Yorum: Asil Piçler (Asil Piçler, #1) - Andrew Schwarts


Adı: Asil Piçler
Orijinal Adı: Royal Bastards
Yazarı: Andrew Schwarts
Yayınevi: GO! Kitap
Sayfa Sayısı:
Goodreads Puanı:
Seri: Asil Piçler #1
Puanım: 2.5/5

TANITIM

KİMSEYE YEMİN ETMEDİLER

Kent Hanesi’nden Tilla, Hampstedt Hanesi’nden Miles, Zitochi Klanı’ndan Zell ve seyis yamağı Jax… Hepsi de kendi aileleri tarafından dışlanmış, hor görülmüş birer piç. Ne bir unvanları var ne gelecekleri ne de umutları. Ta ki büyük bir savaş başlatacak bir kumpasa şahit olana dek. Tilla, Miles, Zell ve Jax, krala başkaldıran ailelerinin elinden kurtardıkları Volaris Prensesi ile birlikte, hem kendi hayatları hem de bütün bir ülkenin geleceği için zorlu bir yolculuğa çıkarlar. Savaşı önlemek için ülkeyi bir uçtan diğerine katedip krallığı uyarmaları gerekmektedir ama eli kanlı 
Zitochi askerleri peşlerindeyken bu hiç de kolay değildir. Üstelik kendi aileleri tarafından başlarına bir de ödül konmuştur. 

Aileleri iktidar mücadelesi için bütün bir ülkeyi savaşın eşiğine getirirken hayatları boyunca bir kenara itilip görmezden gelinmiş bu Asil Piçler artık barış için tek umuttur.

YORUM

Asil Piçler, benim için 2017'nin en merakla beklenen kitaplarından bir tanesiydi ve bunun dilimize çevrilmiş olmasıyla pek alakası yok. Hakkında çok güzel şeyler duymuştum ve kitabın arka kapak yazısı da, genel olarak benim hoşuma gidebilecek bir vaat ediyordu. Ben yine de beklentimi yüksek tutmadım, o yüzden pek hayal kırıklığına da uğradığım söylenemez.

*Derin bir nefes alır ve verir.* Sorun şu ki, Asil Piçler kelimenin tam anlamıyla "ortalama" bir kitaptı. İyi yanları ve kötü yanları, günün (veya kitabın sonunda) birbirini dengelediğinden kitaba karşı duygusal olmak pek mümkün görünmüyor. Yani ne çok severek okudum ne de çok nefret ederek. 

Sevdiğim Bazı Şeyler:

▪ Yazarın dili son derece akıcıydı. Kitabı normalde (normal: eğer @Larnacouer hanımla buddy reads yapıyor olmasaydık) bir günde bitirebilirdim. Gayet kolay okunuyordu.

▪ Esprilerin bir kısmı cidden komikti ve yazar, birçok sahneyi bu sayede okuması keyifli hale getirmişti. Karakterlerin birbirlerine attıkları laflardan çoğunlukla keyif aldım. Özellikle de Jax'in Zell'e sataştığı yerlerden.

▪ Jax, Zell, Tilla, Lyriana ve Miles'dan oluşan ekibin bayağı "diverse" ve eğlenceli olduğunu düşündüm. Karakterlerin olaya, birbirlerine karşı sağlam önyargılar besleyerek başlaması ve sonradan bu haksız değerlendirmelerin yavaş yavaş kırılması güzeldi. Yazarın bu noktada neredeyse hepsine gelişme imkanı tanıması iyiydi.

▪ Kitabın sonlarına doğru, yazarın yapacağını düşündüğüm klişe bir hareket vardı. Bu klişe hareketin ne olduğunu söylemeyeceğim (çünkü spoiler sayılır) ama merak ediyorsanız bana mesaj atın, özelden anlatırım. Yazar bu klişe hareketi yapmayarak benden artı puan aldı. Kitabı başka klişelerden kurtaramamış olabiliriz ama bu bir tanesinden kurtardık! Yaşasın!

Sevmediğim Bazı Şeyler:

▪ Yazarın dili yer yer amatör kalıyordu. Bu belki çeviriden kaynaklıydı, belki de gerçekten dilde amatörlük olduğundan, emin değilim, fakat bariz ortada olan bir amatörlük durumu söz konusuydu. Bazı kısımlarda cidden durup "Öyle yazmak istememiştir herhalde," diye düşündüğüm oldu. 

▪ Maalesef amatörce kalan tek yer yazarın dili değildi. Olaylarda da bir gelişim eksikliği, yeterince düşünülmemişlik durumu vardı. Belki hepsinde değil fakat okuyucunun dikkatini çekecek kadar çoktu. 

Karakterlerin kurdukları planların büyük bir kısmının çok da sağlam planlar olmadığını düşündüm ve karakterler arası iletişimde de insana yazılanların kitabı çıkmış bir yazar değil de, ergenlik çağında ve kitap çıkartma hayalleri kuran (ama o noktaya varmasına daha çok yolu olan), daha amatör bir yazarın kaleminden çıktığı hissi veren yerler vardı. (Yani demek istediğim, bazı kısımlarda "Ben yazsam anca böyle olurdu," dediğim oldu.)

Yani çok komik diyaloglar vardı ve savaştan/stratejiden pek anlamayan birinin yazdığı bariz belli olan hareket planları. Savaşta işlerin bu kadar kolay olduğunu, stratejinin bir plan suya düşünce "Neyse askerleri şuraya çekeriz, kimse de bir şeyciklerden şüphelenmez," denilecek kadar rahat bir şey olduğunu sanmıyorum.

▪ Ayrıca kitabın sonlarına doğru, Miles'la yaşanan olayların çok klişe olduğunu düşündüm. Tam olarak ne yaşandığını söylemeyeceğim çünkü kitabı okumak isteyenlerin okuma keyfini kaçırmak istemiyorum. Ama bundan bahsetmezsem içimde kalacak. Bu tarz bir şeyler olacağı o kadar belliydi ki, olmasaydı şaşırırdım herhalde. Kitap korktuğum asıl yola girmedi fakat onun çok yakınından geçti, diyebilirim. Niye dramayı orijinal bir şekilde yaratmak bu kadar zor ki?

▪ Zitochiler. Yazarın burada ne yapmaya çalıştığını anlamadım. Kitabın başlarına doğru bir sahnede, Zell çok ağır alkollü bir içki içerken, Tilla da içmek istiyor. Zell ona vermeye yanaşmayınca Tilla "Kadın olduğum için mi?" diye soruyor ve Zell de şaşırarak Tilla'ya, Zitochi kadınlarının, erkeklerinden daha çok içtiğini söylüyor.

Buraya kadar Zitochilerin gayet kadın-erkek eşitliği barındıran bir grup olduğu izlenimine kapılmıştım. (Bunun nedeni bizim dünyamızın kültürel kodları ama oralara girmeyelim şimdi.) 
Sonra, kitabın sonlarına doğru bir yerde, Zell, Tilla'ya, Zitochi kadınlarının savaşçı olmasının yasak olduğunu anlatıyor. Zitochi yasalarına göre, kadınlara savaşmayı öğretmek büyük bir yasakmış. Burada da kadınların erkeklerle eşit olmadığı durumu var.

Kitapta da gördüğümüz 2 Zitochi var. Biri Zell, biri de ağabeyi Razz. Razz zaten manyağın teki olduğu için iyi bir örnek bile sayılmaz. E ben hiçbir şey anlamadım ki bu ırktan? Madem yaratıyorsun, madem onlara kültür kodları veriyorsun, bari tutarlı ya da açık olsunlar. Ben şimdi kitapta gördüklerime bakarak Zitochilerde kadının yeri hakkında hiçbir çıkarım yapamıyorum.  

(Bu durum hiç önemli değil, biliyorum ama kafama takıldı.)

▪ Karakterlerden birinin ölümünü yazar sadece "Ve öldü." diyerek anlatmıştı. NE DEMEK VE ÖLDÜ? Biraz daha detay, biraz daha duygu, biraz daha herhangi bir şey istemek çok şey istemek mi? 

Sonuç olarak

Sonuç olarak, Asil Piçler; bazı açılardan keyifli, bazı açılardan amatör, son sayfasına kadar oldukça akıcı ve sürükleyici, ama bütün özellikleri tartılırsa epey ortalama bir romandı. Eğer ilginizi çekiyorsanız okuyabilirsiniz ama beklentilerinizi pek yüksek tutmayın ve kitabın bir "genç yetişkin" romanı olduğunu da sakın unutmayın. 

Ezgi Tülü

Bazı günler kafasını kopartıp kenara atmak istiyor. Bazı günler ise çok mutlu. 11 yaşından beri bir şeyler yazıyor, henüz bitirebildiği bir taslak yok. Ama umutlu! Umut, ruhun ilacıdır, demiş birileri. Ya da dememiş. Bilmiyor.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder