28 Ocak 2016 Perşembe

Adı: The Wrath and the Dawn
Yazarı: Renee Ahdieh
Yayınevi: G.P. Putnam's Sons Books for Young Readers
Sayfa Sayısı: 416
Goodreads Puanı: 4.23
Seri: The Wrath and the Dawn #1
Puanım: 5/5

A sumptuous and epically told love story inspired by A Thousand and One Nights

Every dawn brings horror to a different family in a land ruled by a killer. Khalid, the eighteen-year-old Caliph of Khorasan, takes a new bride each night only to have her executed at sunrise. So it is a suspicious surprise when sixteen-year-old Shahrzad volunteers to marry Khalid. But she does so with a clever plan to stay alive and exact revenge on the Caliph for the murder of her best friend and countless other girls. Shazi’s wit and will, indeed, get her through to the dawn that no others have seen, but with a catch . . . she’s falling in love with the very boy who killed her dearest friend.

She discovers that the murderous boy-king is not all that he seems and neither are the deaths of so many girls. Shazi is determined to uncover the reason for the murders and to break the cycle once and for all.

Bazen haklı olmaktan nefret edersiniz. Bu kitap bana bu duyguyu yaşattı. (Ama nedenini açıklayamam çünkü okumak isteyenlere büyük haksızlık olur!)

Orijinal Bin Bir Gece Masalları'nı okumadım fakat hikayenin nasıl ilerlediğini az çok biliyorum. Bildiklerim de hikayenin (en azından başlarının) nasıl ilerleyeceğini tahmin etmem için yeterliydi. Bir noktadan sonra hikaye aldı başını gitti ve ben de peşinden sürüklenmekten başka bir şey yapamadım.

Şu an bile, bu satırları yazmaya çalışırken sakin kalamıyorum. Düşüncelerim etrafa saçılmış durumda, içimden gelen şey aslında bir kitap yorumu yazmak değil de, kitabın başlangıcından sonuna kadar olan biten her şeyin arkasından giflerle tepki vermek. Gerçekten, şu an hissettiklerimi birkaç gifle özetleyebileceğime eminim

Kitabın başlarında ben:

Kitabın ortalarında ben:


Kitabın sonunda ben:

Abartmıyorum. The Wrath and The Dawn kadar önemli bir konuda asla abartmayacağıma emin olabilirsiniz.

Öncelikle, kitabın adı o kadar uygun ki! Ana karakterimiz olan Şehrazat (kitapta yazıldığı gibi: Shahrzad veya Shazi), en yakın arkadaşı Caliph of Khorasan (sanırım ortalama bir şekilde Horasan Kralı diye çevirebiliriz ama tureng.com bana çeviri olarak halife kelimesini öneriyor fakat karakterin dinle pek bir ilgisi yok) Khalid tarafından öldürüldüğü için onu alaşağı etmek istiyor, deli bir öfkesi var. Çünkü karakterimiz, tıpkı orijinal masallardaki gibi, eşlerini her şafakta idam ediyor.

Ana karakter Shazi'den tutun, kitabın birçok noktasında kafasına birkaç bir şey fırlatmak istediğim Tariq'a kadar, kitaptaki her bir karaktere bayıldım! (Kötü olanlarına bile. Kızmak yok, darılmak yok.) Hepsi o kadar başarılı, o kadar özenli yaratılmışlar ki, bir tane bile kusur gözüme çarpmadı. Tabii heyecan ve mutluluktan kendimden geçtiğim anlarda kusur arar gibi bir halim de yoktu ama olsun.

Ta en baştan kitabın sonuna kadar, karakterlerin gelişimi ve ilerleyişi harikaydı. Duygular ve gösterilme biçimleri ya da onlardaki değişim beni hiçbir şekilde rahatsız etmedi. Hiçbir şey aceleye getirilmiş hissettirmedi; aksine her şey son derece doğal, düzgün, olması gerektiği hızda ilerliyordu benim için. Özellikle, Khalid ve Shazi arasındaki ilişki... o kadar doğal, güzel ve güzeldi ki. (Biliyorum iki kere güzel dedim ama ne kadar dersem diyeyim, yetmeyecekmiş gibi geliyor!) Nefretten aşka, ölçülü soğukluktan koşulsuz güvene ilerleyiş!

Ayrıca bir sahne vardı, kitabı kimse için mahvetmek istemiyorum ama kalbim eridi. Sıvılaştı, aktı ve sonra puf! 

Tariq, kitabın ilk başlarında sevdiğim, sonlarına doğruysa kafasını kopartmak istediğim bir arkadaştı. (Gerçi bu kafa kopartma isteği tamamen Shazi ve Khaled'in ilişkisine gelebilecek herhangi bir tehditi ortadan kaldırma isteğimle de alakalı olabilir tamamen. Güvenmeyiniz.) Ama cidden. Bir insan nasıl bu kadar sinir bozucu olabilir? 

Jalal, yan karakterlerden favorim olabilir. Khaled'in kuzeni ve askeri bir şeylerin başı - neydi tam hatırlayamıyorum - olmasının yanı sıra, Shazi'ye son derece değer veren, mantıklı konuşan, yer yer Khaled'i yola getirmeye çalışıp hiçbir yere varamayan, nazik, kibar bir ruhtu bence. 

Tabii bir de Despina var. Adı, okuldan bir arkadaşım olan Destina'ya çok benzediği için tüm kitap biraz değişik hissettirdi bana. Kitabın başlarında hiç sevmemiştim, sonra git gide ısındım kızcağıza.

Ayrıca kitapta büyü var! Gerçekten büyü! Ve uçan bir halı! Ve hikayeler! Hikayeleri sadece Shazi anlatmıyor hem. Sevgisiz bir canavar, en yakın arkadaşından koparılmış bir kız, büyü, uçan halılar, aşkının peşinden isyana giden bir genç adam, canavarın altındaki genç adam, yani on sekiz yaşındaki bir çocuk-kral!

Daha ne olsun? Daha ne isteriz?

Kitabın beni zorlayan tek kısmı dili oldu. İngilizce okuduğum için yer yer yoruldum, bana pek tanıdık olmayan ekler ve kelimeler beni yavaşlattı ama bu bile kitabı başladığım gün bitirmeme engel olmadı! Ki ben bugün dışarı çıkmıştım, yani tüm gün evde kitap okuyor da değildim. O denli hızlı okudum. O denli aktı. Dilinin kolay olmamasına rağmen. Eğer İngilizce kitaplara yeni başlıyorsanız, bu kitabı şiddetle önermiyorum. Daha kolay kitaplar kesinlikle bulabilirsiniz.

Bir de, kitabı okurken Shazi ve Khaled'in olmadığı sahnelere karşı çok büyük bir sabırsızlık taşıdım içimde. Sanki geri kalan hiçbir şey önemli değilmiş gibi! Ama sabırsızlığıma rağmen oturdum ve okudum. (Aferin bana.) Ama bana gerçekten daha çok Shazi ve Khaled lazım. Bu yetmedi. YETMEDİ.

Beni ikinci kitabın yanına fırlatın. Şimdi. Hemen.

Bu kitaba demek istediğim tek bir şey var:

27 Ocak 2016 Çarşamba

Adı: Köpek Düşleri
Orijinal Adı: Underdog
Yazarı: Markus Zusak
Yayınevi: Martı Yayınları
Sayfa Sayısı: 160
Goodreads Puanı: 3.40
Seri: Wolfe Brothers #1
Puanım: 2/5

Yalnızca gözyaşlarıyla yıkananlar kazandım diyebilir!

Adım Cameron Wolfe.
Şehirde yaşıyorum.
Okula gidiyorum.
Kızlarla aram hiç iyi değil.
Biraz akıllıyım.
Pek fazla sağduyum yok.

Markus Zusak, Köpek Düşleri'nde hiç istemediği bir hayata gözlerini açan bir çocuğun çırpınışlarına odaklanıyor. Arızalı çocukların acımasız dünyasına adım atan yazar, erkeklik hallerinin sert ve bilinmeyen kuralları üzerinde durarak, dibe vurmaktan çekinmeyenlerin korkusuz hikâyelerini mizah yüklü bir dille ele alıyor.

Okuduğum ilk Markus Zusak kitabı olan Köpek Düşleri, ne yazık ki bende umduğum etkiyi yaratmadı. Yazar hakkında sıralanan övgülerden dolayı bir beklentiyle, bir umutla başlamıştım kitaba fakat kısa olmasına rağmen bitirene kadar canım çıktı ve can sıkıntısından ölecek duruma geldim.


Kitap, 15 yaşında, ergenlik çağının ortalarını yaşayan, Cameron Wolfe adlı bir oğlan çocuğunu anlatıyor. Cameron'ın kendinden büyük üç kardeşi var, Steve, Sarah ve Ruben. Yaşları birbirine en yakın olduğundan, Cameron ve Ruben sürekli beraberler. Çoğunlukla başlarını belaya sokuyorlar, saçma sapan işlerle uğraşıyorlar ve kitaptaki ortalama erkek çocuğunun yaptığı diğer şeyleri yapıyorlar.

Bu kitabı sevmemiş olmamın birçok nedeni var fakat çoğu bir ana nedenden doğuyor: Cameron'ın hayatı, benim hayatıma zerre benzemiyor. Çoğunlukla, bize benzemeyen, hatta bizden ölesiye farklı karakterlerin hayatlarını okumanın bir okuyucuya büyük katkılar sağladığı söylenir fakat bu kitapta işler pek öyle işlemedi. Açıkçası, bana hiçbir şekilde benzemeyen bu çocuğun hayatını okurken çoğunlukla sıkıldım. Bir olay örgüsü yoktu. Kitabı okuyordum okumasına ama neden? Bunu okumak beni hangi sonuca götürecekti? Cameron her ne kadar kitabın sonunda kendisi için bir sonuca varmış olsa da, kitabın okuyucusu olan ben için pek bir şey değişmemişti.

Cameron, çevremdeki kimseye de benzemediği için, onunla empati yapmam zorlaştı, yer yer imkansızlaştı. Tanıdığım 15 yaşındaki erkeklerden hiçbiri Cameron karakterini andırmıyor. Karakterin kafa karışıklığı, sanırım onunla ilgili olarak anlayabildiğim tek şey. Bikini dergisindeki kızlara bakıyor, sonra o kızlara baktığı için kendine kızıyor. Ruben'le beraber sorun yaratıyor, sonra Ruben'le beraber sorun yarattığı için pişman oluyor. Ve daha birçok başka durum. Ama ne kavgacı kişiliğini, ne yer yer içinde bulunduğu aşağılık kompleksini, ne de ondan para isteyen eski bir arkadaşına elinde bulunan tüm parayı vermesini anlayamadım. 

Anlayamadığım şeyler listesi bu kadarla sınırlı değil tabii. Babasıyla beraber çalıştığı bir evde, Rebecca adlı bir kızla tanışıyor ve kızla birkaç dakikalık bir tek cümle sohbeti sonrasında, kıza aşık oluyor. Kız, dergilerde gördüğü kadınlardan farklı olarak gerçek olduğu için hem de. Uzun uzun, bu kızla ilgili gerçek şeylerin bir listesini yapıyor hatta. Sonra, hayatının büyük bir kısmını Rebecca'nın iyi olması adına dua ederek, Rebecca'yla konuşursa ne yapacağını planlayarak ve Rebecca eğer bir şekilde ona ilgi gösterirse, onu nasıl incitmeyeceğini tekrarlayarak geçiriyor.

Ve tabii rüyalar. Kitabın adı boşuna Köpek Düşleri değil; kitabın yazarı olan Cameron, her bölümün sonunda bir rüyasını anlatmayı ihmal etmiyor. Rüyalar, gencin bilinçaltına bir pencere sunarken, açıkçası bilinçaltına zerre ilgi duymadığımdan, okurken beni sadece sıktı. Hatta bazı rüyaları sadece üstün körü okudum çünkü kitaptaki - varlığı tartışılır olan - genel amaca hiçbir katkı sağlamıyordu. Yorucu ve sıkıcıydılar.


Yazar, kitabında, ergenlikte olan ortalama bir erkeği bence yeterince iyi resmetmişti (tabii benim bu konudaki düşüncelerim ne kadar önemlidir bilemeyeceğim, ne de olsa asla ergenlikte olan ortalama bir erkek olmadım) fakat bunun bana, ergenliğin sonlarına doğru ilerlemeye çalışan bir genç kıza faydası ne?

Kitabı okurken eğlenmedim. Sayfalar kendiliğinden çevrilmedi, kelimeler akıp cümlelere dönüşmedi ve ben de kendimi satırlarda kaybolurken bulmadım. Karakterlerden hiçbirine fazladan sempati beslemedim. Böyle olunca, okumak iyice zorlaştı. Olan biteni az çok anladım ama benim hayat görüşümde, kimlik algımda veya ergenliğe bakış açımda hiçbir şey değişmedi.Yani kitap genel olarak bana pek bir şey katmadı. (Eminim biraz düşünsem kitabın bana katmadığı daha birçok şey bulabilirim ama saat 0.33 ve üzerinde daha çok düşünmek istemiyorum.)

Kitabın çevirisi ise ehti. Tam olarak nerelerde hata olduğunu gösteremem belki fakat kitap çeviri kokuyordu, bu da beni romanın içine girmekten alıkoydu. Ayrıca, bazı yerlerde hatalı çeviri olduğuna yemin edebilirim. O kadar rahatsız etti yani. Belki yazarın kalemi böyledir, bilemeyeceğim, ama eğer öyleyse çevirmen arkadaştan özür dilerim. Ama okurken sürekli yüzümü buruşturduğum bir gerçek.

Sonuç olarak, kitabı okuyabilirsiniz ve belki benden daha çok beğenebilirsiniz fakat bana göre bir kitap değildi ve açıkçası okumasaydım, hiçbir şey kaybetmezdim; tıpkı okuduktan sonra hiçbir şey kazanmadığım gibi. 

23 Ocak 2016 Cumartesi

Adı: Of Neptune
Yazarı: Anna Banks
Yayınevi: Feiwel & Friends
Sayfa Sayısı: 336
Goodreads Puanı: 3.85
Seri: The Syrena Legacy #3
Puanım: 5/5

Bu kitabın beni bu kadar sarsmış olmasına hala inanamıyorum!

Serinin ikinci kitabı olan Of Triton'u bitirdiğimde, bir üçüncü kitabın ne işe yaracağını sorgulamıştım çünkü seri ikinci kitapla beraber, pekala bitebilir gibi duruyordu ve bir kitap daha olması sadece konunun uzatmalara girdiği izlenimini yaratmıştı bende. Sonuçta, ikinci kitap o ana kadar bize sunulan tüm sorunları çözüyor gibiydi; yanılmışım!

İlk başlarında sıkıldığımı itiraf etmeliyim ama bu sıkıntının nedeni tamamen benim kitaba olan önyargımdı. Tabii bu durum, önyargımla beraber, iki karakterimiz Neptune kasabasına ayak bastığı an puf! deyip havaya karıştı. Neptune, Emma gibi melezlerle dolu bir Sirena kasabası ve okyanustaki akranlarından uzun yıllar boyu gizli kalmayı başarmış bir yer. Emma'nın neden bu kasabada biraz zaman geçirmek isteyeceğini tahmin edebiliyorsunuzdur herhalde. Benzer sebeplerden dolayı da Galen, Emma'yı kasabadan götürmek için biraz fazla hevesli davranıyor.

İşlerin karışması sadece an meselesiydi ve karıştıklarında çıldırdım. Kelimenin tam anlamıyla hem de! Kitabın sonunun mutlu biteceğini düşünüyordum, o yüzden olan bitenin karışmış olmasından çok, karışıklığın ne kadar sinir bozucu olduğunu düşünerek kitaba ve karakterlere sinirleniyordum. Hele bir de sınav haftasında olduğum için, kitabı istediğim kadar hızlı okuyamadım ve bu da rahatsızlığımın artmasına neden oldu.

Bu kitapta bize birkaç yeni karakter sunuluyor ve bunlardan biri de, daha ilk andan Emma'ya duyduğu ilgiyi saklamaya gerek duymayan, melez Reed. Galen'in kıskançlık krizlerini izlemek eğlenceli değildi fakat Emma'nın yaşadığı, "aslında başka seçeneklerim de var" anları bence gerekliydi. Galen ve Emma'nın ilişkisini bozabilecek şeylere karşı pek toleranslı olamıyorum da... (Buna Galen'in kontrol ihtiyacı da dahil. Ama bence kendini iyi tutuyor.)

Kitabın sonu çok tatmin ediciydi. Sahneler gözümde birebir canlandı ve okurken içimi ısıttı. 

Belki, birkaç nesil sonrasını anlatan bir yan seri yazılabilir. Kraliyet ailesi ve Arşivlerin nasıl değiştiği, modernleşen ve insanlarla kaynaşmak durumunda kalan Sirenaların nasıl yaşadığıyla ilgili, ama yazarın böyle bir şey yapacağını sanmıyorum. Belki kısa kesilse tatlı olacak bir hikayenin üzerine çok gitmek de olabilir, bilemiyorum.

Ama gerek okurken heyecandan ve sinirden öldüğüm anlar olsun, gerek bir kapanış olsun, Of Neptune gerçekten okurken, içindeki bazı boşluklara rağmen dolu hissettiren, okuyucuyu da içine çeken, güzel bir kapanış romanı oldu.

14 Ocak 2016 Perşembe

15 Gün, 10 Kitap! #3 | 16-31 Ocak 2016


Ve ikinci on beş günün de sonuna geldik. Ben yine ve elbette listeme sadık kalmadım :) Bu sefer ama tamamen farklı ve doğaçlama bir listeyle ilerledim... (Utanıyor muyum? Hayır! Hehe) Bakalım bu sefer neler neler okumuşuuum:

1. The Beautiful Ashes / Jeaniene Frost / Harlequin / 384 Sayfa
2. Cruel Beauty / Rosamund Hodge / Balzer + Bray / 336 Sayfa
3. Darkfever (Karanlık Ateş) #1) / Karen Marie Moning / Delacorte Press / 382 Sayfa
4. Bloodfever (Kan Ateşi) #2 / Karen Marie Moning / Delacorte Press / 337 Sayfa
5. Faefever (Peri Ateşi) #3 / Karen Marie Moning / Delacorte Press / 352 Sayfa 
6. Dreamfever (Rüya Ateşi) #4 / Karen Marie Moning / Delacorte Press / 400 Sayfa
7. Shadowfever (Gölge Ateşi) #5 / Karen Marie Moning / Delacorte Press / 688 Sayfa
8. Iron Crowned / Richelle Mead / Zebra Books / 385 Sayfa
9. F*ck Love / Tarryn Fisher / Smashwords / 257 Sayfa
10. Splintered / AG Howard / Amulet / 403 Sayfa

Toplam okunan sayfa: 3924
En çok okunan yayınevi: Delacorte Press
(Malum serinin farklı kitapları farklı yayınevlerinden çıkmıyor yurtdışında...)

Ve bu - listeme sadık kalmayarak - tamamladığım ikinci on beş gün hedefi! Bu seneki yıllık hedefim olan 50 kitabı hayli hayli geçeceğim gibi duruyor :) Ayrıca, listelere ne kadar uyamasam da işte üçüncü on beşlikte okumak istediğim kitaplar!


1. Unhinged / AG Howard / Amulet / 400 Sayfa
2. Ensnared / AG Howard / Amulet / 420 Sayfa
3. The Moth in the Mirror / AG Howard / Amulet / 40 Sayfa
4. Dangerous Lies / Becca Fitzpatrick / Simon & Schuster / 400 Sayfa
5. Passenger / Alexandra Bracken / Disney-Hyperion / 464 Sayfa
6. Kuşatma / Brandon Sanderson / Akılçelen Kitaplar / 648 Sayfa
7. Sondan Sonra / Amy Plum / Akılçelen Kitaplar / 328 Sayfa
8. Of Poseidon / Anna Banks / Feiwel & Friends / 337 Sayfa
9. Of Triton / Anna Banks / Feiwel & Friends / 337 Sayfa
10. Of Neptune / Anna Banks / Feiwel & Friends / 337 Sayfa

Bu sefer kitapları neden okumak istediğimi yazmayacağım; hem üşeniyorum hem de o kadar vaktim yok :( Birazdan gidip akşam yemeği yiyeceğim, sonra hızlı bir duş alacağım ve yarınki matematik sınavına hazırlanmam lazım! O kadar kötü durumdayım ki, 40 alıp oturacakmışım gibi hissediyorum. Bana şans dileyin...

11 Ocak 2016 Pazartesi

2015'te Okuduğum En İyi 15 Kitap

Herkese merhaba!

Bu listeyi oluştururken biraz zorlandım çünkü serilerin devamı niteliği taşıyan kitapları listeye almamakta kararlıydım. Öyle de olunca, ne kadar 100'den fazla kitap okumuş olsam da, bir en iyi kitaplar listesine koymak isteyeceğim 15 kitap bulmakta zorlandım; fakat sonunda gözüm kapalı önerebileceğim kitaplarla dolu bir liste oluşturmayı başardım!

Listeye baktığımda, yılın ilk aylarından değil de son aylarından kitap seçmiş olmam bence zevkimin geliştiğine dair bir şeyler diyor. Listenin büyük çoğunluğu, senenin sonuna doğru okuduğum kitaplardan oluşuyor! Neyse, çok uzatmadan listeye geçiyorum. :)

Not: Listeyi belirli bir sıraya göre yapmadım.

Kağıt Ev - Carlos Maria Dominguez
Kısa ama bir o kadar anlamlı. Kitap okumayı, almayı ve biriktirmeyi seven herkesin okuması gereken bir roman olduğunu düşünüyorum. Bunu okumamın ardından durup tüm kitaplarımı etrafa dağıtmayı düşündüğüm doğrudur...

Çocukluğun Sonu - Arthur C Clarke
Benim bilimkurguyla daha net bir tanışma yaşamamı sağlayan,  önyargılarımı kıran efsane kitap. Bayağı etkileyici bir şekilde sonlanarak beni düşünmeye sürüklemişti. Daha detaylı bir yazı için tıklayın.

Son İmparatorluk - Brandon Sanderson
Ne uzun ne de kısa bir şekilde yorumlayabileceğimi sanmıyorum. Devasa cüssesine rağmen üç günde bitirdiğim, ardında beni bir duygu karmaşası içinde gözleri yaşlı bir şekilde bırakan, mükemmel kitap. Fantastik seven herkes okumalı. Beş üzerinden altı.

Ritmatist - Brandon Sanderson
Brandon Sanderson'ın okuduğum ilk romanı. 10 yaş ve üzeri bir kitleye (sanırım) hitap ettiğinden bir Son İmparatorluk değil ama kendi türünde bir harika. Son derece akıcı ve sürükleyici, yaratıcılıkla süslenmiş bir fantastik roman.

Yolun Sonundaki Okyanus - Neil Gaiman
Neil Gaiman'ın herhangi bir kitabını yorumlayabileceğimi sanmıyorum. Gerçeklikle fantastik dünyayı mükemmel bir şekilde harmanlaması, üzerine kullandığı masum ve masalsı dil... Yolun Sonundaki Okyanus romanı ise çok, çok ayrı bir kitap. Gerçekten okunmalı.

Mezarlık Kitabı - Neil Gaiman 
Ana karakteri o kadar masum ki, okurken insan kendini çocukluğun masumiyetinde kaybolurken buluyor. Sınav haftamda okuduğum ve başımı ondan kaldıramadığım, akıcı ve sürükleyici, tatlı bir roman. Ayrıca Neil Gaiman yazdı :)

Storm Born - Richelle Mead
Türkçeye çevirisi nasıldır bilmem ama urban fantasy türünde, periler ve peri krallıkları, şamanlar ve hayaletler üzerinden ilerleyen bir fantastik. Eğer Gece Avcısı'nı veya Ateş Serisi'ni sevmişseniz, Richelle Mead'in Dark Swan'ı tam size göre. Tek sorun, seriyi çevirmiş bir yayınevi yok.

The Winner's Curse - Marie Rutkoski
Bu kitabı deliler gibi seviyorum. Politika ve yasak aşkın mükemmel bir karışımı, yalan ve entrikalar, güçlü ve zeki karakterler, bir köle ve bir generalin kızı... Yanılmıyorsam Pegasus Yayınevi tarafından çevrilecek olan bu roman, gerçekten kaçırılmamalı. Beklenti yükseltmek istemem ama sonuçta yılın favori kitapları listeme koydum, değil mi?

We Were Liars - E. Lockhart
Okuyan herkesin ağzını açık bıraktığı söyleniyor, doğrudur; ben de bu kurala istisna değilim. Genelde genç kurgu türündeki kitapları pek sevemesem de, bu kitap harikaydı bence. Sonunu hiçbir şekilde tahmin edemedim ve bittiğinde içimde buruk bir hisle baş başa kalmıştım.

Frostfire - Amanda Hocking
Bu kadının kitapları neden hala çevrilmiyor, inanın bilmiyorum. Bu kitap DEX tarafından yayınlanacak fakat muhabirlerimiz henüz bu iyi mi kötü mü emin değiller. İnsansı trollerin dünyasına adım atmaya hazır olun, bu seferki troll kabilesi, simgesi beyaz bir tavşan olan Kanin'ler. Bryn'i kesinlikle ilk serideki Wendy'den daha çok sevdim. Ayrıca kapaklar bir harika!

Karanlık Zihinler - Alexandra Bracken
Başladığım gün bitirmiştim sanırım. Çok bir şey diyemeyeceğim çünkü baştan sona bir macera olmuştu benim için. Distopya pek sevmiyorum ama bu tarz, bilimkurgumsu distopyamsı gençlik romanları gerçekten eğlenceli oluyor. Üçüncü kitabı istiyorum, hem de hemen şimdi!

Yaz Kılıcı - Rick Riordan
Okuduğum ilk ve tek Rick Riordan kitabı. Son derece esprili dili, bu dile uygun çevirisi ve 600 sayfa olmasına rağmen taşıması kolay baskısıyla bu tur kitabı kalbimi fethetmeyi başardı. Keşke ikinci kitap bir an önce çıksa...

İvan İlyiç'in Ölümü - Tolstoy
Rus edebiyatına çok uzak olmama rağmen anlayarak okumayı başarabildiğim için benim için çok büyük bir önem taşıyor. Ayrıca, okumamın hemen ertesinde kitabın taşıdığı anlamı canlı canlı yaşamış olduğum için çok çok çok farklı bir yeri var. (Hayır, kimse ölmedi.) Burayı birkaç alıntıyla süslemek isterdim fakat kitap yanımda değil. Ama gerçekten, okuyun.

Bayan Peregrine'in Tuhaf Çocukları - Ransom Riggs
Bu kitap sanırım sayfasıyla oranlandığında, yılın en hızlı okunan kitabı bile olabilir. (Sissoylu'dan sonra tabii!) Sabahında başladığım günün akşamında bitirmiştim. Son derece akıcı, sürükleyici ve meraklandırıcı bir roman... Bir şeyler eksik hissettirdiğinden tam puan veremesem de parlak bir 4 puan ile devamını merak ettiğim kitaplar arasına rahatlıkla girdi.

Bana Dokunma - Tahereh Mafi
Uzunca bir süre DEX'in kapakları nedeniyle uzak durduğum seriyi bu sene ekitap olarak okudum ve iyi ki de okumuşum! Gerçekten çok güzeldi. Karakteri, karaktere uygun anlatımı anlatımı ve yazarın olay örgüsüyle bu senenin favorileri arasına girmeyi hak ediyor. Tabii bir de benim Warner'a olan aşkım söz konusu :) Uzun süre boyunca yerini tutan bir karakter bulamadım. ^-^
http://athenaninguncesi.blogspot.com.tr/ Kunai