30 Kasım 2016 Çarşamba


Adı: Sahte Kraliçe
Orijinal Adı: The Impostor Queen
Yazarı: Sarah Fine
Yayınevi: GO! Kitap
Sayfa Sayısı: 449
Goodreads Puanı: 3.72
Seri: The Impostor Queen #1
Puanım: 🌟🌟🌟

ONU KRALİÇELERİ SEÇTİLER. YANLIŞ SEÇİM YAPTILAR.

Daha küçücük bir çocukken Kupari’nin İhtiyarları tarafından, ateş ve buz büyüsünü ustalıkla kullanan kraliçe Valtia’nın varisi olarak seçilen Elli artık on altı yaşındadır. Kehanete göre gelmiş geçmiş en güçlü Valtia olacak olan Elli bütün hayatını tapınakta lüks içinde, büyücü rahipler tarafından eğitilip tahta çıkacağı güne hazırlanarak geçirmiştir. Ve o büyük gün gelip çatmış, büyücü kraliçe ülkesinin işgal edilmesini önlemeye çalışırken hayatını kaybetmiştir. Tahta çıkma sırası artık Elli’dedir. Elli yeni Valtia olarak halka takdim edilir ama ortada büyük bir yanlışlık vardır. Ölen Valtia’nın büyüsü Elli’ye geçmemiştir. O gerçek bir kraliçe değildir. Büyünün ortaya çıkması için onu türlü işkencelerden geçiren İhtiyarların elinden kaçan Elli bir anda kendini sürgün edilmiş suçluların arasında bulur. Kimliğini gizleyerek bu yeni dünyada kendine bir yer edinmeye çalışırken hakkındaki kehanet ve Kupari büyüsüne dair acı gerçekleri öğrenir. Halkına duyduğu sevgi ve yeni dostlarına duyduğu sadakat arasında kalan Elli büyük bir savaşın eşiğinde, krallığı ve büyüsü tamamen ortadan kalkmadan doğru tarafı seçmek zorundadır. 

Sahte Kraliçe okumak için oldukça heyecanlı olduğum ve aylarca bekledikten sonra beklentimin tavan yaptığı bir kitaptı. Hakkında çok güzel şeyler okumuştum ve GO! Kitap'ın yakın zamanda çıkartacağını duyduğumda da heyecandan havalara uçtum. Ne yazık ki beklentimi tam anlamıyla karşılayamadı. (İşte bu yüzden kitapları heyecanla beklememeye çalışıyorum.) (Başaramadı.)

Kitap oldukça akıcıydı ve İstanbul Kitap Fuarı'ndan bu yana pek de kitap okuyamamış ben için ilaç gibiydi. 449 sayfayı iki günden az bir zamanda okudum ki bir YGS-LYS öğrencisi olarak vaktimin büyük bir çoğunluğu konu çalışmaya veya test çözmeye gidiyor. Tabii bunda GO! Kitap'ın yazı karakterini büyük tutmasının da etkisi var ama işte, insan iyi hissediyor. 

Kitabın en başından en sonuna kadar bir kere bile kafa karışıklığı hissetmedim. Bence bu önemli bir şey çünkü yepyeni bir dünyayı - bu dünya (bize gösterilen kadarı yani) sadece iki ırktan ve bir krallıktan ibaret de olsa - ve bir de bu dünyanın büyü sistemini okuyucuya düzgün bir şekilde aktaramadığı zaman yazar, işler arapsaçına dönebiliyor. Sahte Kraliçe'de böyle bir sıkıntı hiç yaşamadım.

Sanırım kitaptan umduğum kadar hoşlanmayışım, karakterlere dayanıyor. Ana karakter Elli oldukça silik bir tipti. Evet, Valtia olması gerektiği için belli bir otoritesi bir noktada vardı fakat bütün bunlar bir kenara bırakıldığında ve karakterin büyü yapamadığı dikkate alındığında, kişilik açısından öne çıkan pek de bir yanı yoktu bence. Çalışkan, azimli, dürüst biriydi, bu açılardan Elli'den adil bir kraliçe olurdu kesinlikle ama benim gözümde Elli'nin diğer karakterlerden hiçbir farkı yoktu ki hikayeyi Elli anlatıyor. İç dünyası insanın içine işleyen türden değildi yani.

Ayrıca Elli ve Oskar arasındaki ilişki pek iyi yazılmamıştı bence. Birkaç kere öpüştüler ve birkaç uzun konuşmaları oldu evet ama birlikte olmayı istedikleri için değil de, şartlar onları yan yana getirdiği için birlikte olan iki karakter gibilerdi. Normalde bu hiç sorun yaratmazdı bende fakat yazar (ve Elli'yle Oskar) kitap boyunca bunun aksini iddia ediyorlardı. Ama ben aralarındaki çekimi göremedim ya da neden birlikte bu kadar uyumlu olduklarını anlamadım. Bence sahneler iyi işlenmemişti ve işlenebilirlikleri yüksekti.

Yazar eğer kitapta birçok kısmı "Zaman öyle geçip gitti" diye atlamasaymış, belki Elli ve Oskar'ın yavaş ilerleyen ilişkileri benim gözümde bu kadar eğreti durmazdı. Belki de dururdu, bilemiyorum. Oskar'ı sevmeme rağmen onları bir çift olarak görmeyi pek başaramadım. Beraber oldukları, aşık ve mutlu oldukları sahneler içimi sevgiyle doldurmadı.

Elli Oskar'dan ne zaman "buz büyücüm" diye bahsetse yüzümü buruşturmam var bir de tabii...

Aynı zamanda kitapta sonsuz bir aksiyon vardı fakat hiçbir sahne karakterler için heyecanlandırmadı beni. "Şimdi ne olacak?" ya da "İyi olacaklar mı?" endişesine hiç düşmedim. O açıdan da eksik buldum kitabı. Soluksuz okuduğum sahne pek yoktu açıkçası.

Kitaptaki büyü sistemi hoşuma gitti, büyünün bir şeylere bağlı olması ve bir halka yüzyıllar boyu işlenmesi, kitaptaki görece daha sağlam bulduğum fikirlerdendi. (Yeni olduğu için değil ama güzel düşünüldüğü için.) Büyünün kuralları ve kontrol edilmezse insanların sonunu getirebiliyor olması, sadece kullanıcısının düşmanına değil de kendisine de tehlikeli olması güzel dokunuşlardı. 

Sonuç olarak, eğer okuyacak büyülü kraliçeli eğlenceli bir kitap arıyorsanız, Sahte Kraliçe tam da aradığınız kitap olabilir ya da kitaptan beklentileriniz yüksek değilse epey sevebilirsiniz. (Belki de yüksekse bile seversiniz.) Demek istediğim, ben sevdim ama bayılarak okumadım, okuduğum için pişman değilim ama devam kitaplarını özellikle bekleyeceğim bir seri olamadı. Güzeldi, eğlenceliydi, akıcıydı ve keyifli zaman geçirtti bana. 

13 Kasım 2016 Pazar

Yorum: Mükemmel Bir Son - French Oje


Adı: Mükemmel Bir Son
Yazarı: French Oje
Yayınevi Okuyan Us
Sayfa Sayısı: 200
Goodreads Puanı: -
Seri: -
Puanım: 🌟🌟🌟

Siz hiç bitmek bilmeyen bir ilişki yaşadınız mı?

Ayrılık kararından sonra bile kesilmeyen çağrılar geldi mi telefonunuza? "Özledim" diye başlayan mesajlar? Sürekli onun tarafından oyalandığınızı hissettiğiniz ama bir türlü kopamadığınız birileri oldu mu hayatınızda? Oturup kendinizi sorguladığınız, hatalarınızı bir bir masaya yatırdığınız, geçmişle hesaplaşıp kendinizi değiştirmeyi istediğiniz o tuhaf ilişkilerden biri yaktı mı hiç kalbinizi?

Genç ve başarılı tasarımcı Müge, tam da böyle bir ilişkinin çıkmaz sokağında buluyor kendisini. Bir türlü kopamadığı Volkan'dan uzaklaşıp gerçek aşkı bulma yolculuğuna çıkmak için cesur bir adım atıyor. Tek bir dileği var Müge'nin evrene yolladığı:

"Sadece evlenme teklifi alsam, evlenmesem bile okey'im. Yani sadece bir an olsun böylesine, ömürlük istendiğimi duyayım, yeter…"

Ve ardından evren bu dileği yerine getirmek için derhal harekete geçiyor.

Müge ve silip atamadığı Volkan… Müge ve karşısına ansızın çıkan o kibar yakışıklı: Orbay… Müge ve en güvenilir arkadaşlardan gelen beklenmedik ihanetler… Müge ve kendini değiştirmek için harcadığı onca çaba… Müge ve hep hayalini kurduğu 'mükemmel bir son'…

Bugüne dek Dizüstü Edebiyat serisinden çıkan kitaplarıyla okurları peşinden sürükleyen French Oje, kadınların iç dünyasına dair biriktirdiklerini Mükemmel Bir Son'da samimi bir karakterin dünyasına dönüştürüyor. French Oje, akıcı dili, kendine has üslubu, duygu ve düşünceleri yansıtmadaki içtenlikli tavrıyla günümüzün başarılı roman yazarlarından biri olduğunun sinyallerini veriyor.

"Birkaç saate okur bitiririm," diyerek başladığım ve araya İstanbul Kitap Fuarı'nın girmesiyle iki, hatta üç günümü alan bir kitap oldu Mükemmel Bir Son. İnsanların buradaki tepkilerinden, kitabın sonunda bir terslik olacağını biliyordum fakat böylesine bir şey beklemiyordum kesinlikle. Beni etkiledi mi? Çok değil açıkçası. Belki benim odunluğumdan, belki karakterlerle yeterince yakın ilişkiler kuramamamdan, belki de saatin 00.07 olmasından kaynaklıdır. 

French Oje'nin kaleminden bir kitabı ilk defa okuyorum çünkü Dizüstü Edebiyat pek bana göre olan bir tür değil. Yazarın anlatımı; sıcak kanlı, akıcı, yer yer eğlenceli ve çoğunlukla telefonda yakın bir arkadaşınızla konuşuyormuşsunuz gibi. Bazı yerlerde bu dağınıklık beni rahatsız etse de, sanırım kitabı bu kadar kolay okunur kılan yine bu anlatımıydı ve beklediğimden daha çok beğendim.
Akşama kadar nasıl dayandım bir ben biliyorum ama. Çünkü terapistim bana "Müge neden hazır asker? Neden hep müsait?" demişti. Ben de sabahın köründe görev bilinciyl enumarayı bulsam da göndermek için akşamı bekledim. Ama asıl yapmam gereken bu değildi, kendi işlerimi tamamen bitirdiğimde başkasının işlerine odaklanmaktı.
Müge, bazı anlarda kendime çok benzettiğim, bazı anlardaysa "Benden daha uzak olamaz," dediğim bir karakterdi ve kesinlikle benimkinden çok daha farklı bir hayat yaşıyordu. Çocuk yaşta terk edilmenin ne olduğunu öğrenmiş, sonrasında da bu bilgisinden asla kopamamış bir karakter kendisi. 

Her ne kadar yer yer kendime benzetsem de, kitap boyunca bir türlü benimseyemedim onu. Bunu kitabın tarzına bağlıyorum biraz ama. Karakter kitap boyunca o kadar çok kendinden bahsediyor ki, olayların anlatılmaktan çok gösterilmesini seven biri olarak ister istemez bütün olan bitenden biraz da olsa kopuyorum.
... huzurlu bir ilişki için, gerçek manada birine kendini vermek için, kalbini sonuna kadar açmak için etrafındakilerin sesini biraz kısmak gerekiyor. Aksi halde ilişkini birilerine beğendirmek, onaylarına sunmak, onay almadığında da adama onların gözünden bakıp, sana yaşattıklarını hiçe sayarak harcıyorsun. Sonunda da senden başka kimse mutsuz ve yalnız olmuyor.
Mükemmel Bir Son'u okuduğum için mutluyum, her ne kadar kitaba ayılıp bayılmasam da. Bazı kısımları eğlendirdi, bazı yerleri düşündürdü ve genel olarak farklı bir şeyler tadıyor olmanın zevkini verdi bana.
İnsanlar belki de en sevmedikleri kelimelerde saklıydı.
Eğer kitaba biraz bile ilgi duyuyorsanız veya okuyup okumama konusunda kararsızsanız, kitapçıda şöyle bir karıştırmanızı öneriyorum. Kitabı benim sevdiğimden daha çok sevmeniz çok mümkün, hele bu tarzın ve türün okuyucusuysanız, gerçekten bayılabilirsiniz. Ya da kendini sezdirmeyen, şaşırtıcı ve biraz da hüzünlü sonları seviyorsanız...
http://athenaninguncesi.blogspot.com.tr/ Kunai