31 Ekim 2014 Cuma

[Aysonu] Bu Ay Ne Okudum? | Ekim 2014



Eveet, artık her ay okuduğum kitapları listeleyeceğim yeni bir etkinliğe başlıyorum! Birkaç farklı blogda yapıldığını daha öncelerinde gördüğüm fakat pek oralı olmadığım (üşengeçlik, tamamen) bir şeydi; fakat artık o üşengeçlik duvarını yıkmak gerekiyor diye düşünüyorum ve işte buradayız!

Her ay ne kadar iyi/kötü/rezil bir performans sergilediğimi de bu sayede görmüş olacağım, iyi olacak. Belki gaza gelir de şöyle bir 12-15 kitap falan okurum, kim bilir? (Kesinlikle olmayacak fakat ummaktan zarar gelmez, değil mi ama?)

Kasım ayından pek umutlu değilim, tur, sınavlar, o, şu, bu derken pek bir vaktim olacağını sanmıyorum kitap okumak için ama göreceğiz. Neyse gelelim Ekim ayının kitaplarına!

1. Güzel - Robin McKinley - 2/5
2. Eternal Starling - Angela Corbett - 1/5
3. Mezarla Randevu - Jeaniene Frost - 5/5 
4. Tek Ayağı Mezarda - Jeaniene Frost - 5/5
5. Geniş Zamanlar - Ayşe Kulin - 5/5
6. Son 18 Saniye - George D. Shuman - 5/5
7. Duygu - Işıl Parlakyıldız - 0/5
8. Endgame - James Frey - 5/5
9. Kayıp Ruh Yitik Beden - Ayla Koca - 1/5

Bu ay ne kadar çok kitaba tam puan vermişim öyle :O ve korktuğumun aksine az kitap da okumamışım ya öyle. Bir ayda 9 kitap benim için iyi çünkü çok dolu oluyorum genelde. Ay mutlu oldum şimdi. Heheyt. (Tüm kitapların, 9. kitap hariç, yorumlarını blogda bulabilirsiniz. 9 numara tur kitabımız olduğundan 4 kasımda gelecek yorumu :3)

Şu an okumakta olduklarım:

1. Seks ve Ceza: Arzuyu Yargılamanın Dört Bin Yıllık Tarihi - Eric Berkowitz
2. Dikkat! Aşk Çıkabilir - Asude
3. Totem ve Tabu I - Sigmund Freud

30 Ekim 2014 Perşembe

Herkese merhaba! Bu seferki duyurum, (başlıktan da anlaşılacağı üzere) blog turumuzla ilgili! Olimposlu arkadaşlarım ve ben, başlamak üzere olan blog turlarımız için oldukça heyecanlıyız çünkü bloglarımızı ilk açtığımız Ağustos sonundan beri (ki aslında çok da uzun bir zaman değil, fakat şimdi dönüp bakınca bayağı uzakta kalıyor) bir blog turu yapmak istiyorduk; ve sonunda başlıyor!

Blog turlarını yapan birçok grup olduğunun ve aslında blog turu yapıyor olmanın öyle özel bir şey olmadığının farkındayım elbette; fakat ben bir kere heyecanlandım mı aboov. Bizimkiler biliyor, sanırım işin planlama aşaması süresince en çok konuşan ben olabilirim bile, o derece. Ayrıca onlara sorarsanız size bu konuda nasıl yerimde duramadığımı ve gerildiğim zamanlarda nasıl agresifleştiğimi detaylıca anlatabileceklerdir. (Elimde değil, her şey çok iyi olsun istiyor insan.) 

Ama, bütün o süreçten sonra, ilk blog turumuz iki gün sonra, yani 1 Kasım 2014 tarihinde başlıyor! Duyurusunu birkaç gündür yapmak istiyordum fakat beklemenin daha iyi olacağını düşündüm. (Gerçi eğer Facebook sayfamıza bakan olduysa çoktan görmüştür ya, sanki devlet sırrı saklıyoruz şurada. :P)

Öyle yani. İlk turumuz olacağından dolayı eğer bir sıkıntı, hatalı yaptığımız bir şey olursa nazik bir şekilde uyarırsanız seviniriz, çünkü çok yeniyiz bu işte. Ama umutluyum, güzel ve eğlenceli olacak. :3 Ben şu satırları yazdığım an kitabın %50'sini bitirmiş bulunmaktayım ve yarına kadar sanırım kendisini tamamlarım, sonraki gün de zaten belirttiğim üzere tur başlıyor. Tur boyunca bizi yalnız bırakmazsanız ne kadar mutlu oluruz anlatamam bile! :D

O zaman tur takvimini sizlerle:

Teknik olarak tur 5 Kasım'da sonlanıyor, Apollon ve Demeter'in kitap yorumlarıyla, o yüzden 6 Kasım'ı turun bir parçası saymadık, ama çekilişi o tarihte açıklayacağımız için takvime koymak gerektiğini düşündüm. Yani oradaki 6 Kasım'ı görmezden gelebilirsiniz eğer çekilişi umursamıyorsanız, fakat 2 kitap Facebook sayfamızdan, 2 kitap da Rafflecopter'la hediye edeceğiz; ilginizi çekebilir ;) *wink wink*

O zaman anlaştık mı? Turun ilk günü Afrodit ve Apollon'a sizleri bekliyoruz bakın, ben anlamam işim vardı yok şuyum vardı, ödevimi yetiştirecektim, köpeğim bilgisayarımı yedi, bahaneler istemiyorum -,-

Bu arada, tur henüz başlamamışken, Olimpos Günceleri'nin benim dışındaki bloglarına gitmek isterseniz;
Konuyla ilgili dipnot: Eğer istemiyorsanız bile yine de ekleyecektim linkleri :P

27 Ekim 2014 Pazartesi

Adı: Endgame: The Calling
Yazarı: James Frey
Yayınevi: HarperTeen
Sayfa Sayısı: 477
Goodreads Puanı: 3.72
Seri: Endgame #1

Dünya. Şimdi. Bugün. Yarın. Endgame gerçek ve endgame başladı. Gelecek belirsiz. Her şey olacağına varacak.
On iki Oyuncu. Bedenen gençler ama kadim bir geçmişten geliyorlar. Binlerce yıl önce yaratıldılar ve seçildiler. O günden beri hazırlanıyorlar. Doğaüstü değiller. Ne uçabilir ne de kurşunu altına çevirebilirler. Ölüm geldiğinde onların da yapacak bir şeyleri yok. Onlar için de, hepimiz için de. Onlar Dünya'nın mirasçıları ve Büyük Kurtuluş Bulmacası'nı çözmeliler. Biri yapmalı yoksa hepimiz yok oluruz.
Kitabı oku. İpuçlarını bul. Bulmacayı çöz. Kazanan sadece bir kişi olacak. Endgame gerçek. Endgame başladı.
On iki bin yıl önce geldiler. İnsanlığı yaratıp kurallar koydular. Altına ihtiyaçları vardı ve onlar için ilk medeniyetleri inşa ettiler. İstedikleri şeyi aldıklarında gittiler. Fakat gitmeden önce, bir gün tekrar geri geleceklerini, o gün bir oyun oynanacağını söylediler. Bu oyun geleceğimizi belirleyecekti. Bu Endgame.
On binlerce yıl soylar gizli kaldı. İnsanlığın ilk on iki soyu. Her soyun hazırlanması gereken bir oyuncusu var. Kuşaktan kuşağa eğitildiler. Silah, diller, tarih, taktik, kılık değiştirme, suikast üzerinde uzmanlaştılar. Oyuncular birlikteyken her şeydi: güçlü, nazik, acımasız, sadık, zeki, aptal, çirkin, arzulu, adi, dönek, güzel, hesapçı, tembel, hayat dolu, zayıf. İyi ve kötüler. Hepimiz gibi. Bu Endgame.
Oyun başladığında oyuncular üç anahtarı bulmalı. Bu anahtarlar dünyanın bir yerinde saklı. Anahtarı ilk bulan oyunu kazanır. Endgame: Çağrı birinci anahtarla ilgili. Çağrı aynı zamanda bir bulmaca. Bulmacayı ilk çözen 500.000 $ değerinde altınla ödüllendirilecek.
Oyna. Hayatta kal. Bulmacayı çöz. Tüm dünya. Endgame başladı.

Endgame: The Calling'in elime geçmesi oldukça şans eseri oldu aslında. İnternette gezindiğim öğleden sonralardan biriydi ve ben bloglarla ilgili küçük çaplı bir araştırma yapıyordum. Daha detay vermek gerekirse, birçok yabancı kitap blogunda karşıma çıkan, sağda solda sürekli duyduğum terimlerden biri olan ARC'ın ne olduğunu ve nasıl elde edildiğine bakınıyordum da denebilir. Sonra karşıma bu ARC veren sitelerden biri olarak geçen Netgalley çıktı; Netgalley'in farkı, kitapları ekitap olarak veriyor oluşuyla uluslararası bir profile daha izin vermesiydi. Ben de "Amaan, sanki reddedilirsem çok üzüleceğim," diyerek Endgame: The Calling'in sayfasında bir istekte bulundum. 

Şu an bu yazıyı okumakta olduğunuz düşünülürse reddedilmediğim aşikar, değil mi? 

Ekitaplarla ben arasında çok ilginç bir ilişki var. Bazı dönemlerde elimden düşmez tabletim, sürekli ekitap okurum; bazı dönemlerdeyse ise on metre yakınımda istemem, kitap sayfalarında kaybetmeyi tercih ederim kendimi. Bu kitapsa bu iki dönemin ortasında bir noktaya denk gelmiş olmalı ki, başlarını hızlı hızlı okuduktan sonra araya başka kitaplar ve yorumlar girdi, yapacağım yorum sürekli ve oldukça gecikti; sonra birkaç gün önce tabletimi yeniden elime aldım ve karakterleriyle olay örgüsünü ne kadar çok özlemiş olduğumu fark ettim! Tabii durum öyle olunca, çabucak bitiriverdim kitabı.

Bu kitapta, normalde diğer kitaplara yapmadığım bir şeyi yapıp bahsi geçen 12+1 karakter hakkındaki yorumlarımı ve onlar hakkındaki gözlerimi anlatacağım. Neden derseniz, çünkü eğlenceli! Yazar (ya da yazarlar) karakterleri o kadar renkli, o kadar değişik, o kadar özgün yapmışlar ki her sayfayla beraber daha fazla, daha fazla okumak istedim. Tabii hiçbir şekilde tahmin edilemeyen olay örgüsü ve bilmeceler, "Şimdi ne olacak?" sorusuyla okunan satırların da etkisi bunda fazlaydı. Ben kitabın İngilizce versiyonunu okudum, hem de bedavaya, korsan olmayan bir şekilde, fakat ona rağmen gidip satın alsam mı acaba diye düşünmüyor değilim. Doğrusu, kitaplığımda bulunmasını isteyeceğim bir kitap ve tekrar tekrar bile okuyabilirim.

Dili farklı, anlatımı sade. Kelimeleri kullanarak olayı karıştırmamışlar ve bunun için aslında yazara minnettarım; oldukça başarılı bir denge tutturulmuş olay örgüsü ve anlatım dili arasında. Eğer bu kitabı ağır bir anlatım, oldukça betimleme şeklinde yazmış olsalardı, eminim ki İngilizce'sini okumuş olduğum için hiçbir şey anlamayacaktım. İngilizce'm iyidir, ama o kadarını kaldırabilir miydim bilmiyorum. Bu haliyle oldukça yerinde olmuş, bayağı tuttum o konuda bu kitabı.

Birkaç arkadaşım var, "Bulmacayı çözemem," korkusuyla kitaba el sürmeyen. Doğrusu, kitapla bulmaca iç içe olmalarına rağmen kitabı okuyup zevk almak için bulmacaları çözmenize gerek yok. Ben çözmedim; çözmeye çalışmadım bile; ve oldukça zevk aldım gördüğünüz üzere. Renkli karakterler, oldukça aksiyon, öldürmekten çekinmeyen bir yazar ve şapşal bir eski sevgili, ve elbette dünyanın sonuyla oldukça başarılı bir kombinasyon olmuş bu kitap.

Şimdi sıra geldi, size bahsettiğim "karakter yorumları" kısmına. Çok şey söyler miyim bilemiyorum şimdiden, fakat kesinlikle hepsi hakkında birkaç cümle kurmaya çalışacağımdan emin olabilirsiniz. Bazı karakterler bu kitapta diğerlerinden daha aktifti, o yüzden onlar hakkında diyecek daha çok şey bulurum büyük ihtimalle, ama bakalım. Karakterler hakkındaki yorumlarımı, kitapta ta en baştaki diziliş sıralarına göre yapmayı planlıyorum.
(Not: Karakterlerin çiziminden pek memnun değilim, fakat yapacak bir şey yok. Ben kesinlikle daha farklı hayal etmiştim!)
The Minoan: Marcus Loxias Magelos, 16.24 yaşında
Şahsen bu karakterin İstanbul'da olduğunu ve Fenerbahçe maçı izlediğini okuduğumda heyecanlanmıştım fakat o an bile aklımda olan tek şey adının neden Türkçe olmadığıydı. Madem Türkiye, İstanbul'a bir karakter koyuyorsun, adını da Türkçe yapsaydın ya yazar ağabeyciğim? Hiç mi olmaz? Pekala. Ama gerçekten, bu karakterle ilgili en rahatsız olduğum şey oydu. Bir de, kendini çok bir şey sanıp sonrasında... Neyse o kısmı söylemiyorum, okuyup görün! Ben de spoiler olmaz! (En azından büyüğü olmaz.)
The Mu: Chiyoko Takeda, 17.89 yaşında
Kitapta en sık gördüğümüz karakterlerden biri olan Chiyoko'nun sakinliği, zekası ve sabrına hayran kaldım doğrusu. Olaylardan oldukça başarılı bir şekilde sıyrılmasını bilen, usta bir şekilde gizlenebilen, başarılı bir uzakdoğu sporları ustası. (Onlara ne dendiğini bilemedim şimdi.) Tabii uzakdoğudan olmasının bunda büyük etkisi var elbette, ama yine de! Kitapta ne hareketler yaptığını görseniz, ne tür durumlardan hasarsız çıktığını... ve diğerleri her şeye acele ederken onun nasıl bir sabır ve sukunetle ilerlediğini görseniz, siz de hayran kalırdınız. Ayrıca sözünde duran, onuru önemseyen biri olması da onu sevmem de etkiliydi. 
The Cahokian: Sarah Alopay, 17.98 yaşında
Ah Sarah, vah Sarah! Kitaptaki dramanın en büyük kaynağı, aynı zamanda oldukça fazla bir şekilde görünmesiyle bende "ana karakter" hissiyatı yaratan Amerika'lı "güzel" kızımız! Başta Sarah'nın "eski" sevgilisi Christopher'a bir sempati besliyor oluşumla seviyordum onu, sonrasında Jago sayesinde sevdim. Doğrusu, bu kız kadar çevik ve hızlı olabilmek isterdim. Endgame öncesindeki hayatında da oldukça başarılı biri Sarah. Liseyi "Valedictorian" olarak bitiriyor ne de olsa. (Yazar burada liseyle olan çatışmalarını bir karakter üzerinden anlatır.)
The Koori: Alice Ulapala, 18.34 yaşında
Alice hakkında söyleyecek çok bir şeyim yok aslında, düşünüyorum da. Kitapta yeri vardı, fakat birkaç olay dışında büyük bir yer değildi bence onunki, ve bilmiyorum, o olaylar benim "heyecanla beklediğim" olaylar olmadığından sanırım ona pek dikkat etmedim. Tek hatırladığım, onun iri cüsseli bir kız olduğu, Avusturalya'dan geldiği, "mate" demeyi çok sevdiği ve bumerang'ı oldukça iyi kullandığı; o kadar! Bir de, Shari'nin kızının da adı Alice.
La Tène: Aisling Kopp, 19.94 yaşında
Aisling'i o kadar az gördük ki, hakkında bildiğim tek şey duvar resimlerine karşı meditasyon yapıp Sarah'nın göremediği şeyi görmüş olmasıydı. Alice'ten oldukça küçük cüsseli bir de, onu hatırlıyorum. Hakkında bir fikir edinebileceğim kadar görmediğimden de bunu pas geçme hakkımı kullanmak istiyorum da, bir şey fark ettim tam şu saniye. Eğer biraz daha geç olsaymış Endgame, Aisling oynayamayacakmış! 19.94 yaş! Bu iyi mi, kötü mü, bilemedim valla.
The Donghu: Baitsakhan, 13.02 yaşında
Manyak. Baitsakhan'ı anlatacak en iyi kelime kesinlikle bu. Sadece kana susamış bir manyak olması da değil hem, en küçükleri olduğundan oyuncuların, en "safı" ve en "salağı" da o oluyor sanırım. Sürekli söylediği bir söz var, "Blood for blood," sadece bu bile ne tür bir intikamcı manyak olduğunu anlatıyor bence. Tüm kitap boyunca sanırım en sevmediğim, hatta tiksindiğim karakter bu oldu. Eğer biraz daha mantıklı ve akıllı olabilseydi, bunu manyaklığıyla birleştirip harikalar yaratabilirdi, fakat o sadece manyak olarak kaldı, ve tahminen kalmaya devam edecek.
The Olmec: Jago Tlaloc, 19.14 yaşında
Anem! Jago yüzünde "çirkin" bir yara izi olan, oldukça "çirkin" bir karakter olarak tasvir ediliyor kitapta. O kadar ki, onun geldiği yerde ona "Feo", yani onun dilinde "Çirkin" deniyor! Neden ve nasıl en sevdiğim karakter olduğu konusuna gelirsek de, sanırım Sarah yüzünden. O ikisi birbirlerini sevmemi sağladılar, kesinlikle. Bir de, yara izlerine karşı (birçok genç kızın barındırdığı, oldukça normal olan) bir zaafa sahibim, sanırım o yüzden. Gördüğüm en dürüst karakterlerden bir tanesi olmasının yanında, mantıklı yanını hiç kaybetmedi ve başarısızlıklarda bile bir şeyler bulabildi. Bulamadığı noktalar olduysa bile görmezden geldim çünkü kitapta okumayı en istediğim sahneler içinde Jago'nun bulunduğu sahnelerdi. Evet, bulmaca odaklı bir kitapta bile bir karaktere aşık olmayı başarabildim. (Utanmıyorum. Hıh.)
The Shang: An Liu, 17.46 yaşında
An, ah An. Bu karakter hakkında çok karışık hislerim var. Chiyoko sayesinde öğrendiklerimle sevmek istiyorum fakat aynı zamanda sevemiyorum da. Baitsakhan'dan sonra en büyük manyağın kendisi olduğu bir gerçek, ama onu kim suçlayabilir ki? Onun yaşadıklarını yaşadıktan sonra bunlar normal bence, hele Endgame dünyasında. Hakkında çok bir şey diyemeyeceğim ama, An bence oldukça sadık bir karakter. Spoiler vermek istemediğim için çenemi kapatsam iyi olacak.
The Harrapan: Shari Chopra, 17.82 yaşında
Shari en samimi, en insan karakterlerden biriydi sanırsam. Baitsakhan'ın ona yaptığını hiçbir şekilde hak etmiyordu ve doğrusu, o ikilinin karşılaşmasını merakla bekliyorum. Shari hakkında da pek bir şey diyemem sanırım; bir kızı var, ve bu da onu diğer oyunculardan farklı kılıyor bence. Aralarında bir ailesi, daha doğrusu kendi kurduğu bir ailesi olan tek kişi o. Sarah daha "sevgili" aşamasındayken Shari'nin bir kocası ve küçük bir kızı var. Tabii kültür farklılıkları falan filan, fakat bilmiyorum, öğrendiğimde yazarın böyle bir detayı kitaba katması çok hoşuma gitmişti.
The Sumerian: Kala Mozami, 16.50 yaşında
Kala... Kala ya. Zavallım oyuncu olmayan biri tarafından oldukça uzun süre takip edilmiş olması yetmiyormuş gibi, bir de yine benzer bir salaklık yüzünden başına gelmeyen kalmadı. Ha, yanlış anlaşılmasın karakteri pek sevemedim, fakat yine de. Doğrusu Baitsakhan'la karşılaşmış her karaktere acıyorum biraz. Adam öyle bir manyak yani. Kala oldukça vardı kitapta, fakat hakkında pek bir görüşe sahip değilim. İnsanları yük olarak görüyor olması ve kolaylıkla adam öldürmesi yeni bir şey değil, o yüzden ona ekstradan bir "acımasız" etiketi yapıştıramam. Zeki kız ama, bulmaca çözmekte de oldukça iyi.
The Nabatean: Maccabee Adlai, 16.42 yaşında
Maccabee kesinlikle ve kesinlikle Baitsakhan'dan daha zeki ve sabırlı, bu da onu oldukça ileri taşıyor. Baitsakhan'a benzer bir karakter olarak sunulsa bile, aslında o kadar farklılar ki, insan onu az çok sevmeden edemiyor. Pek akılda kalıcı bir karakter değildi benim için fakat en az diğerleri kadar ölümcül. Benim için en ayırt edici özelliği iyi giyinmeyi sevmesiydi doğrusu. O kadar da ayırt edemedim diğerleri arasında, ama normaldi tahminen, çünkü tüm dikkatim Jago'daydı. (Hala utanmıyorum.)
The Aksumite: Hilal ibn Isa al-Salt, 18.96 yaşında
Ya ben bu karaktere nasıl üzülüyorum anlatamam. Arkadaş on ikilinin içinden en sakini, en barışcılı fakat kimse onu umursamıyor. Diyor savaşa ne gerek var, konuşarak halledebiliriz, sonra bir bakıyor etraf kan gölü! Tabii aksini beklemek birazcık da saflığa girmiyor değil, fakat yine de. Denediği için tebrik etmek lazım. Yine iri cüsseli, yapılı bir arkadaşımız fakat kitap boyu şiddet eğilimini görmedim. Belki ikinci kitapta şaşırtır bilmyiorum, fakat Shari'yle beraber en insancıl olanlardan olduğu söylenebilir.

Hoh. Her karakter hakkında düşüncelerimi ilettiğime göre, karakterlerin nereden geldiğini daha iyi görebilin diye yer belirten haritayı ekliyorum aşağıya. İsimlerden değil de, "line"lardan, yani isimlerin başındaki kelimelerden ayırt edebilirsiniz kişileri. Kitap boyu Cahokian, Mu, Olmec, Donghu ve Sumerian çok geçtiği için onları ezberledim ben, ama diğerlerine bakmak da zorlamaz herhalde. :D
Aslına bakarsanız yazıyı burada bitirmek istemiyorum, daha eklemek istediğim birkaç şey daha var, fakat oldukça uzun bir yazı olduğundan ve insanları da sıkmak istemediğimden burada bırakmanın en mantıklısı olacağını düşündüm. Yorum kısmında daha diyecek bir şeyim yok zaten, paylaşmayı düşündüğüm diğer şeyleri de başka bir yazıda yazabilirim, değil mi ama? Düşük çeneme yenilmek yok, hayır! Neyse, şu yazıyı sonuna kadar sabırla okuyan olduysa gelsin, ona bir kurabiye vereceğim ^^ 

Anlaşılmadıysa (ki bence yazının içeriğinden de uzunluğundan da çok iyi anlaşılıyordu), kitabı oldukça sevdiğimi belirtmek istiyorum ve kesinlikle öneriyorum. Hatta kendinize alırken bana da bir kopyasını alabilirsiniz, sevinirim yani. Kitap benden oldukça parlak bir EVET aldığı gibi, aynı zamanda eğer ikinci kitap bir an önce çıkmazsa kriz geçirme sözü de aldı. Of, nasıl dayanacağım, nasıl bekleyeceğim, en ufak bir fikrim yok şu an. Düşündüm de, bunun filmini yapsalar oldukça tutar. Yapacaklar mı? Bilen var mı?

Dart Ödülü (Premio Dardos) | Mimlendim #5


Ya aslında bu bir "mim" sayılmaz, ama olsun, ben ona mim demek istedim. Adını mim koydum, dırırım. İşte bütün bunlar fizik çalışamamaktan; çalışmaya çalışırken bloga bakmaktan. Aslında sanırım Kristal Kitap bana bu ödülü iki-üç gün önce verdi, tam hatırlayamıyorum, fakat 15 bloga bu ödülü dağıtmamız gerektiğinden valla hiç başlayasım yoktu. Ardından bugün Kitap İklimi'nin de  beni bu ödüle layık gördüğünü öğrenince, artık yapmak gerek diye düşünerek kolları sıvadım. Çok blog takip etsem de, isim bulma konusunda büyük bir sıkıntı yaşıyorum ve öyle olunca asla böyle uzun listeli etkinlikleri tamamlayamıyorum. Hof. 

Şimdi Dart Ödülü neyin nesidir bilmiyorum, ne anlama gelir, falandır filandır, fakat kimse de açıklamamış. Hatta soranlarını çok gördüm. O yüzden bilen, duyan, gören falan varsa bir açıklama da bana fırlatsın, yorumlar kısmı buna çok uygun bir yer hem. (Değil mi yakışıklı ;)) İşin şakası bir yana, gerçekten de merak ediyorum bu nereden çıktı, yani bilen varsa lütfen bilgisini paylaşsın.

Bu ödülün kuralları, resmi paylaşmak ve 15 bloga ödülü dağıtmak diye geçiyor, ama bence ödülün ne işe yaradığını bilmemek de bunlardan biri olabilir. Neyse, bakalım 15 blogu nereden tutup çıkartacağıım.

1. Afrodit'in Güncesi
2. Apollon'un Güncesi
3. Demeter'in Güncesi
4. Pilli Kütüphane
5. Kütüphanemden Kitap Manzaraları
6. Bidolukitap
7. İki Kapak Arası
8. Kayıp Sayfa
9. Melis Kitaplar Diyarında
10. Üşengeç Kızın Kitaplığı
11. Cemre Ne Okuyor?
12. Hayallerimde Saklı Gerçekler
13. The Reading Lady
14. One Better Day
15. Kitap Sara'yı

*Yazar derin ve rahat bir nefes alır, verir.* On beş blog bulana kadar canım çıktı, çünkü sanırım takip ettiklerim arasında bu yazıyı yazmakta en gecikenlerden biriyim! Neyse artık, bunu da hallettiğime göre mutlu mutlu kitaplarıma dönebilirim. :D

EDIT: Ya ben etiketlerken farkında değildim de, Kayıp Sayfa blogunu kapatmış :( 

26 Ekim 2014 Pazar


Sevgili Kitap Kokusu beni bu etkinlikte mimlemiş, öncelikle teşekkürler! Ardından da, ismimizi yazma iznini veren etkinlik başlatıcısına ve bana kısa bir isim veren annemle babama teşekkür etmek istiyorum. Şimdi adım Ezgi değil de, böyle 8-10 harf içeren başka bir isim olsaydı, ara da bul o kadar kitap. Gerçi Z harfini nereden bulacağım, orası da düşündürmüyor değil. 

*Gitti, kitaplığını karıştırdı biraz, sonra o kadar çekinerek aradığı Z'yi rahatlıkla bulduğunu fark etti ve kitapların resmini çekip geri döndü*
Ben de bu etkinliğe o zaman Afrodit'in Güncesi, Pilli Kütüphane ve Kristal Kitap'ı etiketliyorum! Sizleri görelim görls ;)

24 Ekim 2014 Cuma

Duygu - Işıl Parlakyıldız | Yorum

Adı: Duygu
Yazarı: Işıl Parlakyıldız
Yayınevi: Müptela Yayınları
Sayfa Sayısı: 662
Goodreads Puanı: -
Seri: -

Anne sıcaklığı, baba emniyeti olmayan bir dünyada ayakta kalmaya çalışan kırılganlık abidesiydi Duygu. Üç yoldaşı vardı onu taşıyan. "Develerim" derdi onlara. O develer ki İstanbul'un en arızalı tipleriydi. Her ne kadar bela makinesi olsalar da Duygu için tek bir gerçek vardı;
"Bekir candı, Ali kandı, Sedat aşktı." 
Ve hayat onlar için bir duadan ibaretti. İyiyim…iyiyiz… biz hep iyi oluruz. Güçlü olmayı en zorlu yollarda öğrenmiş dev bir çınardı Sedat. Hayatta yorulmuş, aşktan çoktan vazgeçmişti. Yüreğini ördüğü çelik duvarlar arasına saklamış acımasız bir adamdı o. Acılarla atılmış düğümlerin arasında filiz verebilir miydi aşk? Meleği şeytana döndürüp, şeytanın ruhunu ele geçirebilir miydi aşk?

Yorumuma başlamadan önce bunun normalde yapmayı tercih etmediğim bir şey olduğunu, fakat eğer bir sayfa daha okursam patlayacağımı hissettiğim için yapmayı gerekli gördüğümü belirtmek istiyorum. Duygu kitabını bitirmedim. Öncelikle onu söyleyip, sonrasında geçmek istiyorum yorumuma. Normalde, eğer ilk elli sayfayı geçebilmişsem, bir kitabı sonuna kadar götüren bir insanımdır fakat Duygu bu konuda bir istisna olmayı başarabildi. Toplam 166 sayfa okuduktan sonra bir sayfa daha okuyacak enerjim, dikkatim ya da sabrım kalmamıştı.

Büyük bir beklenti ve heyecanla aldığım bir kitabın beni bu denli rahatsız etmesi oldukça üzücü bir durum; özellikle de bu kitap, önceleri Wattpad'de yayınlanan bir hikayeyken, sonrasında basılmışken. Bir Wattpad yazarı olarak benim de büyük hayallerimden birisidir kitabımın basılması; fakat bu şekilde değil. Neyse, işin Wattpad kısmını karıştırmak istemiyorum bu yoruma ve devam ediyorum.

Kitaptan ilk 30 sayfada nefret ettim. Oldukça klişe bir olay örgüsü (kızın üç tane yakın arkadaşı var, bunlara develerim diyor, geçmişte çok sorunlu olaylar atlatmışlar, develeri aslında İstanbul'da astığı astık kestiği kestik tipler fakat ne akla hikmetse kıza çok şefkatli, çok iyi davranıyorlar, ama unutmayın göz kırpmadan adam öldürebilecek tipteki mafyalardan bahsediyoruz aklınız karışmasın, aynı zamanda kız bunlardan birini seviyor fakat sevdiğinin farkında değil, garip bir şekilde onun da kendisini sevdiğinin hiçbir şekilde farkında değil, ayrıca bu kızın sevdiceğinin sürtük diye tanımlanan bir sevgilisi var ve kız oldukça sorunlu bir karakter, ana karakterimiz bu sevgilinin kendisini kıskandığını fark edemeyecek kadar benmerkezci tabii, neyse oraya girmeyeceğim, aynı zamanda da bu develer oldukça baskın karakterler, bu da ana karakter kızımızı çok güçsüz, ezik bir şey yapıyor tabii), başarısız diyaloglar, kontrolsüz duygu değişimi falan filan derken, ciddi anlamda kitaba nefretle bakmaya başladım.

Klişe olay örgüsünü uzun paragraf içimde oldukça iyi anlattığımı düşündüğüm için, beni rahatsız eden bir diğer şey olan kontrolsüz duygu değişimine geçmek istiyorum. Karakterler, bir an sinirliyken akıllarına komik bir şey geldiğinde gülebiliyorlar, fakat her nasılsa gülmeleri bittikten sonra hiç gülmemişcesine tekrardan sinirli olabiliyorlar; ya da benzer bir durum üzgün oldukları anlar için de var. Bir an çok mutsuzlar, dokunsanız ağlayacak gibi, sonra bir bakıyorsunuz biri bir şey demiş ve hepsi gülüyor, hepsi mutlu, az önceki mutsuz havadan eser yok!

Başarısız diyalogları açmama gerek olduğunu sanmıyorum ve örneklendiremeyecek kadar üşeniyorum. Şimdi aç rastgele bir sayfayı, diyalogu bilgisayara geçir, kim uğraşacak? Onun yerine, kitabı okurken gerçekten hayret ettiğim, "Yok artık," dedirten bir alıntıyı paylaşmak istiyorum. Bakalım neden bu kadar şaşırdığımı anlayabilecek misiniz? 
Bu arada resim olarak koymuş olmamın sebebi, az önce diyalog örneği vermemiş olmamla aynı sebepten. Nedense konu bu kitap olunca üzerimi ağır bir üşengeçlik kaplıyor, böyle hiçbir şey yapasım gelmiyor. Neyse, alıntıdaki sorunu herkesin anladığını düşünerek devam ediyorum. Sanırım bir konu bu kadar uzatılabilirdi! Bir arkadaşım ben kitaba daha yeni başlarken, kitabın aslında 300'lü sayfalarda bittiğini, devamındaysa uzatmaları okuduğumuzu söylemişti. Zaten kitabı elime aldığım ilk andan itibaren aklımda aynı soru vardı: "Bir aşk romanında 600 sayfa boyunca ne yazabilirsin ki?"

Sormaz olaydım, demeyeceğim; kitabı elime almaz olaydım! 600 sayfa ne yazmış halen bilmiyor olabilirim fakat bir Trabzon olayı var, ne olay ne olay. Ki ben tahminen yarısında bile bırakmadım okumayı. Bir olay bu kadar uzatılabilirdi sanırım. Ne gerek vardı bu kadar anlatmaya, her olayı yazıp bu kadar detaya girmeye anlamadım ki. Sanırım kitabı bırakmamı tetikleyen son nokta olayların bu kadar uzatılmış olmasıydı. Bir de ben kitaba sıkkın bir şekilde bakarken babam odamın kapısında belirdi, kitaba olan duygularımı anlattığımdaysa da "Zaten sınırlı enerjin var, buna harcama," gibisinden bir şeyler dedi. Oysa ben kendime meydan okumuştum, kitabın sonuna kadar gelecektim! Nerde! (Kitap boyunca nerede'nin nerde olarak yazılması da ayrı rahatsız ediciydi.)

*Derin bir nefes alır, verir.* Bunları söylediğime göre, kadın karakterin bu kadar ezik olmasından duyduğum rahatsızlıkla devam edebilirim sanırım. Kızın geçmişinde "karanlık" olaylar var, çok kötü şeyler yaşamış, böyle vücudunda 9293429852 puro söndürmüşler ve kız onu kurtaran kişinin karşısında, yedi yıldan sonra, sönüyor? Belki ben fazla uçuyorum - pek sanmasam da - fakat eğer o durumdaki ben olsaydım, kimsenin bana Sedat'ın Duygu'ya davrandığı gibi davranmasına izin vermezdim. Ne o öyle? Kız resmen düşüncelerini dile getiremiyor, istediklerini yapamıyor. Biliyorum kontrol manyağı erkekler birçok kadın ve kız tarafından çekici bulunuyor, fakat bu şekilde değil. Bu karakterler çekici olamayacak kadar kıro geldiler bana.

Ayrıca, İstanbul'un en korkulan mafyaları deniyor bu üçlüye, kitabın bir noktasında Duygu'nun Sedat'ın ne günahı olmuş olabileceğini sorguladığı bir kısım vardı. Diyordu ki, işte bu sert kabuğun ardındaki saf ruh da mı kirlenmişti falan. Tam hatırlamıyorum da, ana fikir buydu. Yahu, adam mafya, soğukkanlılıkla adam öldürüyor, ne safı ne ruhu, hangi günahını saysın sana? Bir de, bir noktada bunların "iyi insanlara" bulaşmadığından bahsediliyordu. Böyle "en korkulan mafya" var mıdır acaba?

Işıl Parlakyıldız'ın okuduğum ilk kitabıydı ve %200 olasılıkla son kitabı olacak. Üzerine para verseler bir daha bir Işıl Parlakyıldız kitabı okuyacağımı sanmıyorum; resmen sağlığıma zararlı. Zamanımın yarısı kitaptaki cümle yapılarının yanlışlığına, diğer yarısı ise karakterlere kızmakla geçti! Böyle kitap okunmaz, okunsa bile benim gibi sinirlendiğinizle kalırsınız sadece. Ben bu kitabı baskıya göndermezdim, o kadar sorunları var bence. Neyse, sakinim. Yani, isterseniz okuyun fakat anlayacağınız üzere ŞİDDETLE ÖNERMİYORUM. O kadar ki bütün bunları sadece 166 sayfa okuyarak söyledim.

Devamında belki düzeliyordur da demeyin, neredeyse 200 sayfada düzelmeyen kitap geri kalan 460 sayfada da düzelmez. Yok yani, öyle bir imkanı yok. Kitapla ilgili merak ettiğim tek bir şey var, o da Sedat'ın Duygu'ya aşık olduğu bu kadar belliyken (ciddi anlamda resmen bas bas bağırıyor bunu yazar kitabın ilk 166 sayfasında), Senem'le ne işler karıştırıyor Sedat? Senem ne alaka? Bunu da öğrenmek için okuyacak değilim. Beter olsun.

Goodreads'te sırf "denedim, başaramadım ve beğenmedim" anlamına gelsin diye kitaba 1 puan verdim fakat aslında bunu bile yapmak istemiyorum. O yüzden kitaba puan vermeyeceğim, bir "BİTİRİLEMEDİ" çakacağım. Okumayın, okutmayın. Bu travmadan kurtarın sevdiklerinizi. Beni az çok tanıyanınız varsa bilir, ben kitaplar hakkında bu kadar sert konuşmam. Konuşuyorsam vardır bir bildiğim.

Athena Instagram'da! | Duyuru


Kısa süre önce, daha önceden açmış olduğum Facebook hesabının varlığını duyurmuştum, şimdiyse birkaç gün önce (daha çok yeni, fiyuv!) açtığım Instagram hesabımı gösteriyorum. Neden açtığıma gelirsek, biraz özenti (anne tüm çocuklarda var ama!), birazcık da gereklilik. Şöyle ki, kişisel hesabımın oldukça fazla bir şekilde kitap/kitapla ilgili gönderi paylaşmaya başlamıştım; bunların da çoğu blogla ilgili sayılabilecek gönderiler olduğundan bir Athena'nın Güncesi hesabı açtım!

Yani, takip edin etmeyin, size kalmış; ben sadece böyle bir şeyin varlığını duyurmak istedim :D Benim için kullanışlı olacak, ve eğlenceli, çünkü belli konulardaki şeyleri aynı yerde toplamayı da severim. (Bknz. Kitaplığımda yayınevleri ve seri kitapları beraber durur; birçok farklı konu için birçok farklı defter tutarım; defterler, ders kitapları ve test kitapları ayrı yerlerde dururlar.)

Instagram hesabına gitmek için tık tık, aynı zamanda kullanıcı adı da "athenaninguncesi"; bakabilirsiniz belki ^^

23 Ekim 2014 Perşembe

Güz Okuma Şenliği 2014 | Birinci Ay

Şaşırmadığım üzere bu ay o kadar az okudum ki! Büyük olasılıkla tüm şenlik boyunca pek kitap okuyamayacağım - şenliği tamamlamayı ummuyorum bile - fakat yaz şenliğini görüp katılmayı çok istemiştim; böyle de olunca insan tamamlayamasa da bile "katılmış olmak" için katılıyor işte! (Yani en azından ben.)

Tüm kategorileri tekrardan paylaşmaktansa, bu ay boyunca neler okudum ve hangi kategorideydi, onları paylaşmayı daha uygun görüyorum. Böylece hem okumadıklarım çok göze batmaz (:P), hem gereksiz uzatmamış olurum, hem de sıralamada yer alabilmek için gereklilikleri yerine getirmiş olurum.

Bakalım Athena bu ay neler okumuş?

7. Kategori (10 puan): Türk bir yazardan bir öykü kitabı.
Geniş Zamanlar / Ayşe Kulin / Remzi Kitabevi / 134 Sayfa

8. Kategori (10 puan): Fantastik kurgu/bilim kurgu/distopya/steampunk vb. türde bir kitap.
Mezarla Randevu / Jeaniene Frost / Artemis Yayınları / 448 Sayfa

16. Kategori (10 puan): Polisiye/gerilim/korku vb. türde bir kitap.
Son 18 Saniye / Goerge D. Shuman / April Yayınları / 318 Sayfa

17. Kategori (10 puan): Bir aşk romanı.
Aşkın Ömrü Üç Yıldır - Frédéric Beigbeder / Doğan Kitap / 170 Sayfa

21. Kategori (Her bir kitap 10 puan, tüm kitaplar okunursa ekstradan 20 puan, toplamda 60 puan): Şimdiye kadar hiç kitabını okumadığınız dört yazardan birer kitap. Yazarların ikisi Türk, ikisi yabancı, ikisi kadın, ikisi erkek olmalı.
Bir Cinsel Sapığın Gizli Hayatı / J. Alexander Bokin (Yabancı/Erkek) / Yirmidört Yayınları / 128 Sayfa
Emblem of Eternity / Angela Corbett (Yabancı/Kadın) / Pendrell Publishing / 320 Sayfa

PUAN HESAPLAMA:
6 kitap okuduğum için 6*10 = 60 puan.
1.558 sayfa okuduğum için 15 puan.
20 veya 21 veya 22. kategorideki tüm kitapları okuyamadığım için ekstra 0 puan.
Toplam: 60+15 = 75 puan.

Okuma Şenliği'ne uymayan birkaç kitap daha okudum, fakat saymazsak oldukça yavaş bir ay olmuş benim için, ve düşünüyorum da, sınavlar falan varken Kasım'da ne yapacağım ben? Aah ah, bu gidişle değil şenliği tamamlamak, listede ilk 100'e bile giremeyebilirim! Tabii kimin umrunda? Benim değil :P Daha bunun kışı var, yazı var, yine sonbaharı var :D

21 Ekim 2014 Salı

Adı: Son 18 Saniye
Yazarı: George D. Shuman
Yayınevi: April Yayıncılık
Sayfa Sayısı: 318
Goodreads Puanı: 3.62
Seri: Sherry Moore #1

Bilimsel Bir Gerçek:
İnsan beyninin ön korteksi kısa süreli anıları depolar. Bu anılar yalnızca insanın o an içinde düşündüklerini kapsar ve uzunlukları yaklaşık on sekiz saniye kadardır.
Polis araştırmaları danışmanı Sherry Moore görme engelli ve çarpıcı derecede güzel bir kadın. Ama asıl olağanüstü özelliği, ölen kişilere dokunarak hayattayken geçirdikleri son on sekiz saniyeyi görmesi.
Sherry beş yaşındayken bir kent hastanesinin önündeki basamaklarda, ölümün eşiğine gelmiş halde bulunur. Başına aldığı darbeler görmesini ve o günden öncesini anımsamasını engelleyecek kadar kalıcı hasar bırakmıştır. Yıllar geçer ve Sherry olağanüstü bir yeteneğe sahip olduğunu anlayınca, bu özelliğini insanlara yardım etmek ve sadece onun müdahalesiyle çözülebilecek gizemler konusunda danışmanlık yapmak için kullanmayı öğrenir.
Seri katil Earl Sykes işlediği korkunç cinayetlerden ötürü yakayı hiç ele vermemiştir. Ama ölümle sonuçlanan bir trafik kazasına karışması hapsi boylamasına neden olmuştur. Ve şimdi, aradan neredeyse otuz yıl geçtikten sonra New Jersey'in Wildwood adlı küçük turizm yerleşimine geri dönmüş, iskele bölgesinde avlanmaya, genç kızları iğrenç oyunlarında kullanmak üzere kaçırmaya koyulmuştur.
Kendisi de eski bir yasa yaptırım görevlisi olan yazar George Shuman, gerilim dolu öyküsünü aktarırken gerçekçi bir tarz benim­seyerek, otantik soruşturma ayrıntıları vererek okuru heyecanın uçlarına itiyor.
20'den fazla dile çevrilen, soluk soluğa okunacak bir roman.'

Oldukça ilginç bir kitap olduğunu söyleyerek başlamak istiyorum. Ben pek polisiye insanı değilimdir aslında, fakat bu da tam olarak bir polisiye sayılamazdı zaten. Kitapta birçok yaşam o kadar farklı yönlerle iç içe geçmişti ki, olayları ve zamanları, mekanları ve kişileri kafamda net bir şekilde oturtana kadar kitabın ilk yüz sayfasını zaten geçmiştik. En başında neyin ne olduğunu anlatmak, karakterleri tanımak, az çok bir fikir sahibi edinmek için yer verilmiş olayları devamında ne olacağını bilmeden ve düşünmeden okuduktan sonra, bir noktada işler netleşti ve o noktadan sonra kendimi kitabın içinde kaybettim.

Oldukça başarılı bir şekilde kurgulanmış, orijinal bir romandı "Son 18 Saniye". Romana başlamadan önce bilmeniz gereken her şey zaten tanıtım yazısında mevcut; spoiler yemekten nefret eden biri olarak vermeyi de düşünmüyorum doğrusu. Bahsi geçen karakterler ve hayatlar, hatta polis davaları bile o kadar iç içeydi ki, en son sayfayı okuyana kadar aslında soru işaretleri mevcuttu. Kitabın sonundan memnun olmadığımı da belirtmek isterim fakat bu tamamen benim bir okuyucu, mutlu son isteyen ve seven bir okuyucu olmamdan kaynaklanıyor. Hayır, kitabın sonu "mutsuz" değil; fakat özellikle sevmediğim birkaç olay içeriyor.

Öyle bir noktada bitiyor ki hatta, kitabın bir seri olduğunu anımsayarak, "Acaba yazar bu kitaba nasıl bir devam yazmış?" diye düşünmeden edemiyorum. Yakın zamanda okuyacağımı sanmasam da, bir gün, elimde okunacak kitaplar azaldığında, ikinci kitabı bir şekilde edinip okumak isterim, doğruya doğru. O nasıl bir sondu öyle! Oldukça beklenmedik ama bir o kadar olası; ayrıca kalbimi kırdı. Tüm kitap boyunca istediğim bir şey vardı da, bu son, o şeyin "olmayacağını" kesinleştirmiş oldu bir nevi; yani elimde değil üzülmemek!

Karakterler ve dil konusunda söyleyecek ne iyi ne de kötü bir yorumum yok; yeterince inandırıcı ve oldukça akıcı bir romandı, üzerine söylenmesi gereken daha fazla bir şey olduğunu sanmıyorum. "Ortalama" denebilir bu konuda; dilinde özel bir çaba görmedim ve tahminen de yoktu, fakat olması da gerekmiyordu. Olay örgüsüyle kapatıyordu bu açığı. Yani "olay" odaklı bir kitaptı; çoğu polisiye romanın olduğu gibi.

Aynı zamanda April Yayınları'ndan pek kitap okumamıştım daha önce, fakat bu kitaptan sonra, o yayınevinin kitaplarına özellikle dikkat edeceğimi hissediyorum. Daha önce çok okumamış olduğum için ve bu kitabı da yeni okuduğum için, "Acaba daha ne cevherler çevirmiş olabilirler?" diye düşünmeden edemiyor insan. Kısacası takibe aldım yayınevini, bakalım neler bulacağım!

Aslında kitaba 5 değil, 4 vermeyi düşünüyordum fakat siz bunu elbette yeni öğrendiniz. Kitap boyunca ne fazlaca heyecanlanmış ne de duygulanmıştım; oldukça düz ve monoton bir şekilde okumamı sürdürmüş, "Acaba ne olacak?"ları sormak yerine, neler olacağını görmek üzere okumaya devam etmeyi seçmiştim; ta ki son 15-20 sayfaya kadar! Anlayamıyorum, bir son, insanı nasıl bu kadar etkileyebilir? Hayır, sonun özel bir yanı da pek yoktu, fakat bir madalya! Ah o madalya! Nasıl içim gitti, anlatamam.

Şu an o kadar karmaşık duygular yaşıyorum ki... Az önce yakın zamanda okumayacağım ikinci kitabı dedim de, keşke şu an yanımda olsa da okusam diyorum birden bire; meraklıyım, devamını görmek, öğrenmek, Sherry ne yaptı bilmek istiyorum. Tabii bunun için ilk önce kitabın çevrilip çevrilmemiş olduğunu öğrenmem, sonra da adını bulmam gerekiyor. İlk kitabı okul kütüphanesinden alıp olduğum için, devamını satın almak da pek cazip görünmüyor, ama bulurum ben bir şeyler. (Eğer seri kitaplarım olacaksa tüm seriye sahip olmak isterim de.)

Hala anlamadıysanız, bu kitap tam bir EVET'lik. Başarılı bir olay örgüsü, inandırıcı ve etkileyici karakterler, (ayrıca az önce bahsetmedim ama, tek bir karakterin yaşamına odaklanmayıp neredeyse herkesin hayatıyla ilgili detay ve olaylara yer vererek daha bir "gerçekçi" yapmış romanını yazarımız), orijinal bir fikir (18 saniye!), okuru (ben) alt-üst eden bir son ve sosyopat bir katil! Bence bu roman aradığınız her şeyi ve daha fazlasını içeriyor. Okuyun, okutun!
Dipnot: Favori karakterim kesinlikle ve kesinlikle John Payne.

20 Ekim 2014 Pazartesi

Ukitap'tan Gelenler #1


Geçtiğimiz günlerde bir Gidenler gönderisi yazmıştım ve bugün, sonunda, tüm gelecek olanlar elime ulaştığı için bir de Gelenler yazısı yazmanın uygun olacağını düşündüm. Gidenler yazıma gitmek için tık tık, ve gelen kitaplarıma geçiyorum!

1#: Dikkat! Aşk Çıkabilir - Asude

Birbirlerinden nefret eden iki insandı onlar… Ama evlendiler! Uslanmaz bir asosyal olan İlkim'in hayatındaki tek amaç başarılı bir bilim kadını olmaktır. Onun modayla, makyajla işi yoktur ve gözlüğünün ardındaki dünyada ders notlarıyla mutludur. 
Evlenmek için hayallerinin profesörünü beklerken, karşısına tehlikeli, kaba, bilimden anlamayan, öfkeli bir işadamı çıkar. Martin Turner… Bu Amerikalı adamla asla evlenmemesi gerektiğini bilse de, muhteşem kariyerinin anahtarının onun ellerinde olması işleri rayından çıkaracaktır. Genç kız, ilk andan beri koşarak kaçmak istediği bu yakışıklı ve karanlık adama, hayatının tüm ideallerini çiğneyerek tutkuyla çekilirken, ilk kez gerçek bir kadın gibi hissetmeye başlar.
Ve genç adam, gizli çıkarları uğruna evlendiği bu kızı Amerika'ya götürdüğü gün ondan kurtulma planları yaparken, sessiz karısı hayatının merkezine yerleşir. Aşk, nefreti gölgesi gibi takip ederken, bu nefretten bir aşk doğabilir mi? Peki ya sırlar açığa çıktığında gerçek aşk yalanlara direnebilir mi?

Asude'nin ilk kitabının basıldığı günden beri bir şekilde kendime "Okuyacağım, okuyacağım," dediğim bir yazar olduğu düşünülürse, bir kitabını edinmekte bayağı geciktim! Ama geç olsun, güç olmasın demişler ve umuyorum ki, şu an elimde olan okunmamış 95829348 kitap arasında bir yerde bunu okumaya fırsat bulacağım ^^ Özellikle bu kitabını seçmemin ise bir nedeni yok; sadece bir yerden başlamak gerektiğini düşündüm :3

2#: Sonsuz Aşk - P.C. Cast

Claudia Gray, çok satan Evernight serisi romanından Patrice'nin geçmişini ve İkinci Dünya Savaşı'nda ölümlü bir askerle olan ilişkisini araştırır.Lili St. Crow, bizi St. Mary's Katolik kolejine götürür. Burada sevgisiz bir kızın, en yakın arkadaşını öldürdüğüne inandığı erkekten bir türlü uzak duramayışına şahit oluruz.Wicked serisinin yazarı Nancy Holder, yüzyıllardır çok sevdiği Juliet'inin dönüşünü bekleyen ölümsüz bir Romeo ile, Romeo ve Juliet'i yeniden canlandırır. Heather Brewer, sevdiği erkekle kaçırılıp buz gibi bir bodrum katta kilitli halde uyanan ve isimlendirmeye bile cesaret edemediği bir canavarla karşılaşan genç bir kızın hikâyesini anlatır. Rachel Caine, çok satan kitabı Morganville Vampirleri serisinin son doğaüstü tehdidin, orada yaşayan insanların hayatlarına değil de Eve'ye ve Michael'ın aralarındaki bağa yönelik olduğu olaylarına döner. Ve Shade'in yazarı Jeri Smith-Ready, bizi vampirleri, ailesi ve hayalleri arasında kalmış bir kızı ve ona yardım etmek için her şeyini vermeye hazır bir oğlanı saklayan çingene topluluğuyla tanıştırır.

Aslında P.C. Cast'in yazmış olduğu söylenemeyecek, birkaç farklı yazarın hikayelerinin yan yana getirilmesinden oluşan bir kitap olduğu için kapaktaki P.C. Cast yazısı beni çok irite etse de, kızın çok estetik bir görünümü olduğundan bu sıkıntı ortadan kalkıyor. Bana kitap satmanın veya okutmanın bir numaralı kuralı gibi zaten, GÜZEL KAPAK. Kitabı kapağına göre yargılama derler ve doğrudur da, fakat bir kitaba, özellikle öylece duran bir kitaba bakacaksam, kapağının beni çekmesi gerekiyor. Eh, bu da bunu bayağı iyi yapıyor.

3#: Küçük Mucizeler Dükkanı (Blossom Street, #1) - Debbie Macomber

"Artık o eski tasasız kız değilim. Yaşadığım her günün değerini biliyorum. Çünkü hayatın ne kadar değerli olduğunu öğrendim... Hiçbir şeyi, özellikle de hayatı hafife almaz oldum. Artık hiçbir günümü boşa geçirmiyorum. Çektiğim acıların karşılıklarının olduğunu öğrendim..."
Hayatın içinden dört güçlü kadın...
Küçük mucizeler, büyük umutlar 
Ve dostluğun iyileştirici gücüne dair sımsıcak bir hikâye...
Bu kitapta mutlaka kendinizden bir şeyler bulacaksınız! 

Bu kitabı okumamış azınlık içerisinde olmak istemedim. Babaannemin ve sınıf arkadaşlarımdan birinin bu kitabı okumuş olduğunu düşünürsek, nesi bu kadar büyük bir yaş aralığına hitap ediyor gerçekten merak ediyorum. Ama büyük olasılıkla yakın bir zamanda okuyacağım bir kitap olmayacak; elimde o kadar çok kitap var ki okumamış olduğum! 

5#: Issız Erkekler Korosu - Canan Tan

Âdemoğlu Pansiyon'da bir fasıl gecesi... Müşterilerin hepsi erkek! Ezilen, horlanan, acı çeken, ağlayan, üşüyen, hatta dayak yiyen erkekler onlar. Her birinin ayrı bir hikâyesi, o hikâyenin içine nakşolmuş ayrı bir şarkısı var.Ve tanıdık birkaç yüz... Piraye'nin Haşim'i, Yüreğim Seni Çok Sevdi'nin Murat'ı ve eskilerin Eylemci'si Vedat da orada. Issız erkeklerden oluşan muhteşem koro eşliğinde şarkılarını söylüyorlar. "Ömrüm seni sevmekle nihayet bulacaktır!" sözü verenler... "Beni kör kuyularda merdivensiz bıraktın," diye sitem edenler... "Şimdi uzaklardasın," diyerek hiç dönmeyecek sevgililerine seslenenler...
Onların hikâyelerini paylaşırken, şarkılarında da kendinizi bulacaksınız...

6#: Piraye - Canan Tan

Okudukça, dizelerin anısına dalıp kendimden geçtikçe, tehlikeli bir biçimde özdeşleşiyordum Piraye'yle.
Tiyatro sahnemde, bundan sonraki rolüm belliydi artık. Nâzım Hikmet'in Piraye'si rolünü oynamak...
Peki bana eşlik edecek oyuncu kim olacaktı?
Bunu düşünmek bile anlamsızdı; karşımda Sazım vardı ya...
Şiir Yüzlü Piraye... kendi yazdığı senaryolarda yaşıyor.
... Kim olursa olsun; evleneceğim insan, benim varlığımı yok sayarak bir başkasıyla beraberlik yaşayacak ve ben buna seryirci kalacağım ha...
Yazgıymış! İnanmıyorum yazgıya falan... Onu yaratan da, şekillendiren de bizleriz. Benim yazgım kendi çizeceğim yoldur! O yolda beraber yürümeyi kabullendiğim insanı da kimseyle paylaşamam ben...
Yazgıya bile kafa tutacak kadar yürekli... Özgürlüğe âşık!
Ancak, başkaları tarafından yerinden oynatılan kilometre taşlarının, gene başkalarınca gelişigüzel dizilmesiyle önüne serilen yolda yürümeye mecbur bırakılınca... İşler değişiyor.
... Hiç hayıflanma, o şiirsellikten uzak düştün diye. Gözlerini aç ve o günlerde göremediğin gerçeği gör artık...
Nâzım da o sevda yüklü dizelerini eliyle bir kenara itip, daha sıcak bulduğu kollara koşmamış mıydı?
Haşim'in yaptığı, onunkinden çok mu farklı?
... Kendince tanrılaştırdığın, tapınmaktan gurur duyduğun putların, gerçekte basit birer taş parçası olduğunu ne zaman kavrayacaksın?
Ama. gönlün gerilerde bir noktaya takılı kaldıysa eğer, sevinebileceğin bir gerçeklik duruyor orada.
İşte şimdi, Nâzım'm kızıl saçlı Piraye 'siyle tam olarak özdeşleştin.
Kutlu olsun.
Fırtına gibi bir yaşam öyküsünün başoyuncusu oluveriyor Piraye...

7#: Karanlığın Kızı (Gods&Monsters, #1) - Kelly Keaton

Her güzelliğin altında bir parça kötülük yatar.
Ari, yalnızlık ve kaybolmuşluk duygusunun önüne geçemiyor bir türlü. Buz mavisi gözleri ve asla değiştiremediği ya da kazıyıp atamadığı gümüş renkli, uzun, gür saçlarıyla hep dikkat çekiyor. Bakıcı ailelerin yanında geçen çocukluğunun ardından, nereden geld...iğini ve kim olduğunu bulma isteğine karşı gelemiyor.
Sorularına yanıt aramak için çıktığı yolculukta ona ışık tutan, uzun zaman önce ölmüş annesinden kalan bir mesaj: Kaç! Ari, birilerinin ya da bir şeylerin ona çok yaklaştığını hissediyor. Ama kimden kaçtığını ya da neyin onu takip ettiğini bilmeden kendini koruyabilmesi çok zor.
Bildiği tek bir şey var: Doğum yeri New 2’ye dönmesi gerektiği.
Kasırgaların vurduğu New Orleans’ın yeniden kurulmuş hali olan New 2’nin yönetimi dokuz ailenin elinde. Burası öyle sıradışı ki Ari’nin hiçbir farklılığı tuhaf kaçmıyor. Ama karşılaştığı her canlı –ne kadar ölümcül ve ürkütücü olursa olsun– ondan korkuyor.
Ari yanıtı bulana kadar durmayacak. Ama bazı gerçeklerin ortaya çıkması da bir o kadar korkunç ve tehlikeli...
Fantastik kurguda dünyalar birbirine giriyor! Şimşek Hırsızı ve Alacakaranlık severler, Karanlığın Kızı’nda karşılaşacakları birbirinden çekici karakterlerle bambaşka bir dünyaya adım atacak ve bu dünyayı çok sevecekler

Bu da ilk çıktığından beri merak ettiğim fakat parama kıyıp alamadığım kitaplardandı, ve aslında ilk Gidenler'den birine karşılık olarak gelmedi. Aynı kullanıcıyla iki kere takas yaptığımızdan dolayı, ben ikinci kitabı daha sonraki bir tarihte kargoladım, oysa iki kitabı da aynı paketle gönderdi; böylece de kitaplar elime aynı gün ulaşmış oldu!  

Şu takas işi beni çok sardı valla, sanırım okudukça daha bir sürü kitabımı takasa koyacağım. Ukitap oldukça güvenilir bir site, şu ana kadar hiçbir sıkıntı yaşamadım. Kargo şirketlerinden doğan sıkıntıları saymıyorum elbette. :P Yakın zamanda iki ayrı "yeni kitap" yazısı daha yazacağım, ya da belki o iki yazıyı birleştirip yazarım, emin değilim, fakat henüz sizlerle paylaşmadığım birkaç kitabım daha var! Birkaç kargo daha bekliyorum, onlar da gelsin, öyle, hepsini tek bir yazıda yazayım istediğim için sanırım daha bekleyecek o. Neyse :P

Eğer beni Ukitaptan bulmak isterseniz, profilim için tık tık

19 Ekim 2014 Pazar

Athena Facebook'ta! | Duyuru

Bir süredir açık olan fakat sadece blogda paylaştığım gönderilerin linklerini, falanını filanını paylaşmakta olduğum bir Facebook sayfam vardı; sonra dedim ki, Facebook sayfasında daha çok şey yapılabilir. (Bu "daha çok şey"in ne olduğu hakkında şu an oldukça az bir fikrim olsa da, her şey sırayla, zamanla, bunu da bulurum bir şekilde.)

Kısacası Facebook sayfamı daha aktif bir şekilde kullanmayı planlıyorum bundan sonra, bakalım bu nasıl ilerleyecek. Bilen bilmeyen, gören görmeyen, bakmaya üşenen falan vardır diye de duyurayım dedim: Athena Facebook kullanıyor!

Facebook sayfama gitmek için sayfanın kenarındaki "Athena Facebook'ta" kısmına bakabilir ya da sayfanın tepesindeki resme tıklayabilirsiniz :3

http://athenaninguncesi.blogspot.com.tr/ Kunai