Yorum: Tenimdeki İmza - İrem Demirbaş


Adı: Tenimdeki İmza
Yazarı: İrem Demirbaş
Yayınevi: Epsilon
Sayfa Sayısı: 416
Goodreads Puanı: 2.88
Puanım: 1/5

TANITIM

Küstah, gizemli ve yakışıklı bir çocuk...
Aşkı bir lanet gibi gören. 
Akıllı, inatçı ve güzel bir kız...
Aşktan ağzı yanan.
Peki, farklı yollardan gelen bu iki kişinin 
Yolları kesişirse neler olur? 
Aşka edilen tövbeler bozulur mu?

YORUM

Kitap öyle bir sonla bitti ki, içimdeki bütün öfkeyi, can sıkıntısını, bütün şikayet etme isteğini aldı götürdü resmen. Son on beş dakikadır tek yapabildiğim boş bir Word dosyasına bakarak, "Ben şimdi ne okudum?" diye düşünmek. Ötesine geçebilmiş değilim.

Son zamanlarda hiçbir kitap ilgimi çekmiyordu, bir çeşit okuma depresyonunda olduğum kanısındaydım, o yüzden bana harika bir hikaye sunması konusunda pek beklentiye girmediğim bir kitap okumak istedim. Maalesef kitaplığımdaki o tarz kitapların büyük bir bölümünü okumadan elden çıkartmışım. Kalan son birkaç taneden biri olan Tenimdeki İmza'ya bu yüzden başladım yani.

Tenimdeki İmza, Wattpad'de yayınlandığı dönemde bir ara çok sıkı takip ettiğim, sonra da ara ara açıp okuduğum bir hikayeydi. Okuması eğlenceliydi ve bütün eksikliklerine ve hatalarına karşın bir ruhu vardı. Çoğu Wattpad kitabının muzdarip olduğu gibi, o da "fazla uzun olma" hastalığının bir kurbanıydı. Anlamadığım bir şekilde, kitabı kısaltalım ve düzeltelim derken kitabın ruhunu da kesip atmışlar, geriye boş bir kabul kalmış kala kala.

Şimdi... Gelelim asıl yorumuma. Önceden uyarayım, sonra vay efendim görmedim, vay efendim duymadım, vay efendim bilmiyordum duymak istemiyorum. Yorumum spoiler içerecek çünkü bu kitaptan bazı şeyleri ortaya dökmeden bahsetmem çok mümkün değil.


Alya, son zamanlarda okuduğum en boş beleş karakterlerden bir tanesi. Belki 26'nın İdil'i gibi şımarık velet değil ama, Alya'nın vasıfsızlığı da kolaylıkla göz ardı edilebilecek bir şey değil. "Kişiliksiz" normalde bir hakaret olarak kullanılır fakat bu durumda Alya gerçekten kişilik yoksunu bir karakter. O kadar yüzeysel yaratılmış ki, kızın ne sevdiği bir şey var, ne bir hobisi, ne bir ilgi alanı, ne de hayatta bir amacı. Alya hakkında bildiğimiz şeyler şunlar (ve bu sırayla):


1. Akıllara ziyan derecede güzel bir kız
2. Seksi çok seviyor, ayrıca bunda çok da iyi
3. Televizyon izlemeyi seviyor
4. Patatesli omlet yapabiliyor


Bu kız ne sever? Nelerden nefret eder? En sevdiği renk nedir? Ne tarz filmlerden hoşlanır? Ne gibi müzikler dinler? Arkadaşları onu neden sever? Hayattan beklentisi ne? Geleceğe dair neler planlıyor, nelerin hayalini kuruyor? Seks dışında hiçbir şey asla ilgisini çekmiyor mu?

Sarp deseniz ayrı dert. Tipik bir "bad boy" karakteri ama değil. Aslında Sarp hakkında ne diyebilirim bilmiyorum çünkü bence Sarp'ın yanında Alya'nın cidden bir kişiliği varmış gibi duruyor. (Tabii bunun nedeni kitabın çok büyük bir kısmının Alya'nın ağzından anlatılması olabilir.) Sarp hakkında bildiklerimiz, Alya hakkında bildiklerimizden bile daha az.

1. Korkunç derecede dramatik / travmatik bir geçmişi var
2. Gitar çalabiliyor
3. Son birkaç yılda okuduğum en kadın düşmanı, en cinsiyetçi, en çekilmez dert karakterlerden bir tanesi
4. Barmenlik yapıyor


Kadınlara kötü davranmak artık bir kişilik özelliği haline gelmiş adamda. Bütün kitap boyunca aynı cümleleri tekrarladı durdu: Ben kadınlarla sohbet etmem, ben kadınlarla arkadaş olmam, ben aynı kadınla ikinciye yatmam, ben kadınlarla ...

(Bu araya bir ekleme yapmam lazım. Yan karakterler içinde gerçekten bir "karakter" olan hiç kimse yoktu. Hepsi karakter karikatürleriydi. Hiçbir derinliği olmayan, sadece bir ya da iki özellikleri sürekli vurgulanan, karikatürlerden öteye gidememişlerdi.)

Daha tanıştıkları ilk andan Sarp ve Alya birbirlerinden hiç hoşlanmıyorlar. Neden? Çünkü Sarp cinsiyetçi pisliğin teki, Alya'nın da damarlarından kadın erkek eşitliği akıyor, kız kahvaltıda feminizim yiyor. Yazar da bizim bunu yememizi bekliyor.


Bir yere kadar Alya'nın bu tavırları anlamlıydı ve aslına bakarsanız, Alya cidden birçok açıdan kendi başının çaresine bakabiliyor. Ama bir sahne vardı, orada dedim: "Ne oluyoruz?" Sahneyi alıntılamayı düşünmüyorum çünkü hem uğraşamam hem de buraya bir seks sahnesi koymanın hiçbir anlamını görmüyorum.

Ama özetle, Sarp ve Alya, birlikte çalıştıkları barın arka kapısından çıkıyorlar, sokakta sevişiyorlar (ya da Sarp'ın diyeceği gibi "düzüşüyorlar"), sonra Sarp kıza diyor ki, bir daha seks yapmayacağız, bu son sefer de sana benden veda hediyesi. Kız şok.

Sarp: "Yatak arkadaşlığımız sona erdi. Doydum."
Alya: "Buna beni becerdikten sonra mı karar verdin, önce mi?"
Sarp: "Önce. Sana son bir kıyak yapayım dedim."
Alya: "Kıyak?"
Sarp: "Bilirsin, veda hediyesi." (280)
Alya bunun ne kadar büyük piçlik olduğunun farkında ama buna rağmen Sarp'ı aklından çıkartamıyor. Sarp da bunun ne kadar büyük piçlik olduğunun farkında ama o zaten asla feminist olduğunu iddia etmedi, o yüzden her ne kadar piç olursa olsun, en azından iki yüzlü değil? Bilmiyorum, bunun savunulacak bir yanı hiç yok.

Sonra bir noktada yine Sarp bir piçlik yaptı, sonra kitabın sonlarına doğru o piçlik için Sarp Alya'dan özür dileyeceğine, Alya Sarp'tan özür diledi. Neymiş efendim, Sarp'ın annesi çok nankör kadınmış, Sarp o yüzden kadınlara karşı önyargılıymış, Alya Sarp'ın nasıl hissedeceğini düşünemeden nankörlük etmiş. Ulan kız bariz bir şekilde çocuğa "Hayatıma karışamazsın," dedi, sonra çocuk kızın hayatına karışınca da çocuğa kızdı. Çocuk da diyor ki, ne nankör kızsın. Evet Alya nankör çünkü Sarp assssssla bir kızı kurtarmaz ama Alya'yı kurtarmayı seçti, Alya da Sarp'a teşekkür edeceğine sinirlendi.


Ayrıca 416 sayfa boyunca en az 20-25 sayfa seks sahnesini atlayarak geçmişimdir. Karakterler arasında daha ilk andan itibaren hiçbir şekilde çekim yok çünkü birbirlerinden düpedüz nefret ediyorlar. (Çoğu erotikanın işlediği gibi bir nefret de değil. Bunda cidden zerre çekim hissetmedim.) Öyle bir hoşlanmama durumunun alkol almalarının ardından cinsel çekime dönmesi bana çok absürt geldi açıkçası.

Son bir şey daha söyleyeceğim, sonra Sarp-Alya yakınmamı sonlandıracağım. Şimdi Sarp bizim yaralı böceğimiz, geçmişi travmatik, annesi yüzünden kadın düşmanı, babası yüzünden öfke kontrolü olmayan, bizim assssla kıyamayacağımız biricik patatesimiz. 

Küçükken bu patatesin arası dedesiyle çok iyiymiş, sonra dedesi ona gitar çalmayı öğretmiş, sonra dedesi ölmüş, sonra annesi evi terk etmiş, sonra babasıyla patatesin arası bozulmuş, sonra patatesin dede yadigarı bir gitarı varmış, babası bu gitarı bir kavga esnasında kırmış.

Bu gitarın kırılması da patates için o kadar büyük bir travmaymış ki, patates o günden beri gitar çalmamış. Burada da en az bir 10 yıldan bahsediyoruz ha, hani öyle bir iki yıl gibi kısa bir süre de değil. Şimdi buraya kadar sorun yok.

Sarp bunu Alya'ya anlatıyor, Alya da Sarp'tan onun için gitar çalmasını istiyor. Sarp ama o kadar kötü durumda ki, gitarı eline alamıyor bile. Sonra çocuğun koskoca travmasını nasıl çözdüler tahmin edin... Ettiniz mi... Tahmininiz eğer "seks"se yaklaştınız.

Bundan önce aralarında bir şaplak muhabbeti geçmişti, Sarp Alya'ya şaplak atmak isteyeceğinden bahsetmişti. KIZ KOSKOCA TRAVMAYI, GİTAR ÇALARSAN BANA ŞAPLAK ATMANA İZİN VERİRİM DİYEREK ÇÖZDÜ. Abi siz şaka mısınız? Bu nasıl bir şey? Psikoloji diye bir dal vardı, sayenizde çöktü. Hayır bir de böyle aylara yayılmış bir süreç de değil, hepsi taş çatlasa 1 saat içinde gerçekleşti.

Alya: "Gitarla kısa bir şey tıngırdatırsan, beni şaplaklamana izin veririm."
Sarp: "Ciddi misin sen?"
Alya: "Gayet ciddiyim, Kunter."
Sarp önce bir mırın kırın etti, sonra Alya onu zorladı, sonra Sarp gitar çaldı ve kıza ne dese beğenirsiniz?
"Sen bana paha biçilemez bir hediye verdin, güzelim. Bana müziğimi geri verdin." (266)
 Müziğine geri kavuşman için tek gereken şey, dünyadaki tek vasfı güzel görünmek ve patatesli omlet yapmak olan bir kıza şaplak atmak mıydı? Bu nasıl travma. Bu nasıl iş.


Travma demişken aklıma bir şey daha geldi. Şimdi Alya'nın, Miray adında, gayet ortalama bir kız arkadaşı var. Miray'ın kitap boyuncaki en belirgin üç özelliği: kitap kurdu olması, kızıl saçları, kendine pek güvenmemesi. Miray, bazı olaylar sonucu bir partiye gidiyor, partide neredeyse tecavüze uğruyor, ama bunun bahsi tüm kitap boyunca şöyle geçiyor:

"Parti gününden bugüne kadar olanları kısaca özet geçmem gerekirse; Miray ve Mert'in ilişkisi bir daha hiç başlamamak, hatta başlaması dahi teklif edilmemek üzere bitmiş, şu Miray'a tecavüz girişiminde bulunan çocuksa söz verdiği gibi kimseye ona yaptıklarımızla ilgili tek kelime etmemişti.
O günü takip eden günler hiç kolay geçmemişti. Hem de hiç... Miray'ın kendine gelmesi zaman almış ama günbegün toparlanmıştı. Öldürmeyen acı güçlendirir derler ya hani? Tam da öyle olmuştu.
Her ne kadar o boktan olayın hiç olmamasını tüm kalbimle dilesem de iyi bir şeye vesile olmuştu aslında. Miray toparlanma sürecinde sırtını Cenk'e dayamıştı; Cenk hep yanında olmuş ve yaşadıkları Miray'ı diğer erkeklerden uzaklaştırırken tam tersine Cenk'e yaklaştırmıştı. Miray'ın iğrenmediği, yanında kendini güvende hissettiği tek erkek Cenk'ti artık." (216-217)
Eğer taciz ve tecavüz gibi konuları, hakkını vererek ele almayacaksanız bence kitaba koymanın hiçbir anlamı yok. Kitapta olay olsun, hareket asla dinmesin, bir şeyler yaşansın, gibi boşluk doldurma elemanı olarak kullanılacak olaylar değiller bunlar. Yazmayı beceremiyor musun? Koyma. Bu kadar basit. Sonuçta her kitap bunu ele alacak diye bir kaide yok. Hayır işin asıl sinir bozucu yanı, bu taciz olayının kitaptaki görevinin, Miray ve Cenk'i yakınlaştırmak olması. Düşündükçe sinirleniyorum.

Beni rahatsız eden bir başka olay, karakterlerin "yaralı geçmiş"lerinin sürekli okuyucunun yüzüne fırlatılması. Sanki dünyanın en salak kitlesiymişiz gibi, her satır mı en ince detaya kadar açıklanır? Sarp şöyle çünkü geçmişi, Alya şöyle çünkü geçmişi. Psikolojik çözümleme yapacaksan bir derinliği olsun, okuyucuya da bir şeyler bıraksın. Ama yok. Bilal'e anlatır gibi en küçük detayı açıkladığın zaman ne anlamı kaldı ki? Bir de karakterlerin yaptığı hatalar/saçma davranışlar hep geçmişleriyle açıklandı, özellikle de Sarp.

O kadar sinir oluyorum ki bu tavra. Onun yaralı bir geçmişi var, ondan bütün kadınlara bok gibi davranabilir. 


Yakınacağım son bir şey kaldı, o da kitabın türü. Kitap ne olmak istediğine karar verememiş sanki. Bir ara Sarp-Alya arasındaki seks maceralarını anlatıyordu, sonra bir ara Miray-Cenk'in arasını yaptı, sonra bir ara 4N1K tarzı komik arkadaş grubu sohbetleri/sahneleri vardı, sonra birden kitap tür değiştirdi ve bir intikam/mafya hikayesi oldu??? Anlayacağınız başı sonu ayrı oynuyordu. 

Kitabın sonu o kadar anlamsızdı ki. Bütün kitap boyunca okuduğumuz Sarp-Alya ilişkisi gitmişti, yerine az önce de dediğim gibi bir mafya/intikam hikayesi gelmişti. Bu hikaye kitabın önceki bölümlerine de serpiştirilmeye çalışılmış ama bence pek başarılı olamamış. Son 50 sayfayı da anlamsız bir "hakkında hiçbir şey bilmediğimiz tehlikeli karakter Sarp'tan intikam almak ister" olayları silsilesi okuyarak geçirdik.

Tam olarak ne olduğunu söylemeyeceğim ama dünyanın en aptal hareketiydi bence. Şaşırtıcı olmaya çalışıp sadece absürt olmuş. :// YA SİZ NE YAPIYORSUNUZ. BU KİTABIN AMACI NE. KONUSU NE. OLAY ÖRGÜSÜ NE.

Ezgi Tülü

Bazı günler kafasını kopartıp kenara atmak istiyor. Bazı günler ise çok mutlu. 11 yaşından beri bir şeyler yazıyor, henüz bitirebildiği bir taslak yok. Ama umutlu! Umut, ruhun ilacıdır, demiş birileri. Ya da dememiş. Bilmiyor.

3 yorum:

  1. Hiç sıkılmadan okudum yorumunu. Kitabı wattpadde okumuştum. İlk başlarda okuduğumda sonunda degisik bir kız çıktı sonunda dedim ama olaylar berbattı yani saçmaydı. Kesinlikle kitabın türü belli değil. Tecavüz nasıl iyi bir şeye vesile olabilir ki olmasaydı yakinlaşmayacaklar mıydı yani? Kitap aşırı saçma geldi. Kitap güzel değildi bence. Yorumun süper olmuş harfi harfine katılıyorum :)

    YanıtlaSil
  2. Blogunda ilk okuduğum yorum bu oldu, fakat son olmayacak. Tatlı ve akıcı bir dilin ve tuhaf bir tarzın var... Sevdim! Özellikle o enteresan giflere öldüm. ^-^

    YanıtlaSil
  3. Normalde blog yorumları okuyan birisi değilim. Hatta senin blogun okuduğum ikinci blog bile olabilir. Ama buna rağmen hiç sıkılmadan okuyorum yorumlarını. Ve çoğu yerde gülüyorum çünkü verdiğin tepkiler çok samimi. Seni tanımıyorum ama çok sempatik birisi olduğun su geçirmez bir gerçek. Blog okurken eğlenmemi sağladığın için teşekkürler. Yolun açık olsun ^^

    YanıtlaSil