAYANLAR İÇİN BİLE SPOİLER SAYILABİLECEK ŞEYLER VAR
UYARMADI DEMEYİN :P
UYARILDINIZ

Sanırım yorumuma başlamadan önce minik bir itirafta bulunmalıyım...

İlk kitabı son derece yarım yamalak hatırlayarak başladım bunu okumaya. Kitabın sonunu hatırlıyor sayılırdım ama ortalarındaki genel olaylar neredeyse hiç yoktu. Clancy'i ve East River'ı ve hatırlamam gereken ana karakterleri - Ruby, Liam, Chubs ve Zu - hatırlıyordum denebilir sadece. Kitabın sonunda Ruby'nin Birlik'le anlaşma yaptığını ve Liam'ın hafızasından kendini sildiğini... Belki hatırlamama yardımcı olur diye oturdum, kendi Karanlık Zihinler yorumumu okuyayım dedim fakat spoiler vermemek adına o kadar üstün körü anlatmışım ki, hiçbir şey hatırlatmadı açıkçası. Başka yorumlar okumaya da sabrım yoktu, o yüzden kitaba bir nevi bodoslama daldım.

Gerçi bu benim için pek sorun teşkil etmedi çünkü kitabın büyük bir bölümünde gördüklerimiz ilk kitaptan bağımsız ilerliyor zaten. Çoğunlukla Ruby'nin Birlik'le olan hayatını okuyoruz. Kitabın o ilk 200 sayfası boyunca sağdan soldan Liam'ın veya Clancy'nin fırlamasını beklediğim doğrudur. Tanıdık bir şeyler görmek istiyordum. Rob ve Cate dışında yani... (Gerçi onları da kitap ilerledikçe hatırladım, tıpkı renklerde olduğu gibi, parça parça geldiler. Evet, başlarken hangi renk ne yapar, onu bile hatırlamıyordum ve tek hatırladığım Ruby ile Clancy'nin turuncu olduğuydu. - ki bunun kendi trajedisi var çünkü Clancy bir psikopat çıkmadan önce ben o ve Ruby'nin bir ilişki içine girmesini deli gibi istiyordum -.)

Alexandra Bracken'ın anlatımını seviyorum açıkçası. Çoğu insan kitapta çok sıkılmış ve uzun sürelerde okumuş olsa da, ben bu kitaba başladım, iki gün sonra bitirmiştim. Başlarında pek aksiyon yoktu evet ama belki ilk kitabı yarım yamalak hatırladığımdan belki de bu kitabın yapısı gereği, seriye yeniden başlıyormuş gibi hissettim kendimi. Tahminen ilk kitapta görmediğimiz yerleri ve kişileri gördüğümüzden, karakterlerle bir nevi yeniden tanıştığımızdan böyle hissetmişimdir. (Ve eğer insanlar bu konuda pek sabırlı davranamamışsa anlarım, onların yerinde olsam ben de sıkılabilirdim sanırım.) Ama değildim ve sıkılmadım!

Tıpkı ilk kitap gibi, Buz Kapanı da sonsuz bir koşuşturma içinde geçiyordu. Ülkenin bir noktasından ötekine, bir görevden bir diğerine, bir plandan bir başkasına koşup duran bir grup çocuk... Bu seferki ekip biraz daha farklı olsa da, yarattığı etki aynıydı. Bazı sahnelerde öyle heyecanlandım ki, betimlemeleri atlayarak olaylara odaklanmış olabilirim... bu yüzden birkaç kısmın çok hızlı geçildiği hissine kapıldım ama tahminen sadece ben okurken fazla hızlı geçtim oraları. Onun dışında kitapta sanırım beni rahatsız eden tek bir şey vardı - kitaba beş vermemi engelleyen yegane şey - ve oda şu ki:

Karakterlerimiz sürekli sürekli kendilerini yakalatıyorlar. Tek birine de değil. İmkansızlıklarla dolu bir esaretten ötekine zıplayarak ilerliyor gibi olmaları hiç hoşuma gitmedi. Spoiler olacağı için aslında söylemek istemiyordum ama uyarımı yaptığım için biraz daha rahatım. Önce Birlik, sonra sahte East River, sonra arada bir yerde Ruby Rob tarafından yakalanıyor, falandı, filandı derken bir türlü rahat edemediler yahu! Tamam, rahat etmelerini beklemiyordum elbette ama bu denli bir yakalanma döngüsü de sıkıcı oldu biraz... İlerleme kaydedemiyorlardı ki.

Cole karakterini şahsen sevdim ve Liam'ın ağabeyiyle neden anlaşamadığını da deli gibi merak ediyorum. Cole & Ruby çiftini bir ara destekledim - tabii o ara Liam görünürlerde yoktu ama o ilk kitapta varken de Clancy & Ruby destekliyordum -. AMA ELBETTE HİÇBİR ŞEY OLMADI. (Niye şaşırıyorum ki!?)

Bir de, Ruby kitap boyunca Clancy'i ve onun kendisine öğrettiklerini, o ile arasındaki farkı, kendisinin bir canavar olup olmadığını düşünüp durdu. Yeri geldi Clancy'nin ona öğrettiklerine sövdü, yeri geldi onları kullandı ve onlara minnettar oldu. Bir konuda anlaşalım: Eğer ilk kitapta Clancy, Ruby'i eğitmemiş olsaydı bu kız bu günlere gelemezdi. Gerçekten gelemezdi. Tamam, sonrasında kendini çok geliştirmiş olabilir fakat ona o temeli veren Clancy'di. (Her ne kadar Ruby bunu istemese de.) Psikopat olabilir ama kıza bilinçsizce yardım etti mi? Evet.

(Bunu netleştirdiğimize göre devam edebiliriz diyeceğim de, aklıma diyecek başka bir şey gelmiyor. Yani geliyor da, delicesine spoiler vermek de istemiyorum. Yani verdim tabii ama uyarı yaptıktan sonra bile spoiler seviyesini belli bir noktada tutmak önemli.)

Kitabın sonu elbette yine meraklı bir yerdeydi ve ben ÜÇÜNCÜ KİTAP İÇİN ÖLÜYORUM. Ama fuar geçeli bir ay olduğundan ve kitap alacak param olmadığından tahminen çıktığında alamayacağım... ve çıkmasına 10 gün falan var, sadece! Eğer yılbaşı hediyesi olarak almak isterseniz vallaha da hayır demem :3 (şaka bir yana, kitabı cidden alıp okumalıyım çünkü bu sefer araya zaman girsin istemiyorum.)

5 Aralık 2015 Cumartesi


Adı: A Court of Thorns and Roses
Yazarı: Sarah J Maas
Sayfa Sayısı: 416
(Yurtdışı baskısı.)
Goodreads Puanı: 4.30
Seri: A Court of Thorns and Roses
Türkiye Yayın Hakları: DEX
Çıkış Tarihi: Belirsiz

On dokuz yaşındaki avcı Feyre ormanda bir kurdu öldürdüğünde, canavara benzeyen bir yaratık karşılığını talep etmek için geldi. Sadece efsanelerden duyduğu hain, büyülü topraklara götürüldüğünde Feyre, onu esir alanın bir hayvan değil de, Tamlin olduğunu keşfetti; bir zamanlar dünyayı yönetmiş olan ölümcül, ölümsüz perilerden biri.

Feyre onun konağında ikamet ettiği sürede, Tamlin'e olan duyguları buz gibi düşmanlıktan, Perilerin güzel ve tehlikeli dünyası hakkında ona söylenen her bir yalanı ve uyarıyı yakıp geçen alev alev bir tutkuya dönüştü. Fakat kadim, kötü bir gölge peri topraklarının üzerinde büyümekteydi ve Feyre ya bunu durdurmanın bir yolunu bulacak ya da Tamlin'i - ve onun dünyasını - sonsuza dek lanetleyecekti.

New York Times ve USA Today çoksatan yazarı Sarah J Maas'ın kaleminden gelen, aşkı, macerayı ve peri ilimini şu ana kadarki en unutulmaz hikayesinde birleştiren baştan çıkarıcı ve nefes kesici yeni bir roman.

Çeviri athenaninguncesi.blogspot.com adresine aittir.

3 Aralık 2015 Perşembe

Adı: Tatlı Hesaplaşma
Orijinal Adı: Sweet Reckoning
Yazarı: Wendy Higgins
Yayınevi: GO! Kitap
Sayfa Sayısı: 440
Goodreads Puanı: 4.38
Seri: The Sweet Trilogy #3
Format: Karton Kapak
Puanım: 2/5

İNANCINA SARIL
Vakit gelmiştir. Savaş artık kapıdadır. Kalbi duru bir Nefilin yeryüzünü iblislerden temizleyeceğine dair kehanetten haberdar olan Dükler, Anna’nın peşine düşmüştür. Anna, hem kendi soyunun hem de tüm insanlığın kaderini belirleyecek olan hesaplaşma gününe kadar saflığını muhafaza etmek zorundadır. İblisleri cehenneme geri gönderecek olan Erdem Kılıcı’nı kullanabilmesi buna bağlıdır. Ama peşindeki iblisler ve yanı başındaki Kaidan Rowe ile işi hiç de kolay değildir. Anna ne pahasına olursa olsun, saflığını ve inancını koruyarak hayatta kalmalı ve iblislerle kozlarını paylaşacakları bu görkemli savaşa öncülük etmelidir.

Aslında bu kitap hakkında çok konuşamayacağım. Seriye büyük bir beğeniyle başlamış biri nasıl bu konuma geldi, inanın ben de bilemiyorum ama serideki kitaplara verdiğim puanlar resmen orantılı bir şekilde düştü - diyeceğim ama yalan olacak, öyle olabilmesi için bu kitaba 1 vermem gerekirdi -. Ya şöyle ki, kitabın dilidir, karakterleridir, olayların olmayışıdır; hepsi sanırım tüm seri boyunca aynıydı fakat ilk kitapta her şeyi daha tanıma aşamasında olduğumuz için çok da umursamamıştım.

Ama bu son kitaptı. Seri bunda sonlanacaktı ve sonlandı da. Keşke aradığımı bulabilseydim. Tüm bu seri boyunca önemli olaylar hep oldu bittiye getirildi bence, en önemsiz olaylar - mesela basit bir market yolundaki konuşma - uzatıldı da uzatıldı. Bütün kitap koca bir uzatmaydı bence. Kitabın birçok noktasında o kadar gereksiz olaylar vardı ki! Spoiler vermek istemiyorum, o yüzden üstün körü bahsedeceğim ama kitabın ortalarına doğru Anna ve Kaidan arasındaki olay... Bence tam bir saçmalıktı. Okurken ağzım açık kaldı gerçekten. Yazar aksiyon katmaya bu kadar uğraşmasaydı belki daha hoş olabilirdi çünkü aksiyonlu her sahne zaten çok basitçe geçilmişti.

Ya da kitabın en sonuna ne demeli? Ben okurken "Eee, bu kadar kolay mıydı yani?" demekten alamadım kendimi. Bu kadar kolay mıydı bütün bunları çözmek? Hayır bu kadar kolaydıysa, neden üç kitap boyunca uğraştırdı ki bizi yazar? Ne gerek vardı üç kitaba? Bir tane, bilemedin iki taneyle rahat rahat halledebilirdi işini. İkinci kitap nasılsa üçüncü kitap da bence öyle. Aksiyon az buçuk var, olanı da işleyememiş yazar zaten...

Düşünüyorum da, acaba ilk kitabı bana sevdiren neydi? (Bulamadı.)

Karakterlerle ilgili bir şey demeyeceğim çünkü hepsi diğer iki kitaptakinden çok da farklı değillerdi bence, yani en azından hatırladığım kadarıyla. Öyle bahsetmeye değer bir değişiklik göremedim ben. Bir tek şeye üzüldüm, Marek karakterini biraz daha görebilsek iyi olurdu belki de. Neflerden zaten kızın ekibi hale gelmiş kesimi iyi tanıyoruz fakat diğerlerini ya isimsel olarak biliyoruz ya da bir iki sahnede görüyoruz. Marek karakteri ilgimi çekiyordu çünkü açık ve net bir şekilde Düklerin güvenini kazanmış birisiydi, kimin nesidir, nasıl o kadar güveniliyor görebilirdik bana sorarsanız.

Bir de, Marna ile Ginger arasında gerçekleşen kavgada Marna'nın nasıl bu kadar sakin olabildiğini anlayamadım ben. Detaylara girmeyeceğim ama gerçekten anlayamadım. Hani olup biteni düşünürseniz, o kızın o kadar sakin kalması ve kardeşinin çıldırıyor olması son derece anlamsızdı. Birbirlerini seviyor olabilirler diğer kişiyle ama yine de ve yine de, normal değildi Marna'nın tepkisi bence. (Gerçi hiç o durumda olmadım o yüzden belki de normaldi, bilemeyeceğim.)

Kitabın sonundaki "altı yıl sonraya gidiş" sahnesini de sevmedim. Yazar uzatmalara oynuyormuş gibi hissettirdi bana. Olmasa da olurmuş dedirtti. Hatta çok detaylı okumadım, sahneye sadece göz gezdirdim ve kitabı kapattım.

Ha, kitabın dili gerçekten akıcı ve son derece hızlı bir şekilde okuyabiliyorsunuz. Belki benden daha çok seversiniz çünkü ben bundan önce Kızıl Kraliçe okuyup epey sevmiştim, ondan sonra biraz sönük bir kitap geldi bana, ki zaten bundan önceki kitap olan Tatlı Tehlike'yi de o kadar sevmemiştim, düşününce bu kitabı da sevmemiş olmam ilginç değil. Ama serinin son kitabı olacağı için biraz beklentim de vardı. Keşke karşılansaydı. Ama hayırlısı ya. :D

2 Aralık 2015 Çarşamba

Adı: Kızıl Kraliçe
Orijinal Adı: Red Queen
Yayınevi: Pegasus Yayınları
Sayfa Sayısı: 392
Goodreads Puanı: 4.12
Seri: Red Queen #1
Format: Ciltli
Puanım: 4/5

İnsanlarin Kana Göre Sınıflara Ayrıldığı, Bir Düzen… Büyülü, Tanrısal Yetenekleriyle Diğerlerine Hükmeden Gümüşler, Onların Gölgesinde Hayatta Kalmaya Çalışan, Sıradan Kızıllar… İktidar Tehlikeli Bir Oyundur. Peki, Kazanmak İçin Ne Kadar Kan Kaybetmek Gerekir? Kanla Bölünmüş Bir Dünyada, Kazananı Belirsiz Bir Varoluş Mücadelesi…

Mare Barrow'un dünyasında kanın rengi, varoluşun biçimini belirlemektedir. Doğaüstü yeteneklerle donatılmış Gümüşler, köle gibi çalıştırdıkları ve savaşta ölüme gönderdikleri Kızıllara hükmetmektedir. 

Yoksul bir Kızıl kasabasında yaşayan on yedi yaşındaki Mare, talihsiz olaylar sonucu bir Gümüş sarayında çalışmaya başlar. Ancak Kızılların başkaldırı hareketini örgütleyen Kırmızı Muhafızlar'ın davasını ateşleyecek kıvılcımın kendi parmaklarının ucunda ol-duğunu fark edince bambaşka bir oyunun ortasında kalır. Yalanlar üzerine kurulu bir düzende Kızılların Gümüşlere, bir prensin diğer prense ve Mare'nin kendi kalbine karşı mücadele ettiği bu tehlikeli oyunda tek mutlak gerçek, ihanettir.
UYARI: KİTAPTAN SPOİLER İÇEREN ŞEYLER SÖYLEMİŞ OLABİLİRİM
EMİN DEĞİLİM
SONRASINDA GELİP "AAA EZGİ, SEN BÖYLE BÖYLE DEMİŞSİN AMA BEN KİTABI OKUMAMIŞTIM" DİYEN GÖRMEK İSTEMİYORUM
UYARILDINIZ
(BU RİSKİ ALANLAR OKUYABİLİR TABİİ)

Açıkçası bilgisayarın başında oturmuş, kitap hakkında ne diyebilirim diye düşünmekten bir türlü yorumu yazmaya başlayamadım. Kitap, hem kalın görünüyor (bunun nedeni Pegasus sayfalarının kalınlığı da olabilir tabii) hem de yazıları normalden biraz daha küçüktü. Hatta bunun sonucu olarak kitabı birkaç kere gözüme kadar sokmam gerekti. Fakat buna rağmen dün akşama doğru başlayıp bugün, derslerin bitiminden bir saat sonra falan kitabın sonuna gelmiştim. Karşımızda son derece akıcı ve sürükleyici bir kitap var, arkadaşlar!

Birçok kişi kitabı o kadar da beğenmemiş ve bunun nedenlerini anlayabiliyorum, birkaç kişi de kitabı Kızıl Yükseliş'e benzetmiş (fakat ben Kızıl Yükseliş'i hala okumadım - aslında Altın Oğul'u bekliyordum da, şu an sadece tembellikten okumuyorum - o yüzden karşılaştırma yapamayacağım). Kitabı bitiriş süremden de anlayabileceğiniz üzere ben kitabı sevdim. Çok sevdim.

Eksikleri vardı, yani benden tam puan almayı başaramadı ama bu kitabı çok sevmeme engel olmadı. Nereden başlasam bilemiyorum! Dediğim gibi, dili akıcıydı ve olay örgüsü sürükleyiciydi, bir sahnede oturup sıkıldığımı hatırlamıyorum. Birkaç kere ama "Neden hala bu kadar az okudum?" isyanı etmişliğim var, gerçi görebileceğiniz üzere sonraları toparladım okuma hızımı. :D

Karakterler genel olarak sevilesiydi bence, birkaç nokta hariç takıldığım pek bir şey olmadı. Klişelerden tamamen uzak diyemem kitap için ama mesela kitabın en başlarında Mare'nin Cal'le karşılaşması olay örgüsü içinde hiç sırıtmıyordu bana sorarsanız. Genelde bu tarz sahnelerde kafamı bir yerlere vurmak isterim çünkü fazlasıyla klişedir ama Kızıl Kraliçe bana bunu hissettirmedi. Mare karakterini sevdim mi sevmedim mi pek emin değilim, kitabın büyük bir bölümünü bence aptallık ederek geçirdi ama onun yerinde olsam daha zeki davranabilir miydim, bilmiyorum.

Cal çok eh bir karakterdi ki zaten kitap boyunca bence çok az görüyorduk, hem onu hem de Maven'i. Maven yapısı gereği Mare'nin hayatında biraz daha ön plandaydı ama bence ikisiyle de doğru düzgün bir iletişimi olamayacağı kadar azdı onların olduğu yerler. Ya da en azından ben öyle hissettim, iki kardeşi daha sık görebilseydik bence okuyucular olarak daha büyük bir bağlılık hissedebilirdik onlara karşı. Zaten kitabın sonundaki eksiklik buydu bence; Mare dışındaki karakterleri o kadar az görüyorduk ki, hiçbiri için üzülme şansımız olmadı. - en azından benim için durum bu -. Bu tarz, distopik-fantastik romanlarda genelde sonda büyük bir olay olur, o büyük olay da okuyucuyu büyük oluşuyla değil, içerdiği karakterlerle etkiler. Okuyucu karakterlere bağlanmıştır o noktaya kadar. Bende bu pek olmadı.

Ayrıca kitabın sonundaki bir başka olayı kitabın en başından beri tahmin ediyordum fakat insanların tahmin edemeyeceğini varsayarak detaylandırmak istemiyorum. Okuyanlar beni anlar diye düşünüyorum, kitabın sonunda öğrendiğimiz şey benim için hiç de sürpriz olmadı. (Ha bu tahmin edilebilirlik durumu beni rahatsız etmedi ve aksine mutlu oldum. Sadece bütün kitap boyunca "Bu doğru değildir, imkanı yok doğru olamaz," diye düşünmek yorucuydu... Gerçekten! Hehe.)

Cal'i pek anlamadım açıkçası. Başta iyi, nazik ve hatta arkadaş canlısıydı; sonlara doğru çıldırdı, kana susamış bir hale büründü ve kitabın en sonunda sadece... oradaydı? Yazarın bu karakterle neye ulaşmaya çalıştığını inanın anlamadım. Eğer klasik aşk üçgeni için vardıysa, kitapta bana sorarsanız aşk namına hiçbir şey yoktu. - Mare'nin erkeklerle yakınlaşmaları ve Kilorn ile olan varsayımsal ilişkilerini saymıyorum -. Cal sadece orada durması için yaratılmış bir karakter gibi geldi bana ve varlığı olan biri değildi benim için.

Maven'i daha çok sevmiştim, tabii burada bir geçmiş zaman eki var ama ne yaparsınız... Gerçi Maven'le ilgili durum beni hiç şaşırtmadı. Az önce dediğim gibi karakterlere bağlanamadığımdan kaynaklı olabilir bu fakat olan biteni uzaktan izliyor gibiydim, ki tüm kitabı neredeyse Mare ile birlikte yaşamıştım. O yüzden sonu biraz üstün körü yazılmış gibi geldi bana.

Bütün bu gümüş-kızıl çatışması ve Mare'nin içine düştüğü durum, ayrıca kitabın adına yapılan göndermeler çok hoşuma gitti. Bütün kitap boyunca "Acaba bir sonraki sayfada ne olacak?" dedim içimden ve bazı derslerde açıp birkaç sayfa okumamak için kendimi zor tutmam gerekti. Küçük fontlara rağmen kitabın içinde kayboldum, bile denebilir. Mare'nin gördükleri, öğrendikleri, karşı koymak zorunda olduğu her şey gerçekten hoşuma giden kısımlardandı. Zaten kitabın ana kurgusu benim favorilerimden biri - denebilir -. Güçsüzlükten gelen ama aslında güçlü olan kadın karakter ve doğuştan güçlü olan erkek karakter çatışmasını seviyorum. (Bunda çok ön planda olmasa bile.)

Ve kitap öyle bir yerde bitti ki, devamını nasıl getireceklerini pek düşünemiyorum. GERÇEKTEN. NE YAPACAKSIN VICTORIA? NE? Daha kaç kurşun sıkacaksın kalbimize!? (Kurşun yaraları hiç acıtmadı gerçi.)

Birkaç yerde bana şu ana dek okuduğum diğer distopyaları anımsattığı oldu. Kraliçedenemesi bana Seçim serisini - gerçi burada Gümüş'ler vardı sadece, Beni Seç'te her kasttan kız katılabiliyordu - ve Alttren (bunun ne olduğunu öğreneceksiniz okuyunca) bana Açlık Oyunları'nı düşündürdü. Eminim Kızıl Yükseliş okumuş olsaydım benzerliği bulabilirdim. Mare'nin diğer Gümüş'lerle antrenman yaptığı sahneler de biraz Uyumsuz'du. AMA bu beni hiç rahatsız etmedi, çünkü genç yetişkin distopya türü zaten birbirinden beslenen, üzerine koyarak gelişen ve ilerleyen bir tür bence. Bu bahsettiklerimin hiçbiri aşırı özgün şeyler değiller, yani bir başka kitapta onları andıran durumlarla karşılaşmak çok normal geliyor.

Onun dışında, kitapta birçok kere durup "Yahu, bu kitabı Onur abla çevirdi," diye düşündüm. Normalde bir kitap okurken, eğer çok sıkıntılı değilse, kimse oturup çevirmenine pek dikkat etmiyor. Ben etmezdim, en azından, fakat sonra Locke Lamora'nın Yalanları'nı okudum ve çeviri benim için bir tık daha önemli oldu. Hayatımda ilk defa oturup bir kitabın çevirmeni kim diye baktım. Bu kitabın çevirmenini tanıyor olmak beni her sayfada etkiledi, okurken "Acaba burada ne düşündü çevirirken?" diye kendi düşüncelerime daldım. Çeviride bir kere bile durup "Burası böyle çok sırıtmış," diye düşündüğüm de olmadı. Gerçekten çok başarılı bir çeviri olmuş, ellerine sağlık Onur abla!

Karakterlere geri dönmek gerekirse, Gisa ve Kilorn karakterlerini daha çok görebilmeyi isterdim. Gisa neyse de, en çok Kilorn'u görebilmek hoş olurdu, çünkü kızın bütün çocukluğunu beraber geçirdiği karakterler bunlar ve Kilorn ile üstü kapalı, orada olduğunu varsaydığım ama pekala olmamış olabilecek bir gönül olayları vardı. Detaylandırılabilirdi kesinlikle. Gerçi birçok şey detaylandırılabilirdi ama kitapta sürekli bir şeyler olduğu için, detaylandırmak kitaba en az 100 sayfa daha eklemek olurdu sanırım. 

Ayrıca kitabın kapağı çok mükemmel değil mi?

1 Aralık 2015 Salı

Bu Sonbahar Neler Okudum? - 2015

Şu sıralar bırakın video düzenlemeyi, kamera karşısına geçecek enerjiyi bile bulamıyorum kendime ve aklımın bir köşesinde "Bunu video olarak yapabilirim," düşüncesinin bulunması da beni buradan, blogumdan, son derece uzaklaştırmış, bunu fark ettim üzülerek. Geçen ay okuduklarımı bloga yazmadım, video olarak da yapmadım, eee, ne yaptım? (Hiçbir şey, eğer Instagram'a yazmak sayılmıyorsa.)

Ben de dedim ki, madem böyle bir yorgunluk ve üşengeçlik arasında gidip geleceğim, bari bir şeye sadık kalayım (bu da blogum, bir tanecik blogum). O yüzden oturdum, hem kendim görmek istediğimden hem de listelerde çok eksik kaldığımdan, Sonbaharda Okuduğum Kitapları bir araya toplayayım dedim! (Bundan güzel video olurdu, doğrusu. Ahaha.)

Eylül 2015


Okunan kitap sayısı: 4
En uzun kitap: Kuzenler (330 syf.)
En kısa kitap: Ah'lar Ağacı (73 syf.)
Toplam sayfa sayısı: 823

1) Ah'lar Ağacı, Didem Madak, Metis Yayınları
Puanı: 4/5
2) Kuzenler, Ceylan Naz Baycan, Artemis Yayınları
Puanı: 3/5
3) Ozan Beedle'ın Hikayeleri, J.K. Rowling, YKY Yayınları
Puanı: 5/5
4) Amnezi, Jennifer Rush, Pegasus Yayınları
Puanı: 3/5

Not: Okuduğum sıraya göre yazmıyorum.

Ekim 2015


Okunan kitap sayısı: 11
En uzun kitap: Yaz Kılıcı (568 syf.)
En kısa kitap: Ciddi Olmanın Faydaları (76 syf.)
Toplam sayfa sayısı: 3824

1) Komplo, Ursula Poznanski, Pegasus Yayınları
Puanı: 4/5
2) Kırmızı Eldiven, Holly Black, DEX
Puanı: 4/5
3) Yaz Kılıcı, Rick Riordan, Doğan Egmont
Puanı: 4/5
4) Kara Yürek, Holly Black, DEX
Puanı: 3/5
5) Her Şeyin Başlangıcı, Robyn Schneider, Pegasus Yayınları
Puanı: 2/5
6) Ciddi Olmanın Faydaları, Oscar Wilde
Puanı: 4/5
7) The Strange and Beautiful Sorrows of Ava Lavender, Leslye Walton, Candlewick Press
Puanı: 4/5
8) Storm Born, Richelle Mead, Zebra
Puanı: 5/5
9) Demir Kral, Julie Kagawa, Pegasus Yayınları
Puanı: 3/5
10) Demir Kız, Julie Kagawa, Pegasus Yayınları
Puanı: 3/5
11) Thorn Queen, Richelle Mead, Zebra
Puanı: 5/5

Kasım 2015


Okunan kitap sayısı: 10
En uzun kitap: Bir Başka Mavi (386 syf.)
En kısa kitap: İvan İlyiç'in Ölümü (96 syf.)
Toplam sayfa sayısı: 2161

1) Zaman İpliği, Nathan Filer, Pegasus Yayınları
Puanı: 5/5
2) Bir Başka Mavi, Amy Harmon, Yabancı Yayınları
Puanı: 4/5
3) Mezarlık Kitabı, Neil Gaiman, İthaki Yayınları
Puanı: 5/5
4) Bütün Ölülerin Derileri Aynıdır, Boris Vian, İthaki Yayınları
Puanım: 2/5
5) Vorace'nin Yeteneği, Felix Francisco Casanova, İthaki Yayınları
Puanım: -
6) Yolun Sonundaki Okyanus, Neil Gaiman, İthaki Yayınları
Puanım: 5/5
7) Muz Beyazı, Selim Bektaş, İthaki Yayınları
Puanım: -
8) Sizi Mutluluk Denizinde Yüzdürecek Eğlenceli Şeyler, Pegasus Yayınları
Puanım: 4/5
9) Devrimin Kızı, Amy Engel, Yabancı Yayınları
Puanım: 4/5
10) İvan İlyiç'in Ölümü, Tolstoy, İthaki Yayınları
Puanım: 5/5

Sonbahar 2015


Okunan kitap sayısı: 25
En uzun kitap: Yaz Kılıcı (568 syf.)
En kısa kitap: Ah'lar Ağacı (73 syf.)
Toplam sayfa sayısı: 6808

Bu mevsimde okuduğum 25 kitap içerisinden en sevdiğim beş kitap! Aslında çok harika kitaplar okudum fakat illa ki biri diğerine biraz da olsa baskın gelecek, işte bunlar da bu kitaplar arasında benim beğenimi en çok kazananlar :) Sıralı vermiyorum çünkü hepsi kendi türlerinde harikalar. [Gerçi 23 demek gerekir sanırım, puan veremediğim 2 kitaba bakmıyorum şu listeyi yaparken. Bu 2 kitap aklımda net bir yere oturamadığından herhangi bir puanlama veya sıralama işlerine sokmayı doğru bulmadım.]

- Yolun Sonundaki Okyanus, Neil Gaiman
- İvan İlyiç'in Ölümü, Tolstoy
- Storm Born, Richelle Mead
- Mezarlık Kitabı, Neil Gaiman
- Zaman İpliği, Nathan Filer
http://athenaninguncesi.blogspot.com.tr/ Kunai