14 Ekim 2016 Cuma

Adı: The Murder Complex
Yazarı: Lindsay Cummings
Yayınevi: Greenwillow Books
Sayfa Sayısı: 416
Goodreads Puanı: 3.72
Seri: The Murder Complex #1
Puanım: 2/5

An action-packed, blood-soaked, futuristic debut thriller set in a world where the murder rate is higher than the birthrate. For fans of Moira Young’s Dust Lands series, La Femme Nikita, and the movie Hanna.

Meadow Woodson, a fifteen-year-old girl who has been trained by her father to fight, to kill, and to survive in any situation, lives with her family on a houseboat in Florida. The state is controlled by The Murder Complex, an organization that tracks the population with precision.

The plot starts to thicken when Meadow meets Zephyr James, who is—although he doesn’t know it—one of the MC’s programmed assassins. Is their meeting a coincidence? Destiny? Or part of a terrifying strategy? And will Zephyr keep Meadow from discovering the haunting truth about her family?

Action-packed, blood-soaked, and chilling, this is a dark and compelling debut novel by Lindsay Cummings.

SPOILER İÇERİR.


Bu kitabı merak etmemin iki sebebi vardı:

▪ Yazarın YouTube kanalını takip ediyorum ve nasıl yazdığını öğrenmeyi gerçekten çok istiyordum.
▪ Kitabın konusu ve kapağındaki "She's trained to survive, he's programmed to kill," yazısı.

Verdiğim puandan da anlaşılacağı üzere, kitap beni pek tatmin etmedi. Bunun en büyük nedeni, kitabın ortalama bir gençlik distopyasından ayrıldığı hiçbir hiçbir noktanın olmamasıydı.

Dünyadaki nüfus, aniden yayılan bir hastalık nedeniyle hızlı bir şekilde azalmaya başlıyor, ardından genç bir doktor buna bir çözüm buluyor ve aradan zaman geçiyor. Sonra da kendimizi, 16 yaşındaki ana karakter Meadow'un ağzından anlatılan bir distopyada buluyoruz.

Bu distopyada gördüğümüz bazı şeyler:
▪ GPS özelliği taşıyan çipler
▪ Topluluğu dünyanın kalanından ayıran bir duvar
▪ Açlık ve yokluk
▪ (Açlık ve yokluk nedeniyle) Birbirini öldüren insanlar
▪ Toplumda yerdeki sakız kadar değer görmeyen yetimler
▪ Kötü bir yönetim
▪ Kötü yönetimin karşısında duran bir Direniş
(not: adları gerçekten buydu. the Resistance.)
▪ Sevgisiz anne-babalar

Kitabın yarısı Meadow'un, yarısı Zephyr'in ağzından anlatılıyor. Ben genelde anlatıcının değiştiği kitapları pek sevemiyorum fakat bu kitapta anlatıcının değişmesi benim için pek de bir fark yaratmadı. Bu iyi bir şey mi, kötü bir şey mi bilmiyorum.

Ayrıca, Zephyr ve Meadow'un yaşadığı insta-love gerçekten çok sıkıcıydı. Bir an bakmışsınız neredeyse öpüşecekler, (ki bu ikinci konuşmaları falan, o noktaya kadar da aralarında geçen tek şey Meadow'un kan vererek Zephyr'in hayatını kurtarması. resmen #relationshipgoals), sonraki an Zephyr kızı öldürmeye çalışıyor. Meadow bunun üzerine diyor ki: "Zephyr'den nefret ediyorum," sonra bir bakmışsınız Koi'ye "Ona değer veriyorum."

Normalde karakterler arasındaki ilişkinin çalkantılı olduğu kitaplar gerçekten hoşuma gidiyor çünkü o çalkantı durulana kadar bir sürü şey oluyor ve kitaplarda #drama okuması eğlenceli, fakat bunun düzgün bir şekilde yapılabilmesi için aradan zaman geçmesi lazım ve bu kitaptaki olayların gerçekleşmesi bir ay bile sürmüyor.

Kızın hayatı resmen, the Initiative'de işe girdiği ilk birkaç günden sonra değişiyor. O zamana kadar kimse Meadow'dan haberdar değildi. O zamana kadar Zephyr, nasıl oluyorsa, Meadow'la hiç karşılaşmadı. (Birçok başka şey daha oluyor da anlatmakla zaman kaybetmek istemiyorum.)

Her şeyi geçtim, keşke kitap bu kadar klişe olmasaydı. Meğersem her şeyin suçlusu kızın annesiymiş! İnanabiliyor musunuz? İNANABİLİYOR MUSUNUZ ??? Ne kadar şaşırtıcı, ne kadar da şok edici. Hiç beklemiyordum gerçekten. 

Bir de Meadow adam öldürdükten sonra bir kere durup göz yaşı dökmedi. Bir kere bile. Tamam belki bir katil olarak yetiştirilmiş olabilir ama sonuç olarak kız hala 16 yaşında. (Bir de: kızın babasından nefret ettim.)

Kızın ağabeyi Koi ise tam bir gizemdi. The Initiative'den iş alamıyor çünkü rakibini öldürmeyi reddediyor fakat Zephyr'i öldürmek için fırsat kolluyor resmen. Evladım bir karar ver, katil misin değil misin? Meadow bir noktada bu arkadaşımızı "benim gibi katil değildi" diye tanımladığı için genel olarak öldürmeye karşı olduğunu düşünmüştüm fakat sonra bazı olaylar oldu ve acaba değil mi??? derken buldum kendimi. Kısacası KAFAM ÇOK KARIŞTI. 

Ayrıca Meadow tüm kitap boyunca "ailem ailem" diye gezindi ama onlara bu kadar çok değer vermesini sağlayan ilişkiyi ben kitabı okurken göremedim. Koi'yle sürekli kavga ediyorlar/tartışıyorlar gibiydi, babasıyla araları zaten hiç iyi değildi, küçük kardeşi Peri de küçüktü yani. Böyle oturup sırdaşlık ettikleri falan olmadı. O yüzden Meadow'un bu mücadelesinde onun yanında pek olamadım çünkü karakterler pek umurumda olmadı. 

Sonuç olarak, kitabın anlatımı güzeldi ama kendisi bana çok zorlama ve klişe geldi. İkinci kitabı okumayacağıma eminim. #sorrynotsorry

4 Ekim 2016 Salı

Yorum: Affet - Ayşegül Çiçekoğlu

Adı: Affet
Yazarı: Ayşegül Çiçekoğlu
Yayınevi: Müptela Yayınları
Sayfa Sayısı: 440
Seri: -
Puanım: 3/5

Hiç beklemediğiniz anda önünüzde açılıveren bir kapı, aşkın hayatınız boyunca kaçtığınız acılar ve sevinçlerle döşeli yollarında sizi yürümeye zorlayabilir. O gün geldiğinde yaşayacaklarınıza hazır mısınız?

"Emir, kapının açılma sesine doğru döndüğünde odadan vuran ışığın önünde dikilen Melek'i gördü. Omuzlarına dökülen kırmızı saçları arkadan vuran ışığın altında ateş gibi parlıyordu. Hiçbir şey söylemeden öylece bakakaldı bir süre. Sonunda sadece 'Uyanmışsın,' diyebildi. Sanki uyandığını anlamamış gibi..."

Yakışıklı ve huysuz işadamı Emir Zorlu'nun adı kadar masum asistanı Melek'le aşkın sınırlarını zorlayan hikayesi. Annesi tarafından terk edildiği günden beri kalbini sevgiye kapatan bu huysuz adam, beklemediği anda önüne çıkan bu deli aşkı kabul edip güzeller güzeli Melek'in sakin sularında durulacak mı? Yoksa aşkı görmezden gelip sevdiği kadını bir kenara atarak, önüne geleni ezip geçtiği bir imparatorluk mu kuracak? Affet, çocuk yaşta annesi tarafından terk edilerek dünyaya kalbini kapatan bir adamın beklemediği bir anda önüne çıkan masum bir melek sayesinde sevmeyi ve affetmeyi öğrenişinin hikayesi. 

Affet, bana okuyup yorumlamam için Müptela Yayınları tarafından gönderildi fakat bu durum kitap hakkındaki düşüncelerimi hiçbir şekilde etkilememektedir.

Bu kitabı okumak için elime almadan önce kapağını yarım saat kadar uzaktan kestiğim doğrudur ama tabii ki de bunun kitap yorumuyla uzaktan yakından alakası yok. Sadece kapağın hoş tasarımını takdir etmek istedim, o kadar.

Yorumun kendisine gelirsek.

Affet, başlarken az çok tedirgin olduğum ve geçmiş tecrübelerim nedeniyle de biraz önyargıyla başladığım bir kitap olmasına rağmen, çok kısa sürede hem tedirginliğimi söküp attı hem de önyargılarımı - birçok açıdan, en azından - bana yedirdi. Haksız çıktığım için mutlu olduğum zamanlardan birindeyiz kısacası.

Kitabın konusunu birkaç kelimeyle özetlemek gerekirse, "ünlü iş adamı, asistanına aşık oluyor," diyebiliriz ya da bunu biraz daha uzatarak "sert, acımasız, taş kalpli ünlü iş adamı, adı gibi melek, sevgi dolu, kendisinden kaç yaş genç olduğunu bir türlü hesaplayamadığım asistanına aşık oluyor" da diyebiliriz. (Şaka maka cidden Emir'in kaç yaşında olduğunu hesaplayamadım.) Ama kitap kesinlikle bundan ibaret değildi.

Öncelikle, kitapta Emre adından bir karakter vardı, (ki ismi çok güzel, kardeşimin adı diye de demiyorum) vardı yani. Aşık olduğu kadının ölümünün ardından iki yıl yas tutan, onu bir gün bile sevmekten vazgeçmeyen, annesine verdiği sözü tutmak için kendi acılarıyla yüzleşmek durumunda kalan biri Emre. Ve ağabeyi Emir'in aksine gerçekten harika biriydi. (Keşke kitap Emir yerine Emre hakkında olsaydı, kesinlikle daha çok severdim.)

Gerçekten Emre kitaptaki erkek karakterler içinden sevdiğim tek karakter olabilir. (Kitapta çok erkek karakter olduğundan değil gerçi.) Ama bence dünyaya daha çok Emre lazım. 

Emir ise pek sevdiğim bir karakter olamadı. Kitabın iki ana karakterinden biri olması da hiçbir şey değiştirmedi benim için. Kitabın en başlarında da sevememiştim. "Zengin iş adamı" tiplemesi bana hitap etmiyor pek olarak, bir de bu zengin iş adamı dünyanın en çekilmez insanı olarak tasvir edilince... hoşlanmamış olmam şaşırtıcı değil bence. 

Ama bazı sahneler vardı... çıldırdım. Gerçekten bir eziyetti o sahneleri okumak. İçimdeki küçük feminist kitabın içine girip Emir'i evire çevire dövmek istedi. Bir de bu adamın teknik olarak eğitimli, bilgili biri olması gerekiyor. (Sanırım eğitim bazen gerçekten hiçbir işe yaramıyor ya da o kısmı ben yanlış anladım.)


Bu ilki tam olarak bir sahne sayılmaz ama tek tek bundan önce gerçekleşen şeyleri eklemeye acayip üşendim, o yüzden bununla yetinmemiz gerekecek. Bunu okuduğumda aklımdan geçen ilk düşünce "Bir de tecavüz etmedi diye teşekkür mü bekliyor?" oldu. Sen kıza tecavüz sinyallerini ver, kız korksun, sonra tecavüz edeceksin sandı diye sinirlen, bir de üstüne "o kadınlara tecavüz etmezdi". Sağ ol ya, gerçekten sağ ol.


Ne zaman tek kişinin mutluluğu, iki kişinin mutluluğuna eşit oldu? Arada bir şey mi kaçırdım? Ne demek bize yeter? Kız açık ve net bir şekilde mutsuz. #hırrr


Ya bunun hakkında konuşmak bile istemiyorum. Resmen gözyaşlarım içime doğru akıyor. Ölüyorum anlasanıza. Gerçekten bunu gördüğümde o kadar kızdım ki, durup derin derin nefesler almam falan gerekti. Hani. Açıklama gerektirdiğini bile sanmıyorum.


Bunda da kitaba girip "İstediğiyle konuşur sana ne ya sana ne," tribi atasım geldi. Hayır telefon kırmak nedir? Biriyle konuşmasını istemiyorsan adam gibi söylersin nedenleriyle ama son kararı vermek hala karşındaki kişinin bileceği iştir. Kızın arkadaşları olabilir. Ne fark eder evliyse? Hayır bir de, "Ben senin kocanım. Bu da her şeye hakkım var demek oluyor," nasıl bir mantık? Saniyesinde boşamıştım. (!!!)

Sonuç olarak: Emir'den hoşlanmıyorum. Kitabın başında sevmemiştim, bu sahneler geldikçe iyice tiksindim, kitabın sonlarında da bana kendini Affet'tirmeyi başaramadı açıkçası. O ne öyle ya? Melek sanki insan değil, mal mülk. Bu nasıl bir kafa yapısı? Bunları yazarken bile sinirlendim yemin ediyorum.

Not: Yazarın bu gibi karakterler yazma hakkı olduğunu kabul ediyorum fakat aynı zamanda benim de bir okur olarak bu gibi karakterleri sevmeme hakkım var. Yazarın Emir gibi birini yazmayı seçmesine saygı duyuyorum fakat Emir'in kendisine saygı duyamıyorum. Ki bu da hiç sorun değil çünkü Emir gerçek değil ve ona saygı duymadığım için bir köşeye geçip ağlayamaz.

Bunu da aradan çıkarttığımıza göre, kitabın sevdiğim kısımlarına gelebiliriz. Emre'den zaten bahsetmiştim. Yazar, kitaba karakterlere can veren ayrıntılar ve hikayeler eklemiş ve bu gerçekten kitabın çok sevdiğim yanlarından biriydi. Birinci bölümden önceki kısa bölümün kitaba sonradan bağlanmasını fakat bunun hemen olmamasını, "Ne alaka acaba?" diye bana düşündürtmesi çok hoşuma gitti mesela.

Ayrıca kitabın dili gerçekten harika bir akıcılığa sahipti ve kendini sular seller gibi okutuyordu. Sürükleyiciydi ve elimden bırakmak istemedim. Emir'i sevmemiş olabilirim, (hatta bazen nefret etmiş de olabilirim) fakat Affet'i elimden gerçekten bırakamadım. Kelimeler yan yana o kadar doğal bir şekilde gelmişti ki, okurken insanın içini tırmalayan bir durum oluşmuyordu ve bu çok takdir ettiğim bir şey. 

Karakterlerin gelişimi ise muazzamdı. 440 sayfa içinde kimler nasıl değişti, nasıl farklılaştı inanamazsınız. Neler oldu neler bitti, hangi dağları yakıp kül ettiler... Gerçekten bazı yerleri şaşkın bakışlarla okudum. Gerçekten harika ve korkutucu ve yeni şeyler oldu ve GÜZELDİ. Karakterlerin geçtiği yolları gördüm, onlara bu yolculukta bir nevi eşlik ettim ve vardıkları yere bakıp gururlandım. Şimdi hakkını yemeyeyim, Emir bir noktadan sonra kendini toparladı fakat kırılan bardak asla eskisi gibi olamaz misali, bir türlü sevemedim. Nefret de etmedim bir yerden sonra ama yok ya. Olmayınca olmuyor. (Evet aklım hala burada.) (Ve Emir cidden çok değişiyor.

Gelecekte kesinlikle Ayşegül Çiçekoğlu'nun başka kitaplarını okumayı istiyorum. İlk defa kendimi bu tarz kitaplara karşı umut dolu hissediyorum ve bu harika bir his. HARİKA BİR HİS. Bu tarza olan önyargılarımı kırdığı, beni yeni ve takip etmeyi isteyeceğim bir yazarla tanıştırdığı ve ihtiyacım olan bir dönemde kafamı dağıttığı için Affet'i iyi ki okumuşum diyorum. 

Not: Emir'i sevmiş olsaydım kitaba 4 puan verirdim.
Not 2: Ama sevmedim.
Not 3: #sorrynotsorry
http://athenaninguncesi.blogspot.com.tr/ Kunai