27 Şubat 2016 Cumartesi

Şubat 2016'da Neler Yaptım?


Bu ay, benim için yazınsal açıdan değil de, görsel açıdan zengin geçen bir zaman dilimiydi. Okulumda, gelenekselleşmiş Belgesel Günleri düzenlendiğinden, bu kapsamda birbirinden güzel dört adet belgesel izledim, izleyemediklerimin de ya dosyalarını ya da adlarını aldım ve gelecekteki boş vakitlerimde izlemeyi düşünüyorum. Ayrıca, iki film izleyip iki de diziye başladım! Normalde, ayda bir bile film izlemeyen ben için bunlar hep büyük gelişmeler.

Tabii, görsel açıdan ne kadar aktif olduysam, kitaplarım da o kadar raflarımda çürümeye bırakıldı. (Şimdi belki çürümeye bırakmak biraz ağır olmuş olabilir ama kitaplar orada öylece, okunmaz halde dururken başka ne diyebilirim bilemedim.) Toplam 6 kitapla kapattım bu ayı ve geçen ayın 20 kitaplık rekoru göz önünde bulundurulunca, insan durup "Altı da neymiş canım?" diyor.

Gelecek aydan umudum da pek yok. Hem sınavlarım hem de CNR Kitap Fuarı olacağından, tahminen yine bir 5-6 kitap okuyacağım başka bir ay olacak Mart. (Aksi için çabalayacağım dostlarım, inanın çabalayacağım.) 

Gerçi, her ne kadar sayıca az okumuş olsam da bu ay, okuduğum kitaplardan son derece memnunum. Güzel şeyler okudum. Aferin bana. >_< Anlatmaya önce kitaplardan başlıyorum çünkü filmler daha çok yer kaplayacak gibi duruyor, doğal olarak.

1. Truthwitch - Susan Dennard

Kitabın yorumu zaten blogumda ve Goodreads hesabımda mevcut, o yüzden çok bir şey söylemeyeceğim. Ayı bu kitapla başlattım. Okurken biraz zorlanmıştım, ki bu bile bu ayın durgunluğunu gösterir nitelikte bir durum çünkü bu kitaptan önceki herhangi bir kitapta böyle bir zorlanma yaşamamıştım.

Yorumu linklerden birine tıklayarak okuyabilirsiniz! Kitap benden 5 üzerinden 4 puan aldı.

2 ve 3. The Raven Boys & The Dream Thieves

Bu kitapların yorumunu yapmadım çünkü okurken kitapları tam olarak anlayamadığım hissine kapıldım. Yabancı dilde okuduğum için, her zaman kitapları tam anlamıyla kavrayamayabiliyorum ve çoğunlukla o kitapları Türkçe çevirisinden yeniden okuyorum. Henüz The Raven Cycle Serisi'nin Türkçe çevirileri olmadığı için bunu yapamayacağım fakat sanırım ana dilimde okursam - okuduğum zaman - kitaplara ve seriye olan yaklaşımım biraz daha değişecek.

Şu anki haliyle, iki kitabı da benden 5 üzerinden 4 puan aldılar fakat oturup neleri beğendim, neleri beğenmedim, çok anlatamıyorum.

Kitap, Blue adındaki bir kız ile Aglionby adında çok seçkin bir paralı okula giden, Blue'nun Raven Boys (Kuzgun Çocuklar/Oğlanlar) olarak adlandırdığı dört genç erkekle ilgili. Blue, psişiklerle dolu bir ailenin psişik olmayan kızı ve Raven Boys da, Glendower adlı mistik ve ölü bir İrlanda kralı arayan bir grup genç. Bu ikilinin yolu bir şekilde kesişiyor, sonrası zaten, olaylar olaylar.

Kitaplarda beni kesinlikle çok şaşırtan olaylar oldu, asla tahmin edemeyeceğimi düşündüğüm şeyler, ve karakterlerin çoğuna da büyük sempati duyuyorum. Özellikle, The Dream Thieves'den sonra Ronan Lynch'e duyduğum sevgi büyüdü, büyüdü, büyüdü ve yeni telefonumun kilit ekran görselinde son buldu. 

Serinin dördüncü kitabı bu yıl içerisinde çıkacak ve ben de üçüncü kitabı önümüzdeki iki aydan birinde okumayı planlıyorum. Ayrıca kapakları alışılmadık bir estetiğe sahip değil mi sizce?

4. Ademden Önce - Jack London 

Bu tamamen rastgele bir okuma oldu. Çoktan bir kitaba başlamış olan Athena, okul kütüphanesinin rafları arasında gezinmektedir ve birden Ademden Önce isimli bir kitap dikkatini çeker. Athena, kitabı raftan alır ve ilk birkaç cümlesini okuduktan sonra kendi kendine, "Bunu okuyabilirim," diye düşünür. 

Kısa bir kitap olmasına rağmen biraz uzun sürdü okumam çünkü kitabın sonlarına doğru elim kitaba gitmez oldu. Son on, son beş, derken, bir türlü kitap bitmek bilmedi ve ben de bitmesi için pek bir çaba harcamadım. 

İlk defa Jack London okuduğum için heyecanlıydım fakat bu kitabı pek önerdiğim söylenemez. Eminim edebi açıdan önemli açıları, dikkat edilmesi gereken yönleri vardır fakat okurken onları aramadım, incelemedim ve okuduktan sonra da kitap bana pek bir şey katmış gibi de hissetmedim. Bir noktaya kadar kitapta olan bitenle ilgileniyordum fakat - hangi noktada emin olamasam da - ilgimi kaybettikten sonra kitap sadece sıkıcılaşmaya başladı.

Kitap, anlatıcının İri Diş diye adlandırdığı, homo sapiens sapiens'in çok eskilerde kalma atalarından birinin, daha kelimelerin veya birçok şeyin bulunmadığı dönemden kalan anılarından oluşuyor. Anlatıcı, bu anıları rüyalarında görüyor ve uzunca bir süre ne olduklarını anlamıyor, falan filan.

Açıkçası kitabı ismi nedeniyle almıştım ve dinle alakalı bir kitap sanıyordum... Ha, öyle olmadığını fark edince bırakabilirdim tabii ama uzunca bir süre ilgimi korudum; dediğim gibi, sonlara doğru koptum. Jack London'la yeni tanışıyorsanız benim gibi, Ademden Önce önereceğim bir roman olmaz.

5 üzerinden 2 vermiş olmam gerek.

5. Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu - Stefan Zweig

Aldığım gibi okudum, okuduğum gibi de bitti. 60 sayfa, kısacık bir mektuptan oluşan bu uzun öykü, Stefan Zweig'in ne kadar başarılı bir yazar ve harika bir anlatıcı olduğunun bir başka kanıtı gibi bana sorarsanız. İkinciye okuyorum onun yazdığı bir şeyi ve kitabı bitirdikten sonra neden bu kadar süre bu yazarı beklettiğimi sordum kendime.

Çok anlatacak bir şey yok, alın, okuyun; herkese öneriyorum kesinlikle. Bütün kitap boyunca ana karakter kadın için ne hayaller kurdum ve kadının hayallerinde ne oyalandım!

"Kelimelerim seni korkutmasın; ölmüş olan biri artık hiçbir şey istemez, sevilmeyi de, kendine acınmasını da, teselli edilmeyi de istemez."

Bu kitaba 5 üzerinden 5 verdim.

6. Vathek - William Beckford

Vathek, Kitapların Lordu ile beraber okuduğumuz ve yine aldığım gibi başladığım kitaplardan bir başkası. Okumam tıpkı Ademden Önce'de olduğu gibi uzun sürse de, iki kitabı kıyaslamak bir telefonla bir elmayı kıyaslamak gibi olur: Her açıdan yanlış.

Bu kitapla ilgili ne diyebilirim pek bilmiyorum açıkçası. Yazarın küçük biyografisi beni çok etkiledi. William Beckford abimiz, 4 yaşında iken, o sırada 8 yaşında olan Mozart'tan müzik dersleri alıyor, ayrıca Vathek'teki kulenin benzerlerini diktirecek kadar da zengin. Çılgın adam, İngiliz olmasına rağmen kitabını Fransızca yazıyor.

Sanırım yazardan, kitaptan olduğundan daha çok etkilendim. Gerçi kitabın üzerimde öyle sağlam bir etki bırakamamış olması da normal, kaç yüz yıl önce yazılmış yani. O zamanı etkileyen bir romanla bu zamanı etkileyenin çok da benzer olmaması mantıklı gibi. 

İçindeki ilüstrasyonlar ve kapağın harikalığıyla, İthaki yine çok hoş bir kitap sunmuş bize. Ben baskıya bayıldım açıkçası.

Kitaba puan veremedim çünkü hakkında ne düşünüyorum çok emin değilim, bitireli de çok olmadığı için bekliyorum şu an zaman geçsin diye. Zaman geçtikçe oturur düşüncelerim diye umuyorum. Eğer içinizde bu kitabı okumuş olan varsa, ne düşündüğünü yorumlarda yazabilirse sevinirim. 
Sıra izlediğim belgeseller, diziler ve filmlere geldi! Eğer yazının bu noktasına kadar gelmeyi başardıysanız; tebrikler! Büyük ihtimalle:
     a) Ezgi bu yazıyı neden ikiye bölmedi?
     b) Neden vaktimi boşa harcıyorum?
     c) Acaba hangi belgeselleri/dizileri/filmleri izlemiş?
sorularından birisiyle baş başa kalmışsınızdır.

Ben de sadece C şıkkını yanıtlamak üzere buradayım! Harika değil mi?

Aslında, geçtiğimiz haftalar içerisinde, izlediğim dizileri/filmleri/belgeselleri kaydettiğim bir Pinterest Board hazırladım. Tamamen koleksiyoncu - ya da çöpçü, artık siz hangisini demek isterseniz - kişiliğimden kaynaklı bir şekilde. Her ay, izlediklerimi o panoya kaydetmeyi düşünüyorum. Altlarına notlar düşmedim; sadece izlediğim ay ve yılı not ettim. Gün bile yok. İsterseniz bakabilirsiniz veya yazıyı okumayı sürdürebilirsiniz. >_<

Bu arada, izlediklerimi sırasıyla söylemeyeceğim. Türlere göre gitmeyi daha uygun buluyorum. ^-^ Belgesellerden başlayalım bakalım, bakalım.

Bu belgeselde, Kuzey Kore'nin bakış açısıyla Batı'dan bahsediliyordu. Batı'nın insanları nasıl manipüle ettiği, bunu da propaganda kullanarak yaptığı ve bu işte ne kadar usta olduğu; bu yüzden de Batılı insanların Kuzey Kore ve genel olarak Kore'yi ilgilendiren, ölüm vs. gibi konuları bilmediği, bilse de umursamadığı, umursasa da müdahale etmediği anlatılıyordu.

Son derece ironik, cuk oturan bir belgeseldi fakat İngilizce dublaj olmasına rağmen, arka plandaki Korece ses rahatsız etmedi değil. Kişisel olarak bir şey hissetmedim bu belgesele karşı, o yüzden çok uzatmayarak bir sonrakine geçeceğim.

Bu belgesel kesinlikle yüzyılın trollü olabilir. Vikram adında, Amerika'da doğan ve aile mirası gereği Hint kültürüne yakın bir şekilde yetiştirilen bir adam, bir gün kendisi bile bir guru olabiliyorsa herkesin guru olabileceği, bu durumda da tüm guruların aslında sahte olduğu düşüncesine kapılarak guru olma yolculuğuna çıkar. Bu belgesel de Vikram'ın Sri Kumaré olarak yaşadıklarını, tanıştığı insanları, yaptığı yolculukları ve harika Hint aksanını gösteriyor.

Belgeselin sonunda insanlara aslında bir guru olmadığını ve Vikram olduğunu açıkladığında insanların tepkileri muhteşemdi bence. Bazı sahnelerde kahkaha attım. Kesinlikle tavsiye ediyorum. Açın izleyin, bir şey kaybetmeyecek, aksine kazanacaksınız.

Sanırım bu dört belgesel içinde beni en çok etkileyen bu oldu. Sanırım değil hatta, kesinlikle bu oldu. Belgesel, Aaron Swartz'ın hayatını anlatıyor. Aaron, Vikipedi'nin onun için yaptığı tanıma göre: "İnternette bilgi özgürlüğü ile serbest erişimi savunan ve sansürün kaldırılmasına yönelik eylemleriyle tanınan, ABD'li bilgisayar programcısı, bilişimci, yazar ve aktivist." 

Öncelikle belirtmek istiyorum ki, ben bu belgeselin sonunda ağladım. Hatta şu an bile, bu satırları yazarken duygulanıyorum, gözlerim doluyor çünkü az önce Aaron'ın Vikipedi sayfasına baktım. Tamam, sakinim. 

Aaron'ın intihar ettiğini belgesele gitmeden önce de biliyordum fakat sanırım gösterimin bir noktasında unutmuş olmalıyım ki, belgeselin o noktasına geldiğimizde gözlerimden yaşlar akmaya başladı. Aktı, aktı, aktı... en son belgesel bittiğinde ve biz dağıldığımızda ben uzun süredir hiç ağlamadığım kadar ağlıyordum. Aaron'ı belgeselden önce duymamış ve tanımamıştım fakat belgesel süresince, hem onun kendi hayatından ve çeşitli videolarından klipler olduğu için hem de kendisi genel olarak çok zeki konuşan, küçük yaşta çok şey başarmış bir insan olduğu için kendime gerçekten çok yakın hissettim. (Benim başarılarım yok tabii. Sadece o başarıya derinden bir saygı duyuyorum.)

Böyle karşımda olsa, saatlerce konuşabileceğim ve bu konuşmadan bilgilenmiş, gelişmiş, bir şeyler öğrenmiş halde ayrılabileceğim bir insan olması ve insanların onu bıktırması üzerine kendi canını alması... bana fazlasıyla dokundu. Çünkü rahat bırakılmış olsaydı intihar etmeyecekti. İnsanların kötücül ve çıkarcı yanlarını gördükçe sinirleniyorum.

Kesinlikle izleyin. Tahminen benim kadar etkilenmezsiniz, ben anlamsızca derinden etkilendim ama fark etmez; mutlaka izlenmesi gerektiğini düşünüyorum her türlü.

Utanarak söylemeliyim ki, bundan pek bir şey anlamadım. Michel Gondry'nin Fransız aksanı çok baskındı, konu karmaşıktı ve geçen animasyonlar o kadar iyiydi ki, alt yazıya mı, animasyonlara mı yoksa adamın sesine mi odaklanacağımı bilemediğimden üçe bölünerek pek bir şey anlayamadım söylenenden. Bir tek, belgeselin sonundaki, "is the man who is tall happy" muhabbetini hatırlıyorum ki o da belgeselin gerçekten çok, çok küçük bir kısmını oluşturuyor.

Noam Chomsky'i de bu belgeselden önce hiç tanımadığım için, tamamen koptum denebilir konudan. Fakat belgeseli birkaç ay sonra yeniden, bu sefer araştırmamış yapmış bir şekilde ve Türkçe alt yazılarla yeniden izlemeyi düşünüyorum. Anlamadığım kelimeler yüzünden de büyük bir kaybım oldu ve ikinciye izlediğimde buna izin veremem.

Animasyonlar gerçekten harika ve Noam Chomsky de, benim yeni öğrendiğim üzere, birçok dala el atmış, önemli bir düşünür ve akademisyen. İzlerseniz - eğer benim aksime anlarsanız tabii - çok şey katacağını düşünüyorum. Anlamazsanız da oturun yeniden izleyelim.

Bu bana bir arkadaşım tarafından izletildi, iyi ki de izletildi çünkü kendi halime bırakılmış olsam oturup izleyeceğim yoktu. Çok ne diyebilirim bilmiyorum çünkü tahminen izlemeyen son insan benimdir. O arkadaş mesela manyak, her repliği ezbere biliyormuş falan. Ben cahilim yani, sorun bende. İzlerken çok eğlendim deyip geçsem yeterli midir kaptan?

Evet, bunu da izlememiştim. Aslında daha önce izlemeyi düşünüyordum fakat sonra sanırım ilk başlarında sıkılıp bırakmıştım. Öyle olunca da kalmıştı. Sonra bir şey için GIF arıyordum, bu filmden birkaç tane GIF görünce dedim, "Oturup izlerim ben bunu." Sonra da oturup izledim. Bir ara bende kitabı vardı da, ne oldu o kitaba pek hatırlamıyorum.

Güzeldi, hiç sıkılmadım ve açıkası genç Brad Pitt'i görmek hiçbir şekilde üzücü bir deneyim değildi. Gerçi Tom Cruise'ı o halde görmek garipti, tanıyamadım falan bir ilk. Etkileyici karakterleri olan etkileyici bir film ama eğlence maksadıyla tabii. ^-^

İzlediğim iki diziden biri olan Lucifer, Şeytan'ın Cehennem'den sıkılıp Los Angeles'ta bir tatile çıkması üzerine kurulu. Burada bir polis olan Dedektif Decker'la çeşitli suçları çözüyor ve genel olarak kendi halinde takılıyor. Sürekli Cehennem'e geri dönmesi için ikna etmeye çalışılıyor falan. Klasik işler yani. 

Gerçi benim anlattığımdan çok daha eğlenceli ve kapsamlı bir dizi ve ayrıca, Lucifer karakterini yaratış biçimleri de bence çok eğlenceli. Bir de Maze var, kendisi Lucifer'ın peşinden gelmiş bir iblis(?) ve aynı zamanda onu korumaktan sorumlu. İstese de, istemese de. Bunlar takılıyor falan. Güzel dizi. Siz bana bakmayın. :D

Bu diğer dizi ise, her bir bölümünün 50 dakika olmasıyla beni öldürmeyi başarıyor. Ama arka arkaya dört bölüm izlediğim gün de olmadı değil. Benim için büyük başarı bu! Jessica, bir kaza sonucu insan üstü bir güce sahip oluyor ve Kilgrave adlı bir adamdan kaçıyor. Kilgrave, insanlara istediği şeyi sadece yapmalarını söyleyerek yaptırabilen bir adam, aynı zamanda empati ve sempati gibi duygulardan yoksun bir karakter. Kolaylıkla insanlara kendilerini öldürmelerini söyleyebiliyor, zarar verirken durup düşünmüyor, vb.

Jessica ise onu durdurabilecek tek kişi ve bunun için uğraşıyor. Henüz diziyi bitiremedim, zaten 13 bölümü falan var ama oturup izleyesim gelmedi şu birkaç gündür. İzlerim diye umuyorum ama. Kilgrave rolünde David Tennant'ın olduğunu söylemiş miydim? 

Ayrıca dizinin açılışına bayılıyorum.
Ve evet! Bu kadardı. Okuduğum ve izlediğim her şeyin sonuna geldik. Birkaç minik şey daha ekleyip, sizi artık ne yapmak istiyorsanız onu yapmanız için serbest bırakacağım.

1. 6 Mart 2016 tarihine kadar süren bir IG çekilişim var, zaten duyurmuştum ama hatırlatmaktan zarar çıkmaz. Ona bir göz atabilirsiniz.

2. Mutlak Yaşamın Sırrı diye bir blogum var, burada yarım düşünceler ve kısa yazılar bulabilirsiniz. Çok ilginizi çekmez diye tahmin ediyorum fakat duyurmamış olmayaım. Gerçi blog bir süredir var ya, neyse.

3. Bunu sonradan yine duyururum tahminen ama: CNR Kitap Fuarı'na 4, 5 ve 12 Mart tarihlerinde gitmeyi planlıyorum; gelin, görüşelim, kitap konuşalım!

Okuyamıyorum; Okuyamıyorsun; Okuyamıyor


Son birkaç aydır kendi okuma durumumdan son derece memnundum. Aralıkta 17, Ocakta ise toplam 20 kitap okuyarak rekor ardına rekor kırmış; uzun bir süre içerisinde belki ilk defa okumak istediğim kitapları biraz da olsa azaltmaya başlamıştım. Sonra Şubat geldi. Şubat geldi ve elbette hoş geldi fakat ne yazık ki yanında hoş sürprizler getirmedi. Ay başından bu yana toplam 5 kitap ancak bitirdim, bunlardan ikisi de son derece ince, okuması normal şartlarda hızlı olacak kitaplar.

Sonra oturdum düşündüm: Neden okumak istemeyiz?

Tabii, bu soruya net bir yanıt vermek pek mümkün değil. Verilse bile, doğruluğu kişiden kişiye değişeceğinden, çok fazla insanın işine yarayacağını da sanmam. Fakat ben yine de, okuyamadığım durumları gözlemleyerek, "Belki o kadar da yalnız değilimdir," düşüncesi ile hareket ettim ve okumanın zor geldiği, değil bir kitap, bir sayfa bile bitirmek istemediğim zamanlardan oluşan bir liste hazırladım.

Normalde, tatil gibi uzun boş zamanlara sahip olduğumuz dönemlerde daha çok kitap okuyabilmemiz gerekir ve bazı insanlar için de bu doğrudur diye umuyorum; fakat ben hiçbir yaz tatilinde istediğim kadar kitap okuyamamışımdır. Hatta tatillerimin çoğu tek bir sayfa bile kitap okumadan geçti şu ana dek. Bir tek geçen yaz, o da tatilin sonlarına doğru biraz okuyabildim.

Üç boş ay boyunca çok az kitap okuyup ne yapıyorum? Elbette hiçbir şey. Boş boş oturuyor, insanlarla mesajlaşıyor ve genel olarak zamanımı yiyorum... çünkü tatil.

Çünkü o boş vakitte boş boş etrafa bakmak, bilgisayarda saçma sapan sayfalarda gezmek, birkaç saatimi The Best of Tumblr ve 9GAG gibi sayfalarda/sitelerde harcamak, insanlarla saatlerce anlamsız sohbetler etmek, evin bir odasından öteki odasına geçmek, yatakta debelenip durmak, buzdolabını saatte altı kere açıp kapatmak... işte bunların hepsi gidip adam gibi bir kitap okumaktan daha önemli.

Hani bir bahane vardır ya, ne zaman sıkıntılı veya keyifsiz hissetseniz, çevrenizdeki insanlar tekrarlar: "Mevsimlerdendir, mevsimlerden." Bir noktaya kadar doğru olduğuna inanıyorum bunun. Yani tam olarak mevsimlerden olmasa da, o dönemlerin varlığı inkar edilemez bir gerçek ve ne zaman o tarz, sıkkın ve keyifsiz ve hiçbir şey yapmak istemediğim bir ruh halinde olsam, elbette bu "hiçbir şey" içine kitaplar da giriyor.

Ve sonra bir bakıyorum ki, ay gelmiş geçmiş, gideli olmuş birkaç gün ve ben okuya okuya iki, belki de üç kitap okumuşum.

Bazen de, çok okuduğum zamanların ardından, bir sonraki kitabıma bir türlü karar veremediğim zamanlar geliyor. Böyle, sanki kitap kitabı çekiyor, ben de çok okuduğum zamanlarda daha bir tatminsiz oluyorum: "Daha çok, daha çok, daha çok okumalıyım!" düşüncesi tarafından ele geçirilmiş bir Athena düşünün. Durum böyle olunca, ister istemez, elim bir noktada 3984934 kitaba birden gidiyor ve sonra biraz o kitabı, biraz bu kitabı, biraz da şuradakini derken hiçbir kitapta doğru düzgün ilerleyemiyorum.

Sonra bir bakmışım ki, o mükemmel, hızlı ve çok okuduğum dönemden, haftada bir kitabı bile zar zor bitirdiğim korkunç bir okuyamama dönemine geçiş yapmışım. Hepsi de kararsızlığım yüzünden!

Ya da bazen sadece bitmek bilmeyen bir kitap okumaktayımdır. Okurum, okurum ve okurum ama kitap bir türlü sonlanmak bilmez ve bir noktadan sonra benim de elim kitaba gitmez olur. Kitabı okuduğum süre uzar, uzar ve daha da uzayarak en sonunda bütün bir hafta, hatta bazen iki hafta boyunca kitap elimde sürünmüştür. Bütün o zamanı kaybetmekle kalmamış, üstüne üstlük başka bir kitap okumaya duyabileceğim isteği de yitirmişimdir.

Ama aynı zamanda, o kitabı bitirmediğim durumlarda da okuyamama durumuna girme şansım var. Eğer kitabı yarım bırakırsam, aklımın bir köşesinde bir süre "Ya ben o kitabı bitirebilirdim," diye düşünüp okumak için seçtiğim yeni kitaba bir türlü odaklanamadığım da oldu yani.

Bu durumdan kaçış genelde olmuyor yani.

Dersler için okunması gereken romanlar ve kitaplar, eğer kendi başıma seçmiş ve okumaya başlamış olsam çoğunlukla seveceğim ve hızlı bitireceğim şeyler oluyor bizim okulda. Fakat ne yazık ki, ben seçmiyorum ve bana dayatılıyor bunların okuması. Eh, öyle olunca içimdeki küçük anarşist - yani artık öyle bir şey varsa, diyelim - başkaldırıda bulunup "Okumayacaksın! Okumayacağız," diyerek itiraz ediyor. Hatta bazen o kadar ileri gidiyor ki, okul kitabını okutmadığı gibi başka kitaplara yönelmemi de engelliyor.

Sonra güzelim kitaplar elimde sürünsün dursun. İşleri ne zaten. -,-


25 Şubat 2016 Perşembe


Herkese merhaba,

Instagram hesabım @athenaninguncesi'nin 10K takipçiye ulaşması üzerine hesabımda bir çekiliş düzenliyorum. Hangi kitapların çekilişte olmasını isteyeceğinizi sizlere yine hesap üzerinden sormuştum, içlerinden alım gücüme uyan üç tane seçip bir tane de kendi kafama göre kitap ekleyerek çekilişi hazırladım! Ayrıca, kitapların yanında sürpriz hediyelerden oluşan minik bir paket vermeyi planlıyorum.

Daha detaylı bilgi için @athenaninguncesi'ne gidebilirsiniz.

Katılım 6 Mart 2016 tarihinde bitirilecek, kazanan ise en geç 8 Mart 2016'da açıklanacak! 

Blogumu, IG hesabımı ve YouTube kanalımı takip eden herkese kucak dolusu teşekkürler. 

Bana her zaman herhangi bir şey için athenaninguncesi@gmail.com adresinden veya IG hesabımın DM kısmından ulaşabilirsiniz.

Not: Bu çekiliş sponsorlu değildir.

12 Şubat 2016 Cuma

Kış Okuma Şenliği 2015 | Birinci Ay

1. Kategori (10 puan): Şenliğimizin destekçisi Yabancı Yayınları'ndan çıkan bir kitap.
Sonsuza Kadar Benim / Heidi McLaughlin / Yabancı Yayınları / 312 Sayfa

2. Kategori (10 puan): İsminde kış mevsimini çağrıştıran bir kelime geçen veya olayların kış mevsiminde geçtiği bir kitap.
Senden Sonra / Emily Hope / Novella Yayınları / 255 Sayfa

3. Kategori (10 puan): Liseyi başladığınız yıl ödül almış bir kitap veya o yıl ödül almış bir yazardan bir kitap.

4. Kategori (10 puan): Kaç şenliktir listenize alıp alıp da okuyamadığınız o kitap (Şenliğe ilk kez katılanlar içinse kütüphanelerinde en uzun süredir okunmayı bekleyen o kitap).
1984 / George Orwell / Can Yayınları / 352 Sayfa

5. Kategori (10 puan): Herhangi bir edebiyat ödülüne aday olmuş ama kazanamamış bir kitap.

6. Kategori (10 puan): Yasaklanmış bir kitap.
Lolita / Vladimir Nobakov / İletişim Yayınları / 364 Sayfa

7. Kategori (10 puan): Kitap Ağacı'nın aylık kitaplarından veya herhangi bir Kitap Ağacı kulübü tarafından Kış Okuma Şenliği'ne denk gelen dönemde okunacak bir kitap.

8. Kategori (10 puan): Başkasının sizin için seçtiği bir kitap. (Bu kategoride tavsiyelerine güvendiğiniz ve tanıdığınız birine gidip ne okuyacağınızı sorabilirsiniz veya bir yakınınızdan kütüphanenizden okumanız için rastgele kitap seçmesini isteyebilirsiniz. Kendi kendine karar vermek yok).

9. Kategori (10 puan): 2015 yılında çıkan bir kitap (Yabancı yazarların kitaplarında Türkçe baskının 2015'te yapılmış olması da yeterli).
Bayan Peregrine'in Tuhaf Çocukları / Ransom Riggs / İthaki Yayınları / 360 Sayfa

10. Kategori (10 puan): Yazarından imzalı veya yazarından imzalı olmasını isteyeceğiniz bir kitap (Yalnız gerçekçi olun. İmzalı olmasını gönlünüzden geçirdiğiniz yazarların hayatta olması gerekiyor mesela).
Splintered / AG Howard / Amulet / 403 Sayfa

11. Kategori (10 puan): Bilim kurgu / fantastik kurgu türünde bir kitap.
Cruel Beauty / Rosamund Hodge / Balzer + Bray / 336 Sayfa

12. Kategori (10 puan): Siz doğmadan en az 250 yıl önce yazılmış bir kitap.

13. Kategori (10 puan): Hem beyaz perdeye aktarılmış hem de tiyatroya/müzikale aktarılmış bir kitap. 

14. Kategori (10 puan): Türk kadın bir yazardan bir öykü kitabı.
Deli Kadın Hikayeleri / Mine Söğüt / Yapı Kredi Yayınları / 172 Sayfa

15. Kategori (10 puan): Romantik türde bir kitap.
F*ck Love / Tarryn Fisher / Smashwords / 257 Sayfa

16. Kategori (10 puan): Karakterlerinden birinin bulunduğu kitaba isminde geçtiği bir kitap.
Eleanor & Park / Rainbow Rowell / Pegasus Yayınları / 360 Sayfa

17. Kategori (10 puan): Size hediye gelen bir kitap.
Şeker Portakalı / José Mauro de Vasconcelos / Can Yayınları / 200 Sayfa

18. Kategori (Her kitap 5 puan, 4 kitabı da okuyana ekstradan 20 puan, toplam 40 puan): 150 sayfadan kısa 4 kitap.
Bilinmeyen Adanın Öyküsü / José Saramago / Kırmızı Kedi Yayınları / 64 Sayfa
Ölümlü Nesneler / José Saramago / Kırmızı Kedi Yayınları / 136 Sayfa
Küçük Prens / Antoine de Saint-Exupery / İthaki Yayınları /112 Sayfa

19. Kategori (Her bir kitap 10 puan, tüm kitaplar okunursa ekstradan 30 puan, toplam 60 puan): İsminde aynı kelimenin geçtiği üç kitap.

20. Kategori (Her bir kitap 10 puan, tüm kitaplar okunursa ekstradan 20 puan, toplamda 60 puan): Şimdiye kadar hiç kitabını okumadığınız dört yazardan birer kitap. Yazarların ikisi Türk, ikisi yabancı, ikisi kadın, ikisi erkek olmalı.
[Yabancı/Kadın] Dönüm Noktası / Kasie West / Hyperion Kitap / 300 Sayfa
[Türk/Kadın] Fosforlu Cevriye / Suat Derviş / İthaki Yayınları / 272 Sayfa
[Yabancı/Erkek] Köpek Düşleri / Markus Zuzak / Martı Yayınları / 160 Sayfa
[Türk/Erkek] Çıplak Protesto / Aytaç Ars / İthaki Yayınları / 255 Sayfa

21. Kategori (Her bir kitap 10 puan, tüm kitaplar okunursa ekstradan 40 puan, toplamda 90 puan): İsmi bir kelimeden, iki kelimeden, üç kelimeden, dört kelimeden, beş veya daha fazla kelimeden oluşan birer kitap.
Yokyer / Neil Gaiman / İthaki Yayınları / 371 Sayfa
Split Second / Kasie West / HarperTeen / 360 Sayfa
The Beautiful Ashes / Jeaniene Frost / Harlequin / 384 Sayfa
Ve Bütün Çirkinler Öldürülecek / Boris Vian / İthaki Yayınları / 212 Sayfa
The Wrath and the Dawn / Renee Ahdieh / G.P. Putnam's Sons Books for Young Readers / 416 Sayfa

22. Kategori (Her bir kitap 10 puan, tüm kitaplar okunursa ekstradan 40 puan, toplamda 80 puan): Kendinizin belirleyeceği bir temaya uyan dört kitap.
[Ateş Serisi'nin dört kitabı]
Bloodfever (Kan Ateşi) #2 / Karen Marie Moning / Delacorte Press / 337 Sayfa
Faefever (Peri Ateşi) #3 / Karen Marie Moning / Delacorte Press / 352 Sayfa 
Dreamfever (Rüya Ateşi) #4 / Karen Marie Moning / Delacorte Press / 400 Sayfa
Shadowfever (Gölge Ateşi) #5 / Karen Marie Moning / Delacorte Press / 688 Sayfa

15 kitap okunduğundan 15 x 10 = 150 - 5
(Bu kitaplardan 1'i 18. kategoriye ait)
Toplam okunan sayfa sayısı 7772 = 77 puan
22. kategoriyi tamamladığım için ekstradan 40 puan
Toplam puan = 262

1 Şubat 2016 Pazartesi

Adı: Truthwitch
Yazarı: Susan Dennard
Yayınevi: Tor Teen
Sayfa Sayısı: 416
Goodreads Puanı: 4.07
Seri: The Witchlands #1
Puanım: 4/5

On a continent ruled by three empires, some are born with a “witchery”, a magical skill that sets them apart from others.

In the Witchlands, there are almost as many types of magic as there are ways to get in trouble—as two desperate young women know all too well.

Safiya is a Truthwitch, able to discern truth from lie. It’s a powerful magic that many would kill to have on their side, especially amongst the nobility to which Safi was born. So Safi must keep her gift hidden, lest she be used as a pawn in the struggle between empires.

Iseult, a Threadwitch, can see the invisible ties that bind and entangle the lives around her—but she cannot see the bonds that touch her own heart. Her unlikely friendship with Safi has taken her from life as an outcast into one of reckless adventure, where she is a cool, wary balance to Safi’s hotheaded impulsiveness.

Safi and Iseult just want to be free to live their own lives, but war is coming to the Witchlands. With the help of the cunning Prince Merik (a Windwitch and ship’s captain) and the hindrance of a Bloodwitch bent on revenge, the friends must fight emperors, princes, and mercenaries alike, who will stop at nothing to get their hands on a Truthwitch.

Sonu, okuyucu için öldürücü bir merakla bitmediği halde başarılı ve ilginç olabilen kitaplara selam olsun. Evet, senden bahsediyorum Truthwitch!

Kitapta o kadar çok durum, o kadar çok bilgi vardı ki, aklımdan geçenleri toparlayıp neleri sevdiğimi ve neleri sevmediğimi bir bir anlatmayı çok zor buluyorum. Bu satırları birçok kez sildim ve yeniden yazdım; en sonunda ise olaylar değil, karakterler üzerinden yorumlamaya karar verdim bu kitabı. Böylece hem söylememem gereken bir şey söylemediğime emin olabilirim hem de kitabın harika karakterlerinin her birinden bahsedebilirim.

Safiya, Hesstrel ailesine doğmuş, Cartorralı bir domna, yani bir nevi leydi. En büyük sırrı bir Truthwitch olması olduğundan, doğruyla yanlışı ayırt etmesine yarayan büyüsünü çevresindeki birkaç kişi hariç herkesten hayatı boyunca gizlemiş. Onun gücü çok nadiren karşılaşılan bir güç olduğu için, politik oyunlara alet edilmekten korkuyor ve bu yüzden gücünü saklıyor.


Sanırım ilk defa bir kitabın ana karakterine karşı pek bir düşüncem yok. Sadece keşke kendi başının dikine gideceğine, arada bir çevresindekilerin de akıllarının olabileceğine ve onun iyiliği için çalışabileceğine inansaydı; belki o zaman bütün bu karmaşanın en azından bir kısmı engellenebilirdi. Zeki bir kız ve yetenekli de ama birçok yerde beni sinir etti. Öyle ayılıp bayılmasam da, Safi sevdiğim bir karakter oldu ama tahminen bunun nedeni biraz da Iseult. Gerçi Merik'in ülkesine karşı sonradan sergilediği tavırlar Safi'ye birkaç ekstra puan kazanmış olabilir.

Safi'nin geçmişiyle ilgili daha çok detay verilebilirdi. Aklımda hala soru işaretleri var ve bir sonraki kitapta bahsi geçecek şeyler gibi değiller. 

Iseult, Midenzi kabilesinden bir Nomatsi. Aynı zamanda bir Threadwitch, yani büyüsü ona insanların içlerinde bulundukları duyguları ya da onları başkalarına bağlayan bağları görme olanağı veriyor. Nomatsiler, genel olarak kimse tarafından sevilmiyorlar ve gittikleri her yerde aşağılanıyorlar. Onların varlığını umursamayan, normal karşılayanlar da var fakat azınlıklar.

Ben Iseult'ı (adı nasıl okunuyor en ufak bir fikrim yok) Safi'den daha çok sevdim çünkü daha farklıydı. Hayatı boyunca ilk önce kabilesinde yetersiz olmanın yükünü üzerinde taşımış, sonra kabilesinden kaçtığında da dışarıdaki insanların hakaretlerine, nefretine ve çirkin davranışlarına maruz kalmıştı. Safi'yle olan karşılıklı bağlılıkları, bu iki kıza da daha sempatiyle yaklaşmama neden oldu açıkçası ama aralarından favorim kesinlikle Iseult. 

Threadsibling konsepti tam olarak nasıl işliyor emin değilim fakat Safi ve Iseult birbirlerinin Threadsister'ıydılar ve bu da kitabın ortasına onların bu, bir noktada kardeşlik olan farklı dostluklarını yerleştiriyordu. Kitabı çok seviyor olmamın bir nedeni de bu aslında: Kitabın ortasındaki çift, aşık sevgililer değil, birbiri için her şeyi yapacak kadar bağlı olan iki kız dost, kardeşti. 

Birbirlerine olan bu bağlılıkları, benim onları daha çok sevmemi ve onları daha iyi anlamamı sağladı. Sadece keşke bazı şeyleri birbirlerine söyleselerdi. Bazı noktalarda aynı düşünceler içinde olup birbirleriyle konuşmadılar ve içten içe öldüğümü hissettim çünkü bu tür durumlar fazla gerçekçi. Gerçekte de insanlar birbirleriyle konuşmak yerine düşüncelerini içlerine atmayı seçtiği zaman çıldırıyorum da.


Merik, Nubrevna'nın kraliyet ailesine mensup bir prens. Aynı zamanda Iseult ve Safiya'nın macerasında onların yanında yürüyen bir gemici. Tek isteği, ülkesine biraz ticaret getirebilmek, halkının açlığını biraz dindirebilmek. Ayrıca, rüzgarı kontrol edebilen bir Windwitch

Bu karaktere karşı bir ön yargım var. Neden bilmiyorum fakat kitabın en başında karşıma çıktığından beri onu hiçbir zaman yazarın yazdığı öfkesini kontrol edemeyen, tutkulu prens olarak göremedim ve hep bir şeyler beni rahatsız etti. Bu daha çok benimle ilgili ama benimle ilgili olsun ya da olmasın, yazarın çizmeye çalıştığı portre kafamda canlanmadı. Sempati besleyemedim yani. Bu da beni biraz üzdü çünkü eğer bu kısım kafamda bu kadar kopmuş olmasaydı, eminim kitaptan çok daha zevk alırdım.

Not: Ablasının Merik'e Merry diyor olması da tabii karaktere bakış açımı bükmüş olabilir. Merry çok... kadınsı bir lakap? Ama yazarın bu karakteri oldukça sert yapmaya çalıştığına eminim.

Yazı şimdiden çok uzun olduğu için tek bir karakterden daha bahsedeceğim:

Aeduan. Kendisi insanların kanının kokusunu kaydederek onların izini sürebilen ve kanları üzerinde hakimiyet kurarak kaslarını dondurabilen, ayrıca kan üzerindeki büyüsü sayesinde hızla iyileşebilen bir Bloodwitch. Aynı zamanda Cahr Awen'i korumaya adanmış olan manastırın bir keşişi. (Cahr Awen'den bahsetmeyeceğim çünkü zaten benim de kafamda çok oturmadı ve bahsedersem işin içinden çıkamam.) İnsanlar tarafından iblis olarak görülüyor ve büyüsünün Void denilen, insanlara korku salan bir yerden geldiğine inanılıyor.

Ben saçma bir şekilde bu karakteri çok sevdim. Kitabın en başında karşımıza çıkan acımasız ve merhametsiz Aeduan'dan, öğretmeni ve ustasını iyileşmesi için kuyuya yetiştirmeye çalışan Aeduan arasındaki fark o kadar ortada ve bütün bunları görebiliyor olmak o kadar hoştu ki, karaktere ısınmadan edemedim. İçinde yaşattığı ikilemleri olsun, Iseult ile karşılaşmalarındaki tavrı olsun, her şeyiyle birlikte sevdim ben bu karakteri ya. Ortada bir şey yok aslında fakat Aeduan ve Iseult bir çift olabilir mi lütfen? Lütfen!?

Sanırım bu çifti, Safi ve Merik çiftinden daha çok istiyorum. Bu şey olmalı. Ya da ne bileyim, biri bunun üzerine hayran kurgu falan yazsın.


Burada aslında daha çok karakterden bahsedebilir, ana kurgunun etrafında o ya da bu şekilde gelişmekte olan diğer küçük olay örgülerini anlatabilir ve onları da övebilirim fakat bunu yapmayacağım çünkü o zaman kitabı okumanıza gerek kalmaz ve ben bu kitap okunsun istiyorum. Kitabın büyüye yaklaşımı bana daha önce gördüğüm birkaç şeyi anımsatsa da, bence yazar bunu yeterince farklı bir şekilde ele almayı başarmış. Kitapta küçük görünen ama çok düşünülmüş detaylar vardı ve bunlar da beni olaya farklı açıklardan bağladılar.

Kitabın devamını kesinlikle merak ediyorum ve bir ara yazarın diğer kitaplarına da bakacağım. ^_^

15 Gün, 10 Kitap! #4 | 1-15 Şubat 2016


Bir başka 15 güne hazır mısınız? Ben hazırım! Hem inanabiliyor musunuz, bundan önceki listeme neredeyse tamamen uydum. Bu da, gelecekte yaptığım listelere ve belirlediğim önceliklere uyma konusunda bana umut veriyor. (Geçen listeyi görmek için tıklayın.)

Üçüncü on beşlik dilimde neler okudum:

1. Unhinged / AG Howard / Amulet / 400 Sayfa
2. Ensnared / AG Howard / Amulet / 420 Sayfa
3. The Moth in the Mirror / AG Howard / Amulet / 40 Sayfa
4. Dangerous Lies / Becca Fitzpatrick / Simon & Schuster / 400 Sayfa
5. Of Poseidon / Anna Banks / Feiwel & Friends / 337 Sayfa
6. Of Triton / Anna Banks / Feiwel & Friends / 256 Sayfa
9. Throne of Glass / Sarah J Maas / Bloomsbury USA Childrens / 404 Sayfa
10. The Wrath and the Dawn / Renee Ahdieh / ... / 416 Sayfa

Toplam okunan sayfa: 3169
Ençok okunan yayınevi: Amulet ve Feiwel & Friends
(Bu sefer seriler berabere kaldı. Hehe.)


Ve bir hedef daha tamamlandı! (Arka planda kutlama müziği çalar.) Sırada, bir başka on beş günün hedeflerini belirlemek var. Geçen sefer hangi kitapları okumak istediğimi biliyordum, o yüzden de listeme uymam çok kolay oldu fakat bu sefer o kadar da emin değilim neleri önce, neleri sonra okuyacağımdan; o yüzden listeme o kadar da uyacağımı sanmıyorum. (Bu da güzel oldu, listeyi daha yeni yapıyorum ama yine de uymayacağımı söylüyorum. Harika gerçekten.)

1. Crown of Midnight / Sarah J Maas / Bloomsbury USA Childrens / 418 Sayfa
2. The Girl From Everywhere / Heidi Heilig / Greenwillow Books / 464 Sayfa
3. Uyumsuz Bir Genç Kızın Anatomisi / Andrea Portes / Pegasus Yayınları / 336 Sayfa
4. The Raven Boys / Maggie Stiefvater / Scholastic Press / 416 Sayfa
5. The Dream Thieves / Maggie Stiefvater / Scholastic Press / 439 Sayfa
6. Blue Lily, Lily Blue / Maggie Stiefvater / Scholastic Press / 391 Sayfa
7. Metal Yorgunluğu / Tomris Uyar / Yapı Kredi Yayınları / 111 Sayfa
8. The Scorpio Races / Maggie Stiefvater / Scholastic Press / 409 Sayfa
9. Truthwitch / Susan Dennard / Tor Teen / 416 Sayfa
10. Tonight the Streets Are Ours / Leila Sales / Farrar, Straus and Giroux / 342 Sayfa

Dediğim gibi, bu liste tamamen tahminler içeriyor. Elimde fazlasıyla güzel kitap var, hem ekitap olarak hem de baskı olarak, o yüzden her an listedeki bir kitap yerini bir başka kitaba kaptırabilir ve ben de kılımı kıpırdatmam bu konuyla ilgili olarak! (Acımasız değil, sadece gerçekçiyim diyelim.) Şaka bir yana, gerçekten de ne okusam, nasıl okusam, kafam çok karışık. Geçen gece yine onlarca ekitap indirdim, o yüzden de okunacak kitaplarım yine karman çorman olmuş durumda. Ayrıca, yavaş yavaş ekitap dışında da kitaplar okumaya da dönmek istiyorum. (Bknz: Köpek Düşleri

Bakalım bakalım. Siz kendinize hedef koydunuz mu? Okumak istediğiniz, okumak için sabırsızlandığınız kitaplar var mı? Listemdeki kitaplardan merak ettikleriniz var mı peki? Ben en çok sanırım Maggie Stiefvater'ın kitaplarını merak ediyorum!
http://athenaninguncesi.blogspot.com.tr/ Kunai