12 Eylül 2016 Pazartesi


Eğer beni Goodreads üzerinden takip ediyorsanız, Sarah J. Maas'ın, bizde Dex tarafından basılan fantastik serisi Throne of Glass'ın ikinci kitabı Crown of Midnight'ı (Türkçe: Karanlık Taç) dün gece bitirdiğimi ve kitaba hayran kaldığımı görmüşsünüzdür.
Not: Beni Goodreads'te takip etmiyorsanız bence edin çünkü o sitede epey aktifim, hiçbir sosyal medya hesabıma yazmadan önce o siteye yazıyorum gibi bir şey hatta.

Benim Throne of Glass'la olan tanışıklığım ta Dex'in kitabı ilk bastığı 2013 yılına kadar uzanır. Kitap ilk çıktığında almış, çirkin ötesi kapağına rağmen okumuş ve kitabı oldukça beğenerek 5 üzerinden 4 puan vermiştim. Tabii serilerin arasının epey açılması sağ olsun, Karanlık Taç'ın çıkacağı haberi duyurulduğunda ve kapak görseli paylaşıldığında pek ilgimi çekmemişti, kaldı ki genelde 4 verdiğim kitaplar eğer bir serinin parçasıysa, kalan kitapları okumayı tercih ediyorum. Sonuç olarak seriye devam etmedim ve bu süre zarfında serinin üçüncü kitabı da ülkemizde yayınlandı.

Bu sene başında Throne of Glass'ı, bu sefer İngilizce olarak, tekrardan okudum çünkü artık seriye devam etmek istiyordum, aradan üç yıl geçtikten sonra yani. İkinciye okuduktan sonra kitaba yine 4 puan verdim, benim için şaşırtıcıydı bu çünkü genelde 2012-2013 yıllarında okuduğum kitapları şimdi tekrar okusam daha düşük puan veririm. Ama bu, Throne of Glass için geçerli olmadı. İşin üzücü yanı, puanın aynı kalması beni seriye devam etmeye teşvik edemedi ve bir kere daha ilk kitabı okuduğumla kalakaldım.

Geçen aylarda yazarın bir diğer serisi olan A Court of Thorns And Roses'ın çıkmış iki kitabını okudum ve ağır bir #fangirl olduğumu inkar edecek değilim. Durum böyle olunca ve Throne of Glass serisinin, ACOTAR'dan daha bilinen ve daha sevilen bir seri olduğu düşünülünce, Crown of Midnight'ın okumak yeniden gündemime girdi. VE BU SEFER BAŞARDI. En sonunda seriye devam ettim.

Sonuç: İYİ Kİ DE ETMİŞİM.

Karşınızda Kralın Şampiyonu Celaena Sardothien. Güzel Ölümcül Efsanevi Celaena şeytanın buyruklarını yerine getiren zalim bir suikastçı mı? Gerçek sevgiyi arayan tutkulu bir âşık mı? Kralın bir numaralı suikastçısı olan Celaena, sarayın en korkulan kadını. Ne kadar kan dökerse o kadar özgür olabiliyor. Ama üstlendiği her ölüm, söylediği her yalan, sevdiklerini tehlikeye bir adım daha yaklaştırıyor. Yüzbaşı Westfall ve Prens Dorian onu korumaya devam etseler de, Celaena korkunç bir gecede, büyük bir trajedi yaşayacak. Celaena ne için savaşacak: Özgürlüğü mü, kalbi mi yoksa krallığının geleceği için mi?

Sayfa Sayısı: 500
Yayınevi: Dex (İngilizce: Bloomsbury)
Goodreads Puanı: 4.51
Seri: Throne of Glass #2
Puanım: 5/5

 Throne of Glass serisi, Karanlık Taç'ta tamamen farklı bir şeye dönüştü.


Şöyle ki, ilk kitap boyunca ne okuduğumuz belli, neler olacağı belli ve insan kitabın nereye varacağını az çok tahmin edebiliyor. Hatta, bazı açılardan, kitabın sonundan sonra gelecek bir şeyler düşüncesi okura tuhaf hissettirebiliyor. "Bu nasıl devam edecek ki?" ya da "Yazar bundan sonraki beş kitapta ne anlatmış?" gibi sorular sorabiliyoruz.

Bana olan buydu. Cam Şato'dan sonra merak uyandırıcı bir devam hayal etmeyi başaramadığım için elim, kitaplar kitaplığımda olmasına rağmen bir türlü ikinci kitaba gitmemişti. AMA KARANLIK TAÇ. Bu kitap, bu seriye hayal edilebilecek en güzel devamdı! Ötesi olduğuna gerçekten inanmıyorum. 

Karakterler ve olaylar ikinci kitapta beş farklı boyut kazandı ve birden, ana karakterimiz kendini boyundan büyük işlerin tam ortasında buldu. Seriyi dönüştüren tam da buydu. Ana karakter odaklı, içerdiği sayısız aksiyona rağmen romantik tarafının gölgesinde kalan seri, birden bire macera ve aksiyonun serisi oldu resmen. 

Bu da bizi ikinci noktamıza getiriyor:

• Anlatılan aşk ilişkileri oldukça tutarlıydı. 


Karakterler, yazarın yarattığı evrenin doğası ve kendi kişilikleri gereği oldukça karmaşık ilişkilere sahipler ve bence bu kitapta bu ilişkilerin romantik tarafı çok güzel anlatılmıştı: Olayların önüne geçmeyen, olaylarla kesiştiği zaman da insanı tatmin eden karmaşık ilişkiler. VE BEN KARMAŞAYI SEVERİM.

Bu arada bahsettiğim karmaşa, okuyucuyu boğan, "o bunu seviyor bu şunu seviyor şu hiçkimseyi sevmiyor bu yüzden kavga çıkıyor" karmaşası değil. Sadece, bütün karakterlerin duyguları ve geçmişleri ve birbirleriyle kurdukları bir samimiyetleri var. Durum böyle olunca, tıpkı günlük hayatımızdaki ilişkiler gibi, kitaptaki ilişkiler de bir iyileşiyor bir kötüleşiyor, bazen de düzeltilemeyecek kadar zarar görüp iki tarafı da hüzne sürükleyen bir şekilde sonlanıveriyor. 

Böyle olduğu zaman da yazara kızamıyorsunuz çünkü tam bir #HayatBuNaparsın durumu. Yanlış anlaşmalar insanların arasına giriyor ve güven bir kere kırıldı mı, tamir etmesi ne kadar zor bunu karakterler de anlıyor. #UpsSpoiler ???


• Yazar, karakterlerine merhamet göstermeyen cinsten.


Evet yazarların cinsi olur, bilmiyor muydunuz? (şaka şaka)

Elbette tam olarak neler döndüğünden bahsedemem çünkü bu spoiler olur, spoiler vermek de #Ayıp, ama çıtlatabilirim çünkü çıtlatmadan kitap yorumu mu yapılırmış canım? Yapılır diyenler çıksın, blogger kasıyor da. Çıtlatmayı da şöyle yapacağım: Bir olay oldu mu tüm karakterler bu olaydan nasiplerini alıyor.

Evet, nasip dedim. Durum O KADAR ciddi. Kimsenin dışarıda bırakıldığını görmedim, gördüysem de görmemişimdir, varsa bile hatırlamıyorum, o kadar ciddi durum. Herkes o ya da bu şekilde bir bok çukuru içerisine giriyor en az bir kere ve her karakterin baş etmesi gereken bir sorun var, bu da aslında bahsetmek istediğim bir diğer noktaya bağlıyor bizi, gerçi bu noktayı bir önceki maddede çıtlatmıştım biraz.

• Karakterler son derece gerçek, kanlı canlı insanlar gibiydiler. 


Ama buna girmeden önce bundan önceki madde ile ilgili son bir şey daha eklemek istiyorum: Karakterler sık sık zorlu durumların içinde buldular kendilerini, bu da okurken heyecanı oldukça yüksek tuttu.

Şimdi dördüncü maddeye gelebiliriz. 

Gerçi bunu çok anlattım ama olsun. Gerek ilişkiler, gerek sorunlar, gerekse düşünceler olsun, her bir karakterin (anlatılan karakterlerin yani) kendine has bir kişiliği vardı, derinlikleri vardı. Tek boyutlu sıkıcı sığ karakterlerden değildiler yani.

Hani bazı kitaplar olur ya, karakterin kişiliği nedeniyle yapmadığı/aklına gelmediği bir şey olur, sen de okuyucu olarak film izleyen babaanne gibi kitaba bağırmak istersin "Salak salak hareket etme şunu şunu yap," diye. Heh. İşte ben bu duyguyu bu kitapta sıkça yaşadım çünkü HERKES (doğal olarak) birbirinden sır saklıyor ve bunun sonucunda da işler karışarak bir üstteki maddemize gitmemize sebep oluyor.

VE BU ÇOK HARİKA ÇÜNKÜ AKSİYONU KİM SEVMEZ Kİ?

Dürüst olacağım, birkaç yerde saçımı başımı yolmak istedim ama sonuç olarak yolmadım ve kitabı da bitirdim ve kitap harikaydı, o yüzden karakterler üç beş salak harekette bulunmuş bulunmamış kimin umurunda ki?


• Sonuç olarak


Dediklerimi bir sonuca bağlamak gerekirse Karanlık Taç, seriye yeni bir soluk getirdiği, çok boyutlu karakterler ve olaylar ve entrikalar içerdiği, karakterler arası ilişkiler gerçek hayattan alınma olduğu ve insana gerçekmiş izlenimi verdiği için Harika (büyük harfle) bir kitap. (Birkaç bir şeyi kesin eklemeyi unuttum ama siz zaten bu yazının tamamını okudunuz değil mi? Yani neden okumayasınız ki. Ben yazdım, ben! Okuyun. #ego)

Bu yazıyı daha da uzun tutmak isterdim fakat artık gidip üçüncü kitap Heir of Fire'a devam etmeliyim, şimdiden kitaptan gereksiz uzun uzak kaldım, bünyem kaldırmıyor bunu. Tahminen onun hakkında bu kadar uzun bir yazı girmem ama hayatın bize neler göstereceği belli olmaz o yüzden kesin konuşmamak lazım.

Evet bence de çıldırmış olabilirim.
http://athenaninguncesi.blogspot.com.tr/ Kunai